Türkçü mü Siyonist mi? Munis Tekinalp (Moiz Kohen)

Yahudi bir aileden gelen ve daha sonra “Munis Tekinalp” adını alan “Moiz Kohen”i anlamak, bugün sosyal medya mecralarında tezvirat yayan yeni “Tekinalp” tiplerini tanımak ve neye yaslandıklarını idrak etmek anlamına da geliyor.

Mete Yavuz
Munis Tekinalp (Moiz Kohen)

Son günlerde kendisini “Türkçü” ya da “milliyetçi” olarak sunan bazı medya ve sosyal ağ hesaplarının, Siyonist çevrelerle temas halinde olduğu ya da en azından bu çevrelerin söylem ve öncelikleriyle örtüşen bir dil kullandığı yönündeki tartışmalar dikkat çekiyor. Bu durum doğal olarak Türk milliyetçiliğinin seküler kanadının tarihsel serüveni içinde kim tarafından, hangi amaçlarla inşa edildiği sorusunu yeniden gündeme getiriyor. Özellikle “Türklük” vurgusunun İslam’la mesafeli ve kültürel bir kimlik olarak tanımlandığı söylemlerin, küresel ideolojik ağlarla nasıl kesiştiği meselesi daha derinlikli bir sorgulamayı hak ediyor.

Bu noktada, Osmanlı’dan Cumhuriyet’in ilk dönemlerine uzanan süreçte “Türk” kimliğinin teorik çerçevesini şekillendiren bazı entelektüel figürlere yeniden bakmak anlamlı hale geliyor. Zira bugünkü tartışmalar çoğu zaman yirminci yüzyılın başlarında geliştirilen bazı fikri tasavvurların güncel yansımalarından ibaret.

Bu isimler arasında, Yahudi bir aileden gelen ve daha sonra “Munis Tekinalp” adını alan “Moiz Kohen” Türkçülük ile seküler kimlik arasındaki ilişkinin teorik mimarlarından biri olarak özel bir yer işgal ediyor. Bu yazıda Tekinalp’in fikri mirasına günümüzde Türkçülük söylemi etrafında ortaya çıkan yeni tartışmalar ışığında yeniden bakmayı deneyeceğiz.

Osmanlı son dönemi ve yeni kimlikler

Osmanlı’nın son döneminden Cumhuriyet’in ilk yıllarına, özellikle de Tek Parti dönemine uzanan süreç, yönetim biçimi değişiminin yanında çeşitli etnik ve siyasi kimliklerin doğuşu, tanımlanması ve meşruiyet kaynakları üzerine yürütülen yoğun bir entelektüel çabanın de sahnesi olmuştu. Bu süreçte bazı entelektüeller hem İttihatçı hem de daha sonra Kemalist rejimin ihtiyaç duyduğu ideolojik zemini kurmakla kalmamış aynı zamanda Türk kimliğinin tarihsel ve kültürel muhtevasını İslamîlikten arındırarak sıfırdan tarif etmeye yönelmişti. Bu isimler arasında, Yahudi bir aileden gelen Moiz Kohen nam-ı diğer Munis Tekinalp, özel ve tartışmalı bir konuma sahip. Tekinalp’in önemi ise esasen Cumhuriyet ideolojisini, tarihsel süreklilikleri koparan ve kimliği yeniden kurgulayan bir teorik çerçevede ele almasından kaynaklanıyor.

Moiz Kohen kimdir

Asıl adı Moiz Kohen olan Munis Tekinalp, 1883 yılında Orta Makedonya bölgesinde yer alan Serez kasabasında, haham İzhak Kohen ile Sara Kohen’in dokuzuncu ve son çocuğu olarak dünyaya geldi. Eğitim hayatına Serez’de geleneksel Yahudi eğitimi veren “Meldar”da başlayıp ardından Selanik’te modern bir eğitim sunan Alliance Israélite Universelle okuluna ve eş zamanlı olarak Yahudi Öğretmen Okulu’na devam ederek hahamlık diploması aldı. Yükseköğrenimini ise Selanik ve İstanbul Hukuk mekteplerinde tamamlayarak hukuk eğitimi aldı.

Siyasi arenaya Jön Türk hareketiyle adım atan Tekinalp, 1905 yılında İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne intisap edip Selanik ve 1912 sonrası yerleştiği İstanbul’daki Jön Türk çevrelerinde oldukça etkin bir figür haline geldi. Bu süreçte Emanuel Carasso, Talat Paşa, Mithat Şükrü Bleda ve Ömer Naci gibi hareketin önde gelen liderleriyle yakın dostluklar kurarak cemiyetin faaliyetlerinde mühim roller üstlendi.

1908 sonrası entelektüel iklim ve Moiz Kohen

Moiz Kohen’in fikri serüveni ise 1908 Devrimi sonrasında Osmanlı kamuoyunda oluşan görece serbest entelektüel ortamda şekillendi. Geleneksel Yahudi eğitimi almış, hahamlık diplomasına sahip bir entelektüel olarak yetişmesine rağmen, erken yaşlardan itibaren Batı menşeli hukuk, sosyoloji (içtimaiyat) ve milliyetçilik literatürüne yönelmişti. 1912’de Fransızca yayımladığı ve Türklerin bir “millî ruh” arayışı içinde olduğunu savunduğu makalesinde, bu ruhun İslami referanslardan arındırılmadıkça inşa edilemeyeceğini ima etmesi, onun erken dönem düşüncesinde dinin bir engel olarak konumlandığını açık biçimde ortaya koymaktadır.

Moiz Kohen’den Munis Tekinalp’e

Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte asıl adı Moiz Kohen olan yazar, benimsediği Türkleşme siyaseti doğrultusunda önce müstear olarak kullandığı “Tekin Alp” adını resmîleştirmiş, ardından “Munis Tekinalp” kimliğini benimsemişti. 1908 sonrasında Osmanlıcılık ve Türkçülük arasında gidip gelen Tekinalp’in düşünceleri, Cumhuriyet döneminde Kemalizm’in sistemli bir doktrin hâline getirilmesi yönünde evrilmiştir. Rejim düşüncesine sunduğu en ciddi katkı Kemalizm’i “ulus ruhunda ve zihniyetinde gerçekleşen, geçmişle bağları koparan köklü bir zihniyet devrimi” olarak kuramsallaştıran ilk kapsamlı çalışmaları kaleme almış olmasıdır.

Tekinalp’in kaleminden Kemalizm

Munis Tekinalp’in düşüncesi, 1936’da yayımlanan Kemalizm adlı eseriyle daha sistematik ve doktriner bir nitelik kazanmıştır. Bu çalışmada Kemalizm, kapsamlı bir dünya görüşü, ahlâkî bir düzen ve yaşam felsefesi olarak takdim edilir. Tekinalp, Altı Ok’u tarihsel bir zorunluluk ve ilerlemenin kaçınılmaz istikameti şeklinde kurgular.

Eserde dini otoriteyi hedef alan sert ifadeler, Tekinalp’in dini düşünceye yönelttiği eleştirinin geçici ya da konjonktürel olmadığını, aksine süreklilik arz eden bir fikrî hatta dayandığını açıkça göstermektedir. İslam siyaset düşüncesine yaslanan geleneği Türk tarihinin gelişimini sınırlayan bir unsur olarak konumlandıran Tekinalp, Kemalizm’i ise bu tarihsel yükten kopuşu mümkün kılan devrimci bir eşik olarak yorumlar.

“Küsuf” tezi ve İslam karşıtlığı

1944’te yayımlanan Türk Ruhu, Munis Tekinalp’in kimlik mühendisliğinin son ve en mütekâmil halkasını teşkil eder. Bu eserde Türk tarihi Auguste Comte’un üç hal yasasına benzer şekilde “Atalar Ruhu”, “İslamiyet Merhalesi”, “Meşrutiyet” ve “Kemalist Dönem” olmak üzere dört aşamalı bir şema içinde ele alınır. Söz konusu tasnif, açık biçimde pozitivist tarih anlayışından ve sosyal Darwinizmden beslenen bir zihniyet dünyasına yaslanmaktadır.

Bu şemada İslamiyet dönemi, Türklerin öz karakterinden uzaklaştığı bir “kararma” ya da “küsuf” safhası olarak tasvir edilir. Böylece Türk milliyetçiliği, İslam karşıtı bir zeminde yeniden tanımlanmış olur. Bu yaklaşım, Cumhuriyet döneminde dinle mesafeli bir ulusal kimlik inşa etmek isteyen çevreler için işlevsel bir teorik dayanak sağlamıştır.

1950'de Musevi kimliğine daha sıkı tutunan Tekinalp'in bir röportajı.

Türkçülük maskesinin altındaki Siyonizm mi?

Munis Tekinalp’in fikrî serüveni, Siyonizm’le kurduğu temaslar dikkate alınmadan tam olarak kavranamaz. 1909 yılında Dünya Siyonist Kongresi’ne Hamburg’da Selanik delegesi olarak katılması ve burada dile getirdiği görüşler, özellikle Yahudi yerleşimini Osmanlı coğrafyasına, özellikle Anadolu ve Mezopotamya’ya yönlendirme fikri, imparatorluğu ekonomik ve kültürel bakımdan güçlendirme iddiasıyla temellendirilmiştir. Bu yaklaşım, Osmanlı’yı “Vadedilmiş Topraklar”ın genişletilmiş bir versiyonu olarak tahayyül eden, klasik Siyonist söylemden ayrışan bir düşünce çerçevesine işaret etmektedir. Meşrutiyet ve Cumhuriyet yıllarında bu görüşlerinden kısmen uzaklaşmış görünse de, hayatının son dönemlerinde kaleme aldığı notlar ve giriştiği bazı faaliyetler, onun Siyonizm’e yönelik örtük bir sadakati bütünüyle terk etmediğini düşündürmektedir.

Bu çerçevede Munis Tekinalp’in Türkçülük ve Kemalizm yorumlarının, yalnızca ulus-devlet inşasına katkı sunan bir modernleşme projesi olarak mı görülmesi gerektiği, yoksa sekülerleşmiş bir siyasal düzen içinde Yahudi cemaatinin güvenliğini ve sürekliliğini de hesaba katan daha geniş bir tahayyülün parçası mı olduğu sorusu özellikle önem kazanmaktadır. Nitekim Munis Tekinalp’in hayatının sonunda Nice’te bir Yahudi mezarlığına defnedilmesi ve son yıllarında İsrail Devleti’nin kuruluşuna dair notlar kaleme alması, onun zihnindeki Yahudi aidiyetinin tamamen silinmediğini düşündürmektedir.

Kullanışlı ideolojiler

Munis Tekinalp’in fikrî mirası, bugün yeniden hararetlenen “Türkçülük-Siyonizm” tartışmaları bakımından üzerinde durulmayı hak eden ibretlik bir örnek olarak okunabilir. Zira onun kaleme aldığı metinlerde billurlaşan Türkçülük tasavvuru, dinî referanslardan bilinçli biçimde arındırılmış, daha çok seküler ve kültürel bir kimlik telakkisi üzerine bina edilmiş, bu yönüyle hem Batı menşeli modernleşme fikirleriyle hem de Yahudi cemaatinin emniyet ve bekasını önceleyen siyasi arayışlarla temas eden bir zemin üretmiştir.

Ne var ki bu temas, açıkça ilan edilmiş bir ittifaktan ziyade örtük bir uyum, karşılıklı iş görürlük ve aynı menzile farklı saiklerle yönelen paralel arayışlar çerçevesinde şekillenmiştir. Bu yönüyle Tekinalp’in düşünce dünyası, Cumhuriyet’in ilk yıllarında seküler kimlik inşasının hangi fikri damarlarla kesişebildiğini göstermesi bakımından bugün dahi dikkatle okunmayı gerektirmektedir.

Bugün bazı Türkçü söylemlerin, İsrail merkezli güvenlik paradigması, küresel Siyonist diskur yahut İslam karşıtı yaklaşımlarla paralellik arz etmesi, bu tarihsel arka plan hesaba katılmadan sahih biçimde izah edilemez. Munis Tekinalp örneği, Türkçülüğün bazı yorumlarının nasıl olup da “Türkçü” bir söylem kisvesi altında; dinle irtibatı zayıflatılmış, İslam’ı kamusal hayattan tedricen dışlayan ve ortaya çıkan boşluğu seküler-kültürel bir birlik telakkisiyle dolduran bir istikamete evrilebildiğini açık biçimde göstermektedir.

Günümüzün Tekinalp’leri kim?

Bu itibarla mesele, Siyonizmin Türkçülüğe sonradan “sızması”ndan çok, bazı Türkçülük yorumlarının daha kuruluş safhasında, Siyonist tahayyüllerle örtüşmeye müsait bir zemin üzerinde teşekkül etmiş olmasıdır. Başka bir ifadeyle burada söz konusu olan, basit bir maskeleme yahut geçici bir örtüşmenin ötesinde, sekülerleşme ve dinle mesafenin açılması ekseninde inşa edilen bir “Türk” kimliği telakkisinin, farklı ideolojik projeler tarafından rahatlıkla istihdam edilebilir hâle geliyor olmasıdır. Konuyu yakın zamanda gündeme taşıyan Altay Cem Meriç’in ifadesiyle diyecek olursak; esas hedef toplumu bir arada tutan “asabiyenin zayıflatılması”dır.

Sonuç itibarıyla Munis Tekinalp, Türk kimliğinin dinî muhtevasından arındırılarak yeniden tarif edilmesinin uzun vadede ne tür fikri ve siyasi neticeler doğurduğunu görünür kılan tarihsel bir figür olarak ele alınmalıdır. Onun fikir dünyası bugün “Türkçülük” başlığı altında dolaşıma sokulan bazı söylemlerin hangi düşünsel damarlar üzerinden beslendiğini kavramak bakımından hâlâ kayda değer bir açıklayıcılık taşıyor. Bu bakımdan Tekinalp’i anlamak, bir bakıma bugün sosyal medya mecralarında tezvirat yayan yeni “Tekinalp” tiplerini tanımak ve neye yaslandıklarını idrak etmek anlamına da geliyor.