Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Uber’den sonra
iki tekerli taksi
Ekonomi
Uber’den sonra iki tekerli taksi
Uber ve taksici kavgasını geride bırakıyoruz derken şimdi de motosiklet-taksiler çıktı. Kısa mesafelerde tercih edilen ve taksi ücretinin yarısına çalışan motosikletçilerin hızla yayılmasıyla yeni bir tartışma başladı. Taksiciler ‘korsan’ diye karşı çıkıyor, onlar ise ‘paylaşım ekonomisi’ne işaret ediyor. Cezası da ağır: Taşıyana 10 bin, yolcuya 334 lira.
Yeni Şafak
İstiklal Yolu artık
milli park
Hayat
İstiklal Yolu artık milli park
Milli Mücadele döneminde askerlere mühimmat ve tıbbi malzeme taşınması nedeniyle “umut yolu” olan İstiklal Yolu, milli park haline getirildi.
Yeni Şafak
Yaralı teröriste büyükelçi morali
Dünya
Yaralı teröriste büyükelçi morali
Suriye’nin kuzeyindeki Ayn el-Arab ve Tel Abyad’dan Türk birliklerine yönelik saldırılar sonrası ateşlenen namlular, sınır bölgesinde 17 PKK’lıyı öldürürken çok sayıda teröristi de yaraladı.
Yeni Şafak
Hendek kardeşleri
Dünya
Hendek kardeşleri
Münbiç’te 1 Kasım günü Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarıyla ortak devriye başlatan ABD ordusu, bölgede PKK’lı teröristlerle flörtünü sürdürüyor.
Yeni Şafak
Kamuda dijital dönüşüm
Ekonomi
Kamuda dijital dönüşüm
Arşiv belgesi açısından dünyanın en büyük kaynağına sahip olan Türkiye; dünyanın birçok ülkesinin tarihinin gün yüzüne çıkartılabilmesi için de bilgi merkezi konumunda yer alıyor.
Yeni Şafak
Erdoğan planı bozuyor ve Kral’a;  “Oğlunu durdur, ülken mahvolur” diyor  “Büyük Körfez Savaşı” hazırlığı: Tuzak S. Arabistan’a kuruldu..  Mekke ve Medine’nin geleceği:  Ateşli bir tartışma bizi bekliyor
Erdoğan planı bozuyor ve Kral’a; “Oğlunu durdur, ülken mahvolur” diyor “Büyük Körfez Savaşı” hazırlığı: Tuzak S. Arabistan’a kuruldu.. Mekke ve Medine’nin geleceği: Ateşli bir tartışma bizi bekliyor

Türkiye’nin Cemal Kaşıkçı olayında Suudi Arabistan’a zarar verme gibi bir düşüncesi yok, hiç olmadı, olmaz ve olmayacak da.

Video: Erdoğan planı bozuyor ve Kral’a; “Oğlunu durdur, ülken mahvolur” diyor “Büyük Körfez Savaşı” hazırlığı: Tuzak S. Arabistan’a kuruldu.. Mekke ve Medine’nin geleceği: Ateşli bir tartışma bizi bekliyor

Tam tersine; Türkiye iki ülke ilişkilerini büyük bir çöküşten kurtarmaya, coğrafyayı çok yıkıcı bir fırtınadan korumaya çalışıyor. İki ülke ilişkilerini bombalamaya, Türkiye’ye zarar vermeye, S. Arabistan’ı imha etmeye dönük çokuluslu bir projeyi önlemeye çalışıyor.

Bu büyük bir mücadeledir, dirençtir, bölgesel savaşı önleme çabasıdır, Araplarla Türkler arasına yeniden düşmanlık cephesi kurmaya çalışanlara meydan okumadır, daha da ilerisi S. Arabistan’ı kendine karşı, kendi içindeki bir “odağa” karşı, bu odak üzerinden imha etme planlarına karşı koruma girişimidir.

Türkiye büyük tehlikeyi gördü.. Riyad’da devlet aklı rehin alındı..

Meselenin Kaşıkçı cinayetinin çok ötesinde, iki ülke ilişkilerinin çok ötesinde ölümcül bir boyutu vardır. Türkiye bunu bir süredir biliyordu, önlemeye çalışıyordu, Kaşıkçı cinayeti ile birlikte Türkiye’nin bildiği bir gerçek bölgesel ve küresel ölçekte de bilinir oldu.

Ankara, bu ciddi tehlikeyi fark ettiği için, özellikle son dört-beş yıldır bu yönde alttan alta yürütülen çalışmaları bildiği için, söz konusu “çokuluslu” hesabı boşa çıkarmaya çalışıyor. Çok daha kötü bir gidişatı durdurmaya, çok daha yıkıcı ve bölgesel kaos oluşturacak bir plânı bozmaya çalışıyor.

Bu ince hesabı Suudi yönetiminin de anladığını sanmıyorum. Riyad yönetimini eline geçiren iradenin başkasının iradesi olduğunu, devlet aklının bunlar üzerinden rehin alındığını, ülkenin ABD-İsrail çıkarları doğrultusunda cepheden cepheye koşturulduğunu, Riyad yönetimine de bunun “kendi çıkar ve aklı olduğu” kanaatinin dayatıldığını, bir nevi siyasi körlük oluşturulduğunu görüyoruz.

“Büyük Körfez Savaşı”nın ön hazırlıkları yapılıyor..

Arap sokaklarını Türkiye ve İran düşmanlığı ile gaza getirerek, Yemen’den Basra Körfezi’ne kadar büyük bir tuzak kurulduğunu, Suriye’nin kuzeyindeki “terör koridoru”na bu amaçla Suud desteği sağlandığını, BAE Veliahtı Muhammed bin Zaid üzerinden Prens Muhammed bin Selman’ın gücünün istismar edildiğini, bütün bu çalışmaların ve plânların Suriye savaşı sonrası çıkarılacak “Büyük Körfez Savaşı”nın ön hazırlıkları olduğunu biliyoruz.

Şimdilik Fırat’ın Doğusu’na kilitlendik. Bu mesele çözülür çözülmez, belki de çözülmeden, Basra Körfezi’nden kıyameti koparacaklar, çok cepheli bir savaş başlatacaklar, İran-Suud savaşı adı verilecek bu kriz bütün Basra Körfezi ülkelerini içine çekecektir.

Suudi Arabistan’ı parçalama planı: Arap siyasi aklı nerede?

ABD ve İsrail istihbaratının planları, Mısır’ın gücü, S. Arabistan’ın parası ve siyasi körlüğü, BAE Veliahtı Muhammed bin Zaid’in operasyonel rolü, Muhammed bin Selman’ın kontrolsüz hali üzerinden İran-Irak savaşından bu yana gördüklerimizin çok ötesinde bir plan hazırlanıyor.

Bu plân, sanıldığı gibi İran’a bir zarar vermeyecek, onu cezalandırma amaçlı olmayacak. Zira Körfez Savaşı’ndan bu yana bütün savaşlarda İran kârlı çıkmış, Arap dünyası zarar görmüştür. Dikkat ederseniz Arap-Fars sınırı her savaştan sonra biraz daha Batı’ya çekilmiştir.

Bütün bu savaşlarda Arap siyasi aklı hata yapmıştır. Bu plân tamamen S. Arabistan’ın dağıtılması, imhası, parçalanması üzerine biçimlendirilmiştir. Arap siyasi aklı, belki 21. yüzyılın en büyük siyasi hatasını bu proje çerçevesinde yapacaktır.

“Dubai dosyası” derhal açılmalı: İki Veliaht ile FETÖ aynı rolleri üslendi..

Prens Muhammed bin Selman ve Muhammed bin Zaid üzerinden servis edilen plân, S. Arabistan’da yeni bir ”iç işgal”dir. Ülke, söz konusu çokuluslu

proje için harekete geçirilen bu “iç işgalciler” tarafından yıkıma sürüklenecektir. Bir tür yeni Arap milliyetçiliği dalgası ile sahaya sürülen içerideki bu yeni siyasi oluşum, Türkiye’de yaşanan 15 Temmuz benzeri bir “satış” olarak tarihe geçecektir.

Veliaht Muhammed’in temsil ettiği yeni oluşum, S. Arabistan’ın FETÖ’südür. Çünkü nitelik olarak, üslendikleri roller olarak, ABD-İsrail angajmanı olarak aynıdır. Bu çevrelerle FETÖ arasında “Dubai” üzerinden ortak operasyonlar yürütülmüş, para trafiği organize edilmiştir.

15 Temmuz’a bu çevrelerin açık destek vermesi bundandır. FETÖ’den sonra bölge genelinde FETÖ ajandasıyla aynı şekilde Türkiye ile mücadele etmeleri bundandır. Muhammed bin Zaid ile FETÖ arasındaki “Dubai dosyası” derhal açılmalı, o para hareketleri ortaya çıkarılmalıdır.

S. Arabistan’ın 15 Temmuz’u: Ülkeyi paramparça edecekler..

Bu çevrelerin 15 Temmuz’dan sonra bile FETÖ ile paralel biçimde Türkiye’ye karşı bütün terör örgütlerini desteklemeleri, Erdoğan’ı devirmeye dönük bütün çokuluslu senaryolarda gönüllü yer almaları bundandır.

Bu çevre, bu oluşum başarılı olursa S. Arabistan’da bir “darbe” olmayacak, ülke elden gidecek, parçalanma süreci başlatılacaktır. FETÖ başarılı olsaydı Türkiye parçalanacaktı, senaryo darbe değildi, proje parçalanma ve iç savaş üzerine kurgulanmıştı. Aynı oyun bugün S. Arabistan’a oynanmaktadır.

S. Arabistan’ın düşmanı kendi içindedir, yönetim ekibindedir, Kraliyet ailesi içindedir. O Ilımlı İslâm söylemleri, o sempati dalgası bir yemdir, büyük yıkımı pazarlama söylemidir. Riyad, derhal Muhammed bin Selman’ı geri çekmeli, derhal Muhammed bin Zaid etkisini sıfırlamalıdır.

Erdoğan işte bu planı bozuyor: Kral’a; “Oğlunu durdur, ülken mahvolur” diyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan bu senaryoyu, bu tezgâhı biliyor. Kendisine ve ülkemize yönelik söz konusu düşmanlığın içeriğini biliyor. 15 Temmuz’u başaramayanlar aynı senaryoyu bölgeden tezgâhlıyor, bunu yaparken Türk-Arap cepheleri inşa ediyor. İkisinin de arkasında aynı irade, aynı güçler, aynı bölgesel hesap, aynı ittifaklar vardır. Cumhurbaşkanı’nın Kaşıkçı meselesi ile ilgili hassasiyetlerini ifade ederken Suudi yönetimini ve Kral’ı özellikle korumaya çalışması, durumdan ayrı tutması bundandır.

Kral’a; “Oğlun, Bin Zaid, içinde bulunduğu ittifak, uğruna çalıştığı proje hem size, hem bize hem de bütün bölgeye büyük bir yıkım getirecek, bunu durdur” demeye çalışmaktadır. Erdoğan burada S. Arabistan’ı uyarmaya çalışıyor.

Durdurmazsa ne olacak: Bir-iki yıl içinde bütün Körfez’i yakacaklar..

Maalesef Riyad yönetimi bunu anlamadı. Belki de aşırı bağımlılığın, “rehin alınmışlığın” etkisiyle anlasa da bir şey yapamıyor. Ama başka yol yok. Oyun S. Arabistan üzerinden kuruldu, orada bozulmalıdır. Riyad yönetimi uyanamazsa, tedbir alamazsa, o ekibi tasfiye edemezse ne olacak?

Çok beklemeyeceğiz. İki ya da üç yıla kalmaz büyük Körfez Savaşı ile karşı karşıya kalacağız. İran, S. Arabistan, Katar, Bahreyn, Kuveyt, Umman, BAE hepsi bu savaşın içine sürüklenecek. Türkiye’nin müdahalesinin, durumu engellemeye çalışmasının önüne büyük engeller çıkarılacak. Savaş, S. Arabistan içine taşınacak.

“Savaşı İslâm’ın kalbine taşıma” ve Mekke ve Medine’nin geleceği..

Yıllardır bunu hedefliyorlardı, “Savaşı İslâm’ın kalbine taşımayı” planlıyorlardı. Bu olacak… Sonra, S. Arabistan imha edilecek, bütün coğrafyada harita çalışmaları buna göre biçimlendirilecek. Mekke ve Medine’nin durumu Müslüman coğrafyayı dalga dalga sarsacak bir tartışmaya dönüşecek.

İslâm’ı kalbinden vurmak bu işte. Muhammed bin Selman’a, Muhammed bin Zaid’e yüklenen rol bu! Yüzyılın ihaneti işte bu..

Ama Riyad aklını başına almazsa, oyunu bozmazsa, Türkiye bu fırtınayı durduracaktır. Hesaplaşma daha yeni başladı. Tarihi tersine çevirme, coğrafya inşa eden siyasi genetiğin harekete geçmesi dediğimiz bu işte.

Göreceksiniz..

İsteyen için zor diye bir şey yoktur
İsteyen için zor diye bir şey yoktur

Başarması imkânsız görünen şeyleri, sıradan insanları stres komasına sokacak işlere gülümseyerek meydan okuyan, yüksek özgüvene sahip, fırsat verildiği zaman “Vay canına, demek ki oluyormuş” dedirten kişiler yapabilir.

Video: İsteyen için zor diye bir şey yoktur


Geçtiğimiz perşembe günü böyle birisiyle tanıştım.

TEİ Genel Müdürü Prof. Dr. Mahmut Akşit…

Mahmut Hoca’nın bu saydıklarımıza ilave olarak, bunlar kadar kıymetli başka bir yönünü daha bu tanışma vesilesiyle öğrenmiş olduk.

ABD’de kariyerinin zirvesindeyken, NASA’dan ‘classified-çok gizli’ toplantılara katılma teklifi aldığında, çocuklarını Türkiye’deki kültür ortamında yetiştirme niyetini dile getirip, Amerikan vatandaşlığına bu nedenle geçmediğini ifade ederek reddetmiş.

“Kızım lise çağına geldiğinde toplanıp Türkiye’ye döndük” diyor.

Bugünlerde yerlilik, millilik kavramlarını yerli yerine oturtmak için bir yerlerde bir takım tartışmalar yapılıyorsa eğer, bu örneği de gündeme almalarını öneririm.

Dikkatimi çektiği için, sordum:

“Reddetmek yerine NASA’nın çok gizli toplantılarına katılıp oradan elde ettiğiniz bilgileri de Türkiye’ye getirseniz olmaz mıydı” diye.

Akşit, “Bu etik olmazdı” diye cevap verip ekledi:

“Başkalarından çalıp getirdiğiniz bilgiler, sizi bir yere getirmez. Önemli olan kendi imkânlarınızla, oluşturacağınız ortamla bu ilerlemeyi sağlamak. Şu anda burada (TEİ’de) bunu yapıyoruz.”

İnsanları hak ettikleri kadar övmek gerekir.

Mahmut Akşit’le ilgili kullandığım bu cümlelerin ne anlama geldiğinin yazının ilerleyen bölümlerinde daha iyi anlaşılacağını düşünüyorum.

Ama o safhaya gelmeden önce, bir bilgi daha vereyim.

Kendisinin biyografisinden küçük bir kesit:

“Profesör Akşit’in, uçak motorları, gaz ve buhar türbinleri konularında 25 yılı aşkın tecrübesi, 16 değişik ülkede yayınlanmış 60’ın üzerinde patentleri, 150’ye yakın makale, tebliğ, NASA ve NATO teknik raporları ve benzeri bilimsel yayınları bulunmaktadır.”

TÜRKİYE YERLİ MOTORUNU ÜRETTİ VE SINIF ATLADI

Eskişehir’deki TEİ (Tusaş Motor Sanayii) tesislerinde yaptığımız 4,5 saatlik geziden Türkiye’nin yerli savunma sanayiine dönüş hamlelerini kıymetlendiren önemli haberlerle döndük.

Birinci manşet cümlemiz şu olsun:

TEİ’de, tamamen yerli tasarım motor üretimine geçilmiş durumda.

ANKA’nın motoru çıktı, ilk etapta yerli helikopter üzerinde denenecek olan yerli jet motorlarının da testi yapılıyor.

Yerli motor üretimi en zor kısmından başlatıldığı için, bu safhaya gelinmiş olması, bundan sonraki işlerin daha seri halde ilerleyeceği anlamına geliyor.

Yani artık, uzun süre tartışması yapılan tank motorları dâhil olmak üzere, diğer ihtiyaçları karşılayacak yerli motor tasarımı için işler daha kolaylaşmış oldu.

EL ALTINDAN YÜRÜTÜLEN ‘SABOTAJ’ ÇALIŞMALARI

Mahmut Akşit, bu yeni durumun Türkiye için anlamını şöyle dile getiriyor:

“Daha önce Polonya-Ukrayna seviyesinde iken artık Fransa-Almanya seviyesine yükseldik.”

Tabii, bu türden stratejik değeri yüksek hamlelerin ‘bel altı vuruşlar’ ya da ‘sabotaj girişimlerine’ muhatap olmasını da doğal karşılamak, buna hazırlıklı olmak gerekir.

Aynı niyetle yola koyulup, günün sonunda pes eden ülkeler de var.

Mesela, kendi motorunu üretmek için 17 yıl harcayıp başaramayan Hindistan örneği.

TEİ’de Türkiye’nin yerli motoruyla ilgili çalışmalar yapılırken, kimlere ait olabileceğini tahmin edebileceğiniz ‘gizli eller’ en can alıcı yerden devreye girmişler.

Bir takım paravan firmalar üzerinden TEİ’nin kritik projelerinde görev alan mühendislere fahiş fiyatlar üzerinden iş teklifleri yağmaya başlamış.

Bu şekilde yürütülen projeyi sabote etmek, ekibi dağıtmak hedeflenmiş.

“BU İŞİ ‘ASKERLİK HİZMETİ’ GİBİ GÖRÜN” DEDİK

İki şey yaptık diyor Akşit:

-Birincisi, bu projelerde çalışan mühendislerimize bu tekliflerin asıl maksadının ne olduğunu anlatıp, “Yapılan teklifleri reddedin, bu işi bir tür askerlik hizmeti gibi görün” dedik.

-İkincisi, güçlü bir arşiv oluşturduk. Projeler üzerinde çalışan ekipler her hafta bir araya gelip, yaptıkları çalışmaları birbirleriyle paylaştılar.

İş, kişiler üzerinden değil de, ekipler üzerinden yürütülünce sızma girişimleri başarısız oldu. Bizim sistemde öğrenerek ilerlendiği için, her şey kalıcı hale geliyor.

TEİ’nin Mahmut Akşit’in genel müdürlük görevini yürüttüğü 5 yıl içindeki iş hacminin nereden nereye geldiğini paylaşarak yazıyı bitirelim.

2013’te siparişe bağlanmış iş hacmi 1,05 milyar dolar iken, bu rakam 2018’de 4,6 milyar dolara ulaşmış durumda.

Marifet iltifata tabidir.

Güzel işler yapan insanlar, güzel sözlerle anılmayı fazlasıyla hak etmiyor mu?

ABD’de ara seçimler ve Trump-popülizm sorunu
ABD’de ara seçimler ve Trump-popülizm sorunu

ABD’de yarın itibariyle Kongre ve valilik seçimlerini kapsayan ara seçimler yapılıyor. Başkanlığının henüz sadece ikinci yılında olan Trump bu süre içinde bile daha koltuğuna tam ısınamadan şimdi bir de ara seçimlerle yeniden şekillenecek olan Kongre dağılımında partisinin çok büyük ihtimalle azınlığa düşme tehlikesiyle karşı karşıya.

Video: ABD’de ara seçimler ve Trump-popülizm sorunu


Aslında bu ara seçimlerden sonra bile süresinin ikinci yarısı olması dolayısıyla daha etkili kararlar alabilmek için iki yıl sonraki seçimleri beklemek durumunda kalacak. İki yıl, ABD’de bir başkanın kendini veya ülkenin bekleyen bir dizi sorununu toparlayabilmesi için gerçekten çok kısa bir süre.

Dünyada herşey çok hızlı yaşanıyor ve dünyanın hala en güçlü ülkesi olan ABD’nin başkanının tüm yetkilerine rağmen hareket kabiliyetini kısıtlayan bir seçim süresi var. Bu durum aslında ABD’nin dünya siyasetinde giderek etkisini yitirmesinin sebeplerinden biri olarak değerlendirilebilir.

Seçim süresindeki bu baskılar, seçimler başkanları her zaman daha popülist politikalara zorlar, ama her başkan her zaman her türlü popülizme aynı oranda tamah etmez.

Trump’ın oy almak için başvurduğu siyasetler rakiplerine nazaran emsalsiz sayılabilir.

Hiç kimsenin beğenmediği ve entelektüel çevrelerde, insan hakları savunucuları arasında ve dünya kamuoyunda yoğun eleştirilere konu olan söylem ve siyasetleri, aslında muhtemel getirileri itibariyle çok ince hesaplanmış hareketler. Ne yazık ki, ırkçılığın, yabancı düşmanlığının, mültecilere sınırları kapatmanın Amerikan toplumunda ciddi bir karşılığı var.

Refah düzeyi belli bir sınırın üstünde olan insanlar yabancıyı, bilhassa Latin Amerikan göçmenini konforlarını, ekonomik şartlarını, yaşadıkları şehrin huzurunu, zevkini ve düzenini bozan bir unsur olarak görüyorlar. O yüzden Trump’ın bu kesime hitap eden söylem ve uygulamaları çok cazip geliyor. Onlara karşı ne kadar sert konuşabilirse o kadar prim topladığını düşünüyor Trump.

O yüzden son zamanlarda Trump’ın göze çarpan bütün söylem ve uygulamaları bu sosyolojik tabana hitap ediyor dense yeridir. Bunlar da aslında Başkanlık seçimi kampanyasında bolca kullandığı ve oy aldığı söylemler. Meksikalı göçmenlerin eline durduk yerde yakıştırdığı taşlara mermiyle cevap vereceğini açıklaması, İran’a yatırımların askıya alınması kararının uygulamasının tam seçim arifesine denk getirilmesi, Rahip Brunson davasının yakından takibi, doğum yoluyla kazanılan vatandaşlıkla ilgili düzenlemeye son vereceğini açıklaması hitap ettiği WASP unsuru arasında çok büyük bir heyecan uyandırıyor. Buna başlattığı ve aslında rakiplerinden ziyade kendisini vuran ticaret savaşları ile İsrail büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması kararı da dahil edilebilir. Aynı şekilde Cemal Kaşıkçı cinayeti dolayısıyla içine düştüğü açık ikilem de..

Bu konuda S. Arabistan’a karşı bir tavır alma noktasında kaybetme riskiyle karşı karşıya kaldığı ticari avantaj baskısının kendisini karar alma noktasında çok zorladığı açıkça gözlemlenirken, bu kadar İsrail yanlısı bir politikanın ona ne getirdiği ve ondan neyi alıp götürdüğünü ise yeterince hesaplayabildiğini hiç sanmıyorum. Her geçen gün düşüşte olan ABD’nin neyi kaybettiğini çok iyi idrak ettiği söylenemez.

Buna rağmen Trump yönetimindeki ABD’yi bekleyen bir tehlike, zaten bugünlerde karşı çıktığı Latin Amerikalı göçmenlerin sahip oldukları oy potansiyelinin muhtemelen bu değilse bile bir sonraki seçimlerde her türlü tedbirini boşa çıkaracak şekilde etkili hale gelmekte olduğudur.

O yüzden aslında Trump veya onun rolünü devralacak başka herhangi bir ABD siyasetçisi bu söylemlerle geleceği kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya. Amerikayı Amerika yapan değerlerden gittikçe uzaklaşan bu kesim bu kafayla gitmeye devam ederse gelecekte hiçbir seçimi kazanamayacak hale gelebilir.

Amerika’ya Amerika yapan uygulamalardan biri aslında vatandaşlığın doğum yoluyla elde ediliyor olması. Bu uygulama 150 yıl önce düzenlenmiş olan ABD Anayasasının 14. Maddesine dayanıyor ve ABD topraklarında doğan herkesin ABD vatandaşı olduğunu söylüyor.

Trump gündeme getirmese kim ne kadar önemsiyordu bilinmez, ama PEW araştırma şirketinin araştırması ABD’ye kaçak yollarla girmiş olan annelerin 275.000 çocuğu Amerikan vatandaşı olarak dünyaya getirdiğini kaydetmiş. Bir çok anne sadece çocuğu ABD vatandaşı olsun diye ya kaçak olarak kapağı doğum öncesi ABD’ye atıyor, veya doğum turizmi denilen yollarla vize alarak gittikleri ABD hastanelerinde doğurdukları çocuklarına vatandaşlık elde ediyorlar. Bu uygulama 150 yıldır devam ediyor ve aslında ABD’ye bir yük olmaktan ziyade sayısız avantajlar da sağlamaktadır.

Ancak Trump seçimlere doğru giderken işin olumsuz yanından bakmayı denedi ve bu uygulamaya son vereceğini açıkladı. Verdiği bir mülakatta durumu şu sözlerle ifade etti: “Dünyaya gelen bebek ortalama 85 yıl ABD vatandaşı olarak yaşıyor ve tüm imkanlardan faydalanma hakkı elde ediyor. Buna bir dur denmeli artık!”. Bu ifadelerin popülist ikna edici gücü çok açık. İnsanlar bu yolla elde edilen vatandaşlığın ne getirdiğini bu anda akıllarına bile getirmeden popülizmin tehlikeli cazibesine kapılabiliyorlar.

Doğrusu Türkiye’den son yıllarda her yol ortalama 450 kadın bu doğum turizmi yoluyla ABD vatandaşı bir bebek sahibi oluyor ve bu iş için ortalama 13 milyon dolar harcama yapıyor.

Bu arada, 150 yıllık bir anayasa maddesini değiştirmenin yolu belli iken Trump bunu sadece bir başkanlık kararnamesiyle yapabileceğini iddia ediyor ki, bu konuda ABD’deki hukukçular birbirine düşmüş durumda.

Bakalım buna nasıl bir yol bulunacak veya yarınki seçimden sonra Trump’ın bu popülist söylemleri yerini daha gerçekçi siyasetlere bırakacak mı?

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.