Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
HDP Eş Genel Başkanı Buldan CHP adayı İmamoğlu'na oy istedi
Gündem
HDP Eş Genel Başkanı Buldan CHP adayı İmamoğlu'na oy istedi
HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Esenyurt'ta yaptığı konuşmada CHP ve İyi Parti'nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ekrem İmamoğlu'na ile Esenyurt adayı Kemal Deniz Bozkurt'a oy istedi. “Büyükşehir'de AKP-MHP kaybetsin siz biliyorsunuz ne yapacağınızı' diyen Buldan sözlerini şöyle sürdürdü: “Biz buralarda demokratik güç birlikleriyle birlikte hareket ediyoruz.'
Diğer
Bakan Soylu: Kandil'i Amerika yönetmektedir
Gündem
Bakan Soylu: Kandil'i Amerika yönetmektedir
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, "Türkiye'nin istihbaratını yakından takip eden bir kardeşiniz olarak söylüyorum, bugün onları (HDP) Kandil yönetmektedir, Kandil'i de Amerika yönetmektedir. Üzerimize çullanmak istiyorlar, onlara fırsat vermeyelim" dedi.
AA
Liderlik kime ve nasıl popülizm olarak görünür?
Liderlik kime ve nasıl popülizm olarak görünür?

Türkiye demokrasisinin başına gerçekten bir hal geldiğinde arkasından kim ağlayacak? Bu sorunun cevabının Türkiye’nin beka sorunuyla doğrudan bağlantılı olduğunu söylemiştik. Türkiye’yi demokrasi açısından eleştirenlerin demokrasinin bütün kriterlerini istedikleri gibi eğip bükmekte ne kadar mahir olduklarını da biliyoruz. Neticede İslam dünyasında yitip giden nadir demokrasilerin ardından bir günlük yası bile fazla gördüklerine şahit olduk. Yas ne kelime? Türkiye’de darbe ihtimali karşısında veya Mısır’daki fiili darbe karşısında neredeyse zil takıp oynayacak oldular.

Video: Liderlik kime ve nasıl popülizm olarak görünür?


Çağımızda demokrasi ve insan hakları adına ne varsa hepsini en radikal biçimde katletmiş olan darbeci Sisi’yi, üstelik 9 masum insanı devlet gücü ve marifetiyle idam ederek katlettiği günlerde AB’nin bütün liderleri kendisiyle görüntü vererek topluca ödüllendirdiler. Sisi’nin ev sahipliğinde Şarmelşeyh’te gerçekleşen Zirve’de Avrupa Birliği liderleri Arap Birliği liderleri ile bir araya gelerek hep birlikte Sisi’ye taze taze katletmiş olduğu masum insanlar veya zindanlarında sorgusuz yargısız tuttuğu onbinlerce insanın yaşamakta oldukları insanlık dışı ağır işkenceler dolayısıyla kendisine bir uyarıda bulunmadılar.

Ona insan hakları ve demokrasi adına bir hatırlatmada bile bulunmadılar. Bilakis sisi kendilerine “Mısır’ın özgün koşullarının gerektiğinde insanlığı katletmek için ne kadar haklı gerekçeler sunabildiğine dair” veciz bir nutuk sundu, onlar da büyülenmiş gibi dinlediler ve alkışladılar.

Kadim Mısır’ın büyüleyerek göz boyama geleneği canlandı da AB liderleri Firavun’un meşhur büyücülerinin büyülerine mi kapıldı diye düşünesi geliyor insanın. Ama korkarım durum böyle bir büyülenmişlikten de daha öte bir şeydi. Belki gönüllü olarak büyülenmekten söz edebiliriz. Gönüllülük ise ya maddi veya ideolojik çıkarla ilgili olabilir.

Avrupalıların maalesef İslam dünyasına yönetici olarak reva gördükleri ancak Sisi gibi diktatörler ve onların halklarına muameleleridir. O yüzden onu ne demokrasi açısından ne de insan hakları açısından eleştirme ihtiyacı bile hissetmezler. Dolayısıyla söylemekten çok hoşlanmasak da her zaman tecrübe edip yaşadığımız acı gerçek, bizim kendi demokrasimizi veya insanımızın hak ettiği insanca bir yönetim ve yaşam kalitesini geliştirmek için Avrupa’dan bir hayır beklemenin beyhude olduğudur. Halklarımız insanca yaşamayı yeterince hak ediyor ve bunu sağlamak için çabalamak bizim boynumuzun borcudur.

Geçtiğimiz günlerde İngiltere’nin meşhur solcu liberal gazetesi The Guardian’da Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan üzerine Bethan McKernan ve Gökçe Saraçoğlu ortak İmzasıyla ve “Reformcudan ‘Yeni Sultan’a: Erdoğan’ın Popülizme Evrilmesi” başlığı altında bir yazı yayınlandı. Erdoğan’ın hikayesini yeni-oryantalist Avrupa’da ezbere dönüşmüş bildik bir okumayla popülizm ve tabii ki yine diktatörleşme-otoriterleşme olarak okuyan yazı aslında tam da bu batılı ikiyüzlülüğün tipik bir örneği.

Normalde, bütün AB liderlerinin Sisi ile birlikte malum zamanlamayla birlikte verdikleri o görüntünün utancıyla aslında Avrupa’nın biraz vicdan sahibi çevrelerinin en az on yıl Erdoğan’a bu cihetten bir eleştiri yapmaktan uzak durmaları beklenirdi. Sözkonusu gazete de The Guardian, yani Avrupa’nın solcu-liberal gazetesi. Sol-liberallikten hala biraz vicdan beklemekle fazla mı naiflik sergiliyoruz yoksa?

Erdoğan’ın siyasi hikayesinin popülizme evrilmiş olduğunu tespit eden bir bilimsel veri tabanı ve araştırmaya atıf yapılmış yazıda. Bakıyorsunuz bu veri tabanını oluşturan ve besleyen de yine The Guardian. Türkiye’de Erdoğan’ın hikayesini dayandırdıkları anlatımlar ise hiç sürpriz değil: Her birinin Erdoğan’la kişisel bir hikayesi ve takıntısı bilinen isimler. İki isim zahir: Soner Çağaptay ve Abdüllatif Şener, diğerleri pek zikredilmiyor ama FETÖ, CHP ve HDP’nin beslediği bir söyleme dayanıyor oldukları çok açık.

Bunların aslında nefret güdüsüyle dillendirilen ifadelerine dayanılarak Erdoğan değerlendirmesi yapmak baştan itibaren bir araştırmayı sadece muhalefet hanesine kaydeder, bilimselliğe veya nesnel bir konuma asla değil. Yoksa siyasette muhalefetin iktidardan daha masum, daha geçerli veya daha nesnel olduğuna dair bilmediğimiz bir norm mu var?

The Guardian’ın anlattığı hikaye, Erdoğan’ın siyasi seyri içinde bütün Türkiye ile birlikte yaşamış olduğu şeyleri yok sayarak, kurumsal veya kurumsal olmayan sinsi muhalefetin çevirdiği işleri, giriştikleri müteselsil darbeleri ve fırıldakları görmezden gelerek, bütün faktörlerden bağımsız olarak yaşadığı değişimi bir çırpıda özetliyor.

“Önce iyi demokrattı, reformcuydu, ama sonra birden bire iktidara ulaştıkça içine kapandı, dışlayıcı oldu, otoriter ve diktatör oldu ilh”. “Başta iyiydi, sonra bozuldu” gibi en alelade okuyucuya alışık oldukları ve talep ettikleri bir hikayeyi satmanın konforuna yaslanıyorlar aslında.

Diktatör” dedikleri liderin seçimlerde halka kendini anlatmak ve halktan oy almak için nasıl meydan meydan gezdiğini ve istediği oyu alamadığı taktirde anayasal olarak yerini hemen başkalarına bırakmak durumunda olduğunu da göz ardı ediyorlar. Erdoğan popülizm yapıyorsa, mesela, buna karşılık muhalefet ulvi bir siyasete mi çağırıyor?

Hem popülizm dediğiniz nedir Allah aşkına? Erdoğan’ın milletiyle kaynaşıp, milletinin desteğiyle ülkesini bir yerlere taşıması için yaptıklarına en azından liderlik denir? Güçlü liderlik ise bir ülke için en güçlü sosyal sermayelerden biridir. Türkiye bugün dünyayı da etkisi altına alan bir çok badireden bu liderlik sayesinde daha az hasarla hatta kazançla çıkabiliyor. Bu liderliği çektiğinizde, yönetilemeyen veya halkına değil kendilerine hizmet edecek gerçek diktatörler için alan açılmış olacaktır. İstedikleri sadece bu.

Aslında tam da bu noktada geçtiğimiz günlerde New York Times’ta yayınlanan bir yazı gerçek sorunun ne olduğunu anlatır gibiydi. Adam Taylor imzasıyla “Özgür dünya lidersiz” başlığı altında yayınlanan yazı, günümüzde liderliğin ne kadar önemli olduğunu ve Batı dünyasının giderek en önemli sorunlarından birinin lidersizlik olduğunu tespit ediyordu. Özgür dünyayı giderek sağ popülizmin kucağına iten ve daha fazla yönetilemez hale getiren, dünya meselelerine de kendi ülkelerinin meselelerine de hiçbir çözüm üretemeyen ciddi bir boşluk sözkonusu.

Buna mukabil Erdoğan’ın güçlü liderliği sayesinde yıllardır Türkiye bu eksikliği yaşamıyor.

Bu liderlik oradan popülizm gibi geliyorsa, yani pek hoş görünmüyorsa, Türkiye’de aslında ne görmek istediklerine dair bütün niyetlerini göstermiyorlar mı?

HDP mitinginde 'Kürdistan' ve 'Öcalan' propagandası
Gündem
HDP mitinginde 'Kürdistan' ve 'Öcalan' propagandası
HDP, Mardin'in Kızıltepe ilçesinde düzenlediği mitingde, sık sık terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan ve sözde “Kürdistan” propagandası yapıldı. HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, huzurun gelmesi için terörist başı Öcalan'ın üzerindeki tecridin kaldırılması gerektiğini savundu.
IHA
Zillet ittifakı milli güvenlik sorunu
Gündem
Zillet ittifakı milli güvenlik sorunu
CHP-HDP-İP ittifakının Kandil’in ağzına bakıp Pensilvanya’nın eteğine tutunduğunu belirten Bahçeli şu tespitte bulundu: Zillet ittifakı, ülkemiz için tek kelimeyle milli güvenlik sorunu haline gelmiştir. Ama Türkiye zillete teslim olmayacak, Türk milleti zillete haddini 31 Mart’ta bildirecektir.
Yeni Şafak
PKK’dan oy istedi
Gündem
PKK’dan oy istedi
CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, CHP ile HDP’nin ittifakını ileriye taşıdı. Bankoğlu, asgari ücretlilerin, emeklilikte yaşa takılanların ve taşeron işçilerin desteğini isterken, “PKK’lıdır, zillet ittifakı üyesidir hiç fark etmez” ifadelerini kullandı.
Yeni Şafak
Ellerine fırsat geçerse…
Ellerine fırsat geçerse…

8 Mart Kadınlar Günü’nde, CHP ve HDPKK’nın Kadın Kolları üyelerinin öncülülüğündeki yürüyüş sırasında bir kısım katılımcının “ezanı ıslıklaması” edepsizliğin şahikasıdır.

Mevzubahis “ezanı protesto” hadisesi; bunların bilinçaltındaki İslam düşmanlığının dışavurumudur.

Batı Putu’na Tapan Bu Malum Kafa’nın “ellerine fırsat geçmesi halinde” neler yapabileceğini böylelikle (bir defa daha) görmüş olduk!

***

Video: Ellerine fırsat geçerse…

Bu yürüyüşçülerin asıl derdi başkadır…

Gerçekte “Kadınların Haklarını Savunmak” gibi bir gayeleri yoktur. İşin bu 8 Mart tarafı, pek konforlu bir maskedir.

Evet, biriktirdikleri öfke -görüntüde- AK Parti iktidarına yöneliktir…

Bununla birlikte, mevzu çok daha derindedir.

Laikçi-Batıcı Faşist Şer Cephesi’nin elemanları, güya “Kadın Hakları” adına sokağa çıkmışken, tutup Müslüman Türkiye’mizde ezanımızı hedef aldılar…

Yani, nedir? “Müslüman Türkiye’yi bir türlü ele geçiremeyişlerinin, teslim alamayışlarının kızgınlığını yaşadıklarına” kuşku yoktur!

Bu Ezan Protestocuları (aynen, Rahmetli Uğur Mumcu’nun 1993’teki cenazesi sırasında “Kahrolsun Şeriat!” diye bağıranlar misali) Baronsal Kuklacı’nın bir başka söyleyişle Komprador Burjuvazi’nin pek kullanışlı “kuklaları” hükmündedir!

Haliyle, sözünü ettiğimiz kızgınlığın da “bir nevi dublajını” yapmışlardır!

SALA OKUNURKEN DALGA GEÇENLER

Balıkesir/Edremit’te CHP’li adayın katıldığı bir merasimde açık mikrofondan yansıyan konuşmalarda okunan Cuma Salası ile “dalga geçilmesi” hadisesi de edepsizliğin/kahpeliğin bir başka örneğidir…

Aradan çok uzun yıllar geçse dahi; CHP zihniyeti asla değişmiyor!

15 Temmuz 2016 gecesi, darbe girişimine karşı; muhteşem bir mukavemet bağlamında camilerimizden yükselen salalardan rahatsız olan işte bu sinsi “İslam Düşmanı” Malum Kafa’dır!

15 Temmuz gecesi, okunan salalar; Paralel Yurtta Sulh Konseyi’nin darbecileri ile bilumum FETÖ’cüleri bunalıma sokmuştu!

Darbe teşebbüsünün berhava olmasından dolayı; “Kontrollü Kılıçdaroğlu”nun CHP’li ve de HDPKK’lı arkadaşları da –aynen FETÖ’cü Hainler gibi- devasa bir hayal kırıklığına uğramışlardı.

AYNI ZAMANDA NEYİN İTTİFAKI?

İstiklal Caddesi’ndeki yürüyüş sırasında “Ezan’ın Islıklanması” terbiyesizliği; CHP+HDPKK ittifakının, aynı zamanda bir “Ezan Düşmanlığı İttifakı” olduğunu da göstermiştir.

***

2012 yılından bu tarafa; Kılıçdaroğlu CHP’si ile PKK terör örgütünün siyasi uzantısı partiler “stratejik müttefik” durumundadır.

***

CHP’li Şafak Pavey, 8 Mart 2012 tarihinde (yani Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle) Washington’da Hillary Clinton ile Michelle Obama’nın ellerinden “Cesur Kadın” ödülü almıştı…

İki hafta sonra (22 Mart 2012); “Şafak Pavey’e verilmiş işte bu ödül münasebetiyle” ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nde bir resepsiyon düzenlenmişti…

Dönemin ABD Büyükelçisi F. Ricciardone’nin konukları arasında; Şafak Pavey ile birlikte Kemal Kılıçdaroğlu, Gürsel Tekin ve Hikmet Çetin de vardı.

-Başka?

O zamanki adı BDP olan Terör Partisi’ne mensup Hasip Kaplan ve Sırrı Sakık da oradaydı!

***

7 Haziran 2015 genel seçiminden bir gün sonra; Şafak Pavey havalimanında karşılaştığı Terör Partisi HDP’nin o dönemdeki ‘Eş Genel Başkanı’ Demirtaş’ı seçimde barajı geçtikleri için tebrik ederken “Birlikte iyi salladık” demişti!

***

8 Mart 2019’da ise CHP ile HDPKK’nın “Kadın Kolları” üyeleri, İstiklal Caddesi’nde gerçek yüzlerini belli ettiler ve edepsizliğin şahikasına çıkarak “ezanı birlikte ıslıkladılar!”

Adil Öksüz’ü kurtarma girişimi
Gündem
Adil Öksüz’ü kurtarma girişimi
PKK uzantısı HDP ile ittifak kuran CHP, FETÖ’nün beyin takımını kurtarmak için de harekete geçti. 15 Temmuz ihanetini Akıncı Üssü’nden yöneten Adil Öksüz dahil, örgütün beyin takımını sivil olarak tanımlayan CHP, bunların“darbe yapabilecek kabiliyette olmadığını” iddia edip, Anayasa Mahkemesi’nden (AYM) hainlerin affını istedi.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.