Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “Faizin olduğu yerde bereket olmaz” dedi.
3. Dünya İslam Ekonomi Zirvesi’nde konuşan Erdoğan, özetle şunları söyledi: “Endişe verici bir rakamı sizlerle paylaşmak istiyorum. Uluslararası Finans Enstitüsü tarafından kısa süre önce yayınlanan bir rapor, küresel borçluluğun 2026’nın ilk çeyreğinde 350 trilyon dolara ulaştığını göstermektedir. Bu borç yükünün ne kadar sürdürülebilir olduğu, küresel ekonominin geleceği açısından cevaplanması gereken ciddi bir sorundur.”
FIRSATLAR HEBA EDİLDİ
Şunu açık ve net ifade etmek durumundayım: Ameliyat gerektiren rahatsızlıkları pansumanla tedavi edemezsiniz. Cari küresel sistem geride bıraktığımız son 20 yılda ne yazık ki birçok fırsatı sorumsuzca heba etmiştir. Borca ve faize dayalı küresel finans mimarisi, 2008 krizi sonrasında krizin kök sebeplerini ortadan kaldırmak yerine, palyatif adımlarla sorunu halının altına süpürmeyi tercih etmiştir.
BU SIKINTILAR ÇÖZÜLMELİ
ÇOK ÇABA HARCAMALIYIZ
SÖMÜRÜ VARSA BEREKET OLMAZ
SAMİMİYETLE İNANMALIYIZ
İslam iktisadı, adalet, ahlak, erdem, diğerkamlık, risk paylaşımı, sürdürülebilirlik ve sosyal refah gibi değerler etrafında teşekkül eder. Yalnızca ekonomik kalkınmayı değil, aynı zamanda içtimai bünyenin güçlendirilmesini ve çevrenin de korunmasını esas alır. İnfakı, yardımı, dayanışmayı, dezavantajlı grupları koruyup kollamayı gözetir. Bu değerlerimizi küresel ekonomi aktörlerine iyi anlatmak, mevcut sistemi bu hasletler ışığında tadil, tamir ve revize etmek Müslümanlar olarak hepimizin öncelikli misyonu olmalıdır. Elbette bunun için bereket mefhumuna samimiyetle inanmamız, çok daha önemlisi evimiz, sokağımız ve ticarethanemizden başlayarak bereketin temsil ettiği hasletleri bizzat yaşamamız ve yaşatmamız gerekir.
Kurum sayısı istikrarlı şekilde artıyor
Türkiye’de katılım finans alanındaki kurum sayısı ve işlem hacminin istikrarlı bir şekilde artmaya devam ettiğine dikkat çeken Erdoğan, şu bilgileri verdi:
SİSTEMDEKİ KİŞİ SAYISI 3 KATINA ÇIKTI
Diğer taraftan, katılım esaslı menkul kıymet yatırım fonlarının büyüklüğü de bir önceki seneye göre reel olarak yüzde 47 oranında arttı ve 2025 yılı sonu itibariyle 864 milyar liraya ulaştı. Bu dönemde katılım esaslı emeklilik yatırım fonlarının büyüklüğü yüzde 74 artışla 798 milyar liraya, katılım esaslı borsa yatırım fonlarının toplam değeri ise yüzde 128 artışla 239 milyar liraya yükseldi. Ülkemizde katılım esaslı faaliyet gösteren 9 tasarruf finansman şirketinin toplam aktif büyüklüğü 2 sene öncesine kıyasla 5 kat artış kaydederek 323 milyar liraya çıktı. Yine aynı dönemde tasarruf finansmanı sistemine katılan kişi sayısı da 3 katına çıkarak 1,2 milyonu aştı.
ÖNCÜ ROL ÜSTLENİYOR
2026’nın ilk çeyreğinde katılım endeksinde yer alan şirketlerin toplam piyasa değeri Borsa İstanbul’da işlem gören tüm şirketlerin toplam piyasa değerinin yüzde 36’sına ulaştı. Borsa İstanbul’daki 6,3 milyon yatırımcının 4,4 milyonu, yani yüzde 69’u katılım endeks kapsamındaki şirketlere de yatırım yaptı. Sigortacılık sektöründeki 5 katılım sigorta şirketinin toplam pazar payı yine bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 6,5 seviyesine ulaşırken, bu şirketlerin toplam prim üretimi 26 milyar lira oldu. Aynı periyotta bireysel emeklilik sistemindeki 2,3 trilyon liralık toplam fon tutarının yüzde 40’lık bölümü katılım esaslı fonlarda değerlendirildi. Otomatik katılım sisteminde ise katılım esaslı fonların payı yüzde 60’a yükseldi. Türkiye Varlık Fonu da katılım finans alanındaki faaliyetlerine yenilerini ekleyerek bu alanda öncü rol üstlenmeye devam ediyor.
Katılım finans daha adil bir model
- İslam iktisadının ayrılmaz bir parçası olan katılım finansın sadece Müslümanlar için değil, tüm dünya için daha adil ve güvenli bir model olduğuna dikkat çeken Erdoğan, şunları söyledi: “Bankacılık, sermaye piyasaları, sigortacılık, tasarruf finansmanı ve sosyal finans gibi alanları kapsayan katılım finansı, yeni bir küresel finans mimarisinin inşasına katkı sağlayabilecek güçlü bir yapı olarak görüyorum. Katılım finans sistemini, Türkiye’nin ekonomik kalkınması ve finans istikrarı açısından stratejik bir unsur olarak değerlendiriyoruz. İstanbul Finans Merkezi’nin iki taşıyıcı kolonundan birinin fintech, diğerinin ise katılım finans olması, bu sistemin gelişimine verdiğimiz önemin açık bir göstergesidir. Ayrıca, ülkemizi yatırımın, üretimin ve finansal araçların bir araya geldiği güçlü bir bağlantı noktası yapmak için yoğun çaba harcıyoruz.”
Ziraat, Vakıf ve Halk Katılım birleşiyor
- Katılım finans sistemine güç katacak iki haberi paylaşmak istediğini belirten Erdoğan, “Cumhuriyetimizin en köklü kurumlarından biri olan Emlak Bankası’nı 2018 yılında yaptığımız düzenlemeyle Emlak Katılım’a çevirmiş, böylelikle bu organizasyonu hem aslına, hem de katılım finans ruhuna uygun şekilde yeniden ihya etmiştik. Hamdolsun, attığımız bu adım neticesinde kurumumuz kısa sürede katılım finansın en dinamik aktörlerinden biri haline geldi. Şimdi bu başarıyı daha ileri bir noktaya taşımayı, Emlak Katılım’ı halka arz etmeyi hedefliyoruz. İnşallah önümüzdeki dönemde milletimizin de güçlü büyümeye doğrudan ortak olmasına imkan sağlayacağız. Bir diğer hamlemiz, Ziraat, Vakıf ve Halk Katılım’ın birleştirilmesi olacaktır. Bu üç katılım bankamızın güçlerini birleştirmesiyle ortaya büyük bir sinerji çıkacak, inşallah sektör farklı bir ivme kazanacaktır” ifadelerini kullandı.
Hürmüz’ün kapanması tüm dünyayı etkiliyor
- İslam aleminin son yıllarda farklı cephelerde pek çok krizle aynı anda mücadele ettiğini belirten Erdoğan, Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki İsrail mezaliminin ateşkese rağmen hâlâ devam ettiğini kaydetti. Erdoğan, özetle şunları söyledi: “Siyonist katliam şebekesi pervasızca yürüttüğü işgal ve istila politikasını Lübnan’ın güneyinden Beyrut’un içlerine doğru günden güne genişletiyor. İran merkezli savaş Hürmüz Boğazı’ndaki geçişlerin durma noktasına gelmesiyle birlikte yalnızca Körfez’deki kardeş ülkelerimizi değil, tüm dünyayı olumsuz etkiliyor. Coğrafyamızdaki güven ve istikrar iklimi, savaş, kriz, kardeş kavgası ve belirsizliklerin tesiriyle maalesef giderek daha da fazla tahrip ediliyor. Özellikle ekonomi ve finans alanında küresel bir kırılmanın meydana geldiği gelişmişlik düzeyinden bağımsız olarak sarsıntıların neredeyse her ülkede hissedildiği günleri yaşıyoruz.”