Kentsel dönüşümde yeni dönem
Ekonomi
Kentsel dönüşümde yeni dönem
Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum her yıl 300 bin konutun dönüştürüleceğini bunun 30 binini ise bakanlığın yapacağını açıkladı. Hiçbir konutun yarım kalmayacağını da vurgulayan Bakan Kurum,''Vatandaşlarımızın haklarını güvence altına almak için yatırımcılarımızdan yapım bedelinin yüzde 10'u kadar teminat alınacak ya da tamamlama sigortası istenecek.'' dedi.
Yeni Şafak
İstanbul’da neler oldu?
İstanbul’da neler oldu?

Hem Cumhurbaşkanı Erdoğan son birkaç gündür yaptığı çeşitli değerlendirmelerinde sık sık değindi, hem de AK Parti’nin 31 Mart Yerel Seçimleri Manifestosu’nda yeraldı. Buna göre birincisi, AK Parti önümüzdeki dönemde kentsel dönüşüm konusundaki adımlarını daha hızlı atacak, ikincisi de dikey mimariden yatay mimariye dönüş yapılmaya çalışılacak.

Video: İstanbul’da neler oldu?

Bırakın İstanbul’u; arsa sorunu olmayan, rant gibi bir problemi de bulunmayan Orta Anadolu’nun hektarlarca bozkırları bulunan dümdüz, geniş şehirlerinde bile en az 10’ar 15’er katlı konutlardan oluşan ve bana sadece gülünç gelen yapılaşma biçimine bakılınca; bunun ne kadar mümkün olabileceği elbette tartışılır. Kentsel dönüşümle ortaya çıkan tatlı kârın, hepsi birer köpekbalığı olan müteahhitlerin elinden nasıl alınıp da, ederinin altında bir miktara zorlanan kat sahiplerine verileceği de kocaman bir soru işareti…

Ama bu konuya geçmeden önce, AK Parti’nin ve elbette ondan önceki Refah Partisi’nin İstanbul özelindeki belediyecilik tarihini kısaca değerlendirmek gerekiyor. Bu noktada, çöp dağları ya da akmayan musluklar gibi, sosyal demokratların yüzüne çarpmak için argüman tokadı haline getirilmiş o cümleleri tekrarlayacak değilim. Ama İstanbul’da yeterince uzun süre yaşamış olan herkesin teslim edeceği gerçek şu ki, önce Refah sonra AK Parti döneminde şehrin periferisiyle merkezi arasındaki görüntü mesafesi daraltıldı.

Sözgelimi bir zamanlar Büyükşehir Belediyesi’nin ulaşım araçları sadece belli bölgelere hizmet verirdi. Pek çok ilçe belediyesi de, kendi işlettiği otobüslerle ilçe merkezinin çevresine yayılmış bulunan tenha mahalle ve beldelerine günde birkaç kez sefer düzenlerdi. Büyükşehir Belediyesi’nin ücra noktalara değil sadece ana arterlere hizmet veren otobüsleri kırmızıysa, bir başka ilçe belediyesinin otobüsü mavi renkte olurdu. O dönem Refah Partisi’nden Belediye Başkanı seçilen Erdoğan bu görüntüyü birkaç yıl içinde ortadan kaldırdı. Ulaşım büyükşehir nezdinde tek elde toplandı. Böylece bir ilçeden diğerine gitmek istediğinde en az iki ulaşım aracı değiştirmek zorunda kalan vatandaşın hem merkeze ulaşımı kolaylaştı, hem de uzun mesafe yolculuklara getirilen indirimlerle daha ucuzlamış oldu. Şehir içinde seyahat demokratikleşti.

Öte yandan son 20-25 yıl içerisinde peyzaj çalışmalarından yollarına dek şehir standartlaştırıldı. Mesela bugün Kartal’ın üst tarafında bulunan Yakacık semtindeki bir çocuk parkıyla, Teşvikiye’deki bir park arasında ne görüntü, ne de çocukların kullanımına sunulmuş araçlar bağlamında büyük bir nitelik ya da nicelik farkı yok.

Yeni yapılan -konut ya da işyeri- binalarda da bir standartlaşma var. Yirmi ya da otuz yıl önce olduğu gibi “iki göz oda yapıp baş sokma” durumu neredeyse kalmadı. Zira işler artık eskiden olduğu gibi, arsa sahibinin malının üstüne kısıtlı imkanlarıyla kervan yolda düzülür misali parça parça odaları birbirine ekleyerek ev yapması şeklinde olmuyor; her şey profesyonelleşti, işi artık neredeyse tamamen büyük ya da küçük müteahhitler yapıyor ve müteahhitlerin yaptığı işlerde de ama asgari standartlarda işlevsellik açısından ama lüks standartlar açısından bir sınır mutlaka bulunuyor.

Eski binalarda hem görüntü hem de işlevsellik açısından hala büyük sorunlar olduğu doğru ama mesela artık, yalıtımı iyi yapılmadığı için ısınma sorunu yaşayan ya da mühendislik hatası ya da malzemeden çalma yüzünden pencerelerinden su alan yeni yapılmış konut –en azından benim bildiğim- yok. Çünkü ilçe belediyeleri denetliyor. Elbette Sefaköy’deki bir evin değeriyle Cihangir’dekinin fiyatı arasında eskiden de uçurumlar vardı, şimdi de var; ama bunun nedeni artık temel standartlar ve işlevler değil; Cihangir’deki evin rant bedelinin daha yüksek olması…

Özetle, geçtiğimiz 25 yıl içinde şehrin imkanlarının kenarda, çeperde kalmış tüm sakinlere doğru yaygınlaştılmaya çalışıldığını; henüz tamamen başarılamasa da yollarda, ulaşımda, parklarda, halka açık spor, kültür gibi çeşitli türden tesislerde, temel imkanların merkez ve çevreye hemen hemen eşit şekilde paylaştırıldığını söylersek abartmış olmayız…

Öte yandan tüm bu standartlaşmayla çelişkili gibi görünse de aynı İstanbul giderek daha da içinde yaşanmaz hale geliyor. Ne ilginçtir ki, bunun da en büyük sebeplerinden biri belediyeler. Sadece İstanbul’un kalbine bıçak gibi saplanmış bulunan gökdelenler değil, şehrin her yerine yayılmış olan dikey mimari konusu şimdiye dek bin kere filan söylendi… Tarihi alanların tarumar kelimesinin karşılayacağı derecede bozulması, kullanılacak yeşil alanların hızla tüketilmesi de ana başlıklardan bazıları…

Bunları da tartışalım, ama yerimiz bitti. Nasipse Cumaya…

İstanbul’a neler oldu?

Zorla kentsel dönüşüm yok
Gündem
Zorla kentsel dönüşüm yok
Üsküdar’daki Hacı Harun Ekşi Camii’nde cuma namazı kılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, mahallelinin kentsel dönüşümle ilgili soruları üzerine şunları söyledi: Zorla kentsel dönüşüm adımımız yok.
Yeni Şafak
Erdoğan'dan vatandaşa önemli 'Kentsel dönüşüm' uyarısı
Ekonomi
Erdoğan'dan vatandaşa önemli 'Kentsel dönüşüm' uyarısı
Üsküdar'da Hacı Harun Ekşi Cami açılışında kalabalığa hitap eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 'Bazı müteahhitler diyormuş ki 'ben yüzde 60'ını yüzde 70'ini alırım, sizi de kapıya koyarım.' Müteahhidin dediği geçerli değil ki. Cumhurbaşkanı'nın, bakanların, belediye başkanını dediğini dinlemiyorsunuz müteahhidin dediğini dinliyorsunuz.' dedi ve ekledi. 'Evinizi müteahhide vermeye mecbur değilsiniz. Buradan ne plan var ne proje var. Allah göstermesin buralarda yarın bir gün deprem olursa ve bu depremden sonra hazmedemeyeceğimiz neticeler olursa ne yaparız o zaman.'
Tvnet
İstanbul’da neler oldu?
İstanbul’da neler oldu?
Hem Cumhurbaşkanı Erdoğan son birkaç gündür yaptığı çeşitli değerlendirmelerinde sık sık değindi, hem de AK Parti'nin 31 Mart Yerel Seçimleri Manifestosu'nda yeraldı. Buna göre birincisi, AK Parti önümüzdeki dönemde kentsel dönüşüm konusundaki adımlarını daha hızlı atacak, ikincisi de dikey mimariden yatay mimariye dönüş yapılmaya çalışılacak.

Yeni Şafak
Kentsel dönüşümden ev alana çağrı: Tapu harcını geri alın
Ekonomi
Kentsel dönüşümden ev alana çağrı: Tapu harcını geri alın
Kentsel dönüşümle yapılmış binalardaki alım satımlarda tüm harç, vergi ve ücretlerden muaf tutulma durumunun 10 Aralık 2018’deki mevzuat değişikliği ile yoruma tamamen kapatıldığını belirten hukukçular bu yönde ödeme yapanlara paralarını geri almaları yönünde çağrıda bulunuyor.
IHA
Kentsel dönüşümden payıma düşenler ve merhum Orhan Okay’ın mektubu
Kentsel dönüşümden payıma düşenler ve merhum Orhan Okay’ın mektubu

-I-

Oturduğumuz apartmana yaklaşık bir yıl önce bitişik nizam bir bina yaslandı. Yaslandı evet. Bütün yükü ve dahi bütün kötü mühendisliği ile yaslandı.

Kent imar planında evvelinden yapılması gereken şey, bitişik nizam evlerin arasına en az yarım metre şartı getirilerek evlerin birbirinin üzerine yük bindirmesinin, birbirinin üzerine tehlike bindirmesinin önüne geçilmesi olmalı. Siz istediğiniz kadar evinizi itina ile yapın sizin binanıza yaslanan hatalı bir yapı, Allah muhafaza, bir deprem anında sizin binanızı da risk altında bırakabiliyor.

Video: Kentsel dönüşümden payıma düşenler ve merhum Orhan Okay’ın mektubu


Duvarımıza bitişik bina hızlı bir şekilde yapılırken orada oturacaklar adına endişeliydim ama dairemizin başına gelecekleri kestirmem mümkün değildi.

Duvarımıza yaslanan bina göz açıp kapayıncaya kadar bitti. O kadar acele yapılan binanın bütün faturası bizim oturduğumuz daireye çıktı. Müteahhittin bitişik nizam bina uygulamasındaki imar hatasından dolayı çatımızın saçak izolasyonları parçalandı, çatımız ve duvarlarımız su aldı. Deprem görmedik çok şükür ancak İstanbul’un yağışı yan binanın hatası yüzünden bizim evin içine akıyor aylardır. Yaptıkları işin akıbetini görmeleri için sorumlulara evimizi gösterdik. Verdikleri hasarı görmemeyi tercih ettiler.

Duvar boydan boya kitaplıkla kaplı olduğu için hasarın boyutlarını “GÖREMİYORLAR HERHALDE” diyerek duvardan kitaplıkları sökmek ve bütün kitapları kolilere yerleştirmek zorunda kaldım. Binlerce kitabın kolilere yerleştirilmesi ve o yerleştirilecek kolilerin temin edilmesindeki sıkıntıyı size anlatmayacağım.

-II-

Size yan binanın verdiği hasarın sıkıntılarını değil bu vesile ile karşılaşmış olduğum çok başka bir şeyi anlatacağım. Yorgunluğumun ve kederimin içine doğan bir merhemden bahsedeceğim. Her sıkıntılı anın içinde bizi bekleyen o saadet anından bahsedeceğim.

Kitapları toplarken, kitapların arasına sanki bir kitap gibi yerleştirmiş olduğum minik bir kutunun içinden iki mektup çıktı. Birisi aynı şehirde yaşadığım arkadaşımdan gelen 11 sayfalık bir mektup. Benim Moskova’da olduğum dönem gün gün bana mektup yazmış aziz dostum ve ben döndükten sonra Suadiye’deki adresime posta ile göndermiş. Zamanın elinden kurtarılmış birkaç sayfa ne mucizevi bir şey. Bir mektup hem arkadaşımın hem de benim hayatımdan bir kesiti, bir anı muhafaza etmişti.

Diğer mektup merhum Orhan Okay’dan. İlk kitabım Acı Deniz’den sonra yazmış hocam. Mektubu okudum. Bir sayfalık mektubu belki on defa arka arkaya okudum. Okudukça ağladım. Ağlarken kendimi de gördüm. Zarfın içinden sadece değerli hocamın mektubu çıkmadı. Benim kendisine yazdığım cevabi mektup da çıktı.

Merhum hocamın mektubuna yazdığım cevabın kopyasını almışım. Kopya nüshayı görünce elektrikli daktilo ile yazarken yazdığım kağıtların arasına karbon kağıdı koyup kopyasını aldığımı hatırladım. Gece yarısı küçük bebeğimi uyutunca yazdığım yazıları hatırladım. Üst kat komşumuzun zarif bir şekilde daktilonun sesini duyduklarını ima edişini hatırladım.

Merhum hocamın mektubunu değil de kendi yazdığım cevabi mektubu paylaşacaktım sizlerle. Çünkü hocamın mektubu hocamın mahremiydi.

Merhum Orhan Okay Hocama, bana gönderdiği mektuptan herkese mutlulukla bahsettiğimi söyleyince “paylaşabilirsiniz” demişti. Hiç paylaşmadım. Benim en kıymetli evrakımdı. Bunca yıl bu “ruhsatı” dahi unutmuştum.

Dün akşam birden o konuşmayı bulup getirdi zihnim. Demek ki hocam o satırları paylaşmamı istiyor diye düşündüm.

Mektubu rahmet vesilesi olarak dikkatinize sunuyorum. Buyurun:

Levend, 26 Haziran 1996

Aziz Fatma Hanım,

Kitabınızı gönderirken ilk sayfaya yazdığınız ve beni çok bahtiyar kılan o güzel cümlenizden sonra, mektubumun başlığından size kızım diye hitap etmem iyi olurdu. Kafamda kelimeler epey gelip gittikten sonra böyle yazdım. Büyük oğlumla aynı yaştasınız, ne güzel.

Biraz geç cevap yazdığım için özür dilerim. Doğrusu, elime geçtikten sonra kitabınızı ilk birkaç gün içinde okudum. Ama şu satırları yazmak için bir zaman eşref saati bekledim. Geldi mi, bilmiyorum. Bu “hay ü huyi hayat” içinde Acı Deniz bana tatlı bir iksir gibi geldi. Hemen hemen aynı günlerde Nazan da Hermann Hesse’nin Sidarta’sını göndermişti. Bir birine yakın iki dünyanın mistik lezzetlerini beraber tattım. Ve trende, otobüste her ikisi de beni şehrin zalim kaosundan sıyırdı. Teşekkür ederim.

Türkçeyi güzel kullanıyorsunuz. Siz belki böyle düşünmezsiniz ama, benim kafamda konuların, tarz ve üslupların kategorileri vardır, hatta insanların bile. Önümdeki her yeni süjeyi, kitabı, insanı, eşyayı ve her şeyi, bu kategorilerden birine sokarak rahat ederim. Belki hocalığımdan gelen bir alışkanlık. Sizinki, bana Matmazel Noralya’nın Defteri’nden, Ayverdi’nin Yusufçuk’undan, Maistre’nin Cüzamlı’sından uzak –yakın çağrışımlar yaptırdı. Belki bunlardan okumadıklarınız bile vardır. Ama mistik metinlerin kendilerine mahsus özel tarzları var, sizinki de onlardan biri. Kaleminizin gücünün devamı için duacıyım. Denemelerinizi de okuyorum. Onlarda hikayelerden daha başarılısınız. Kaldı ki hikayelerinizde de deneme, hatta şiir karakteri ağır. Mustafa’yı da Nazan’ı da romana sevk etmeye çalıştım, olmadı. Size de teklif edeyim. Deneyin. Gerçi bu hikayelerin bir takım organik bağlarla bir roman yapısı gösterdiği düşünülebilir. Ama uzun nefesli bir romana, romana ihtiyacımız var. Bu yok, biliyor musunuz ?

Size başarılar diliyorum. Yeni çalışmalarınızı okumaktan zevk alacağım. Acı Deniz’i de bir defa daha, bu kere duygularımı değil, zihnimi çalıştırarak okuyacağım. Allah’a emanet olunuz.

Orhan Okay

Meraklısı için not: Mektupta adı geçen üç kitabı okumamıştım. Bilmiyorum neden, hâlâ okumadım.

Kriterleri sağlamayan firmalar kentsel dönüşüme giremeyecek
Ekonomi
Kriterleri sağlamayan firmalar kentsel dönüşüme giremeyecek
Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, teknik ve mali kriterleri sağlayan firmaların kentsel dönüşüme girebileceğini belirterek, "Finansı olmayan, finans problemi çözülmemiş projelerin başlamasına bundan sonraki süreçte müsaade etmeyeceğiz." dedi.
AA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.