Selçuklular’da sanat ve eğitim

Büyük Selçuklu hâkimiyetinde dört bir yana yayılan Nizamiye Medreseleri, günümüz üniversitelerinin mihenk taşı nispetinde. Bu medreseler bağlı vakıflarca beslenir ve eğitime verilen önemin boyutu da bu zincirin her bir halkasında hissedilirdi. Müderrisler dönemin seçkin âlimleri arasından seçilir, medreseye bağlı kütüphanelerle öğrenim desteklenirdi.

Haber Merkezi Yeni Şafak
Nizamiye Medresesi

Ahsen İlhan / Yazar - Sanat Tarihçisi

Türk-Müslüman kimliğinin hafızalarda yer almayan, derin dehlizlere kapatılmış, üst düzey hatları var. Sebebi; yüzyılın karanlık tarih yazıcılığında gizli. Bu sitemkâr giriş cümlemin itici gücüyse; Türk tarihinin, sanat-bilim sekansının bütün dizileri boyunca sükse yapacak mevcudiyetine karşın; yeteri kadar hafızalara nakşedilmemiş oluşudur. Türkleri İslâm’la bütünleşme şerefine erdiren bir toplum karakteri var: İddiam odur ki İslâm’la hemdem olan Türkler, bütün medeniyetlerden daha hakikatli bir toplumsal iz düşüme ve erişilmesi güç bir sanat zevkine sahiptir. Bu iddiamı mühürlemesi bakımından geniş bir ummandan bir kovacık su alacağım ve Türk tarihinin Selçuklu dönemine ve dönemin en güçlü damarı olan sanat-bilim dehâsına, yalnızca bir girizgâh yapacağım.

NİZAMİYE MEDRESELERİ

Bu hususta ilk akla gelen Nizamiye Medreseleridir. Bu yapılanma, yıllarca anlatılan medrese kavramıyla hiç benzeşmediği gibi; eşi benzeri görülmemiş bir bilim yuvası olarak, kandelası yüksek bir çehreye sahiptir. Medreseler, Peygamberimiz zamanında Medine’de Kur’an öğretimi yapılan Dârülkurrâların bir devamıdır. Kur’an bilimin şahikası olmakla, kurumsal eğitimin başlangıcı da tam bu mihraktır.

Büyük Selçuklu hâkimiyetinde dört bir yana yayılan Nizamiye Medreseleri, günümüz üniversitelerinin mihenk taşı nispetinde. Bu medreseler bağlı vakıflarca beslenir ve eğitime verilen önemin boyutu da bu zincirin her bir halkasında hissedilirdi. Müderrisler dönemin seçkin âlimleri arasından seçilir, medreseye bağlı kütüphanelerle öğrenim desteklenirdi. Din-hukuk-matematik vb. bilimlerde üst düzey bir eğitimle nesiller, geleceği inşa edecek donanımla terbiye edilirdi. Rektörlük, eğitmenlik ve bu mertebelere liyakat gibi günümüz dinamikleri de bu kurumsal sistemden devşirmedir.

Bir diğer yönüyle Selçuklu medreseleri ve mimarîsi sanatkârane bir görünüm vaat eder. Devasa taç kapıların ince işçilikle şehre hükmeden bir siması vardır. Taş-mermer ve tuğla mimarisinin en detaycı dokunuşları, hantal bir vücuttan zarafetin süzülüşünü temsil eder. Geometrik süsleme bilimin şaşmaz mizanını, bitkisel süsleme tabiatın sürüp giden varlığını resmeder.

Her bir detay bir anlatımdır. Hiçbir dokunuş anlamdan münezzeh tasarlanamaz. İnsanı, İslâm’ı, bilimi ve İlahî hükmü, İslâm sanatındaki kadar, Selçukluların dokunuşlarında da hissetmek mümkün.

BİLİM VE SANATTAKİ EŞSİZ SENTEZ

Anadolu Selçuklularıyla birlikte inovasyon hızla devam etmiştir. Mimarîde ve sanatta geçmiş mirasına, Anadolu’nun karşı konulmaz iklimi de eklenir. Her şehre bir medrese kurulmuş, hepsinde din-felsefe-tıp vb. bilimler öğretilmiş, hastaneler tıp eğitiminin devamı kapsamında dönemin şeref tablosu olarak geniş bir coğrafyada yerini almıştır.

Sanatta Anadolu’nun kompozit mirası, Türk-İslâm karakterini beslemiştir.

Özellikle mimarî süslemede ve edebî sanatlarda coğrafya baskındır. Resim, heykel, hat ve tezhip gibi dallarda incelikli sanatkârlar yetişmiştir. Ön-Türklere kadar uzanan dokuma işçiliği dönemin hüviyetidir. Kitaplardaki el işçiliği ve ciltçilik de medeniyetin zarafetini destekleyen aksiyondan sadece birkaçı olarak kayıtlarda yerini almıştır.

Türbe ve kümbetler, hamamlar, imaretler, medreseler, camiler, darüşşifalar, saraylar ve köşkler, bütün Anadolu’ya yayılmış; mimarinin, sanatın ve toplum refahının saltanatını gözler önüne seren bir kompozisyon oluşturmuştur.

Şüphesiz Selçuklular sanat ve bilimde; üzerinden geçtiği ve eriştiği tüm değerlerin sentezini büyük bir hünerle geleceğe sunmuştur ve bugün yankıları hâlâ sürüp gitmektedir. Selçuklu mirasının gölgesinde beslenenler, Türk kimliğini ekarte etmekte ve ne yazık ki tarih kitaplarında çok az yer vermemiz nedeniyle bu suç, kendi içimizde de tekrar etmektedir. Ama her şeyden önce bilim ve sanatın en verimli kaynağı İslâm’dır. İslâm’la tanışan bütün toplumlar bu şereften paye alarak büyük ve göz alıcı medeniyetlerin meyvelerini yemişlerdir. Hâl böyleyken; Selçuklunun sanat ve bilimdeki avangart tavrı yaygın, derin ve öyle bir kalemde anlatılamayacak kadar çok yönlüdür.

HAYAT
Anadolu'nun ilk medresesi