2022 yılı Vesîletü’n-Necât yazarı Süleyman Çelebi’nin vefatının 600. Yılı dolayısıyla Süleyman Çelebi yılı ilan edilmişti. Süleyman Çelebi ve adıyla özdeşleşen Mevlid’i nesilden nesile okuna geldi ve okunmaya devam edecek.
Bu coğrafyada Peygamberimizin şefaatine nail olmak üzere bir değil, onlarca Mevlid-i şerif kaleme alındı. Ancak hiçbirisi Süleyman Çelebi’nin kaleme aldığı Vesîletü’n-Necât (Kurtuluş Vesilesi) kadar milletin hüsnü teveccühüne mazhar olmadı. Osmanlı’nın hüküm sürdüğü coğrafyanın neredeyse tamamında bu diriltici beyitler bestelenmiş olarak okundu, ezberlendi, nesilden nesile aktarıldı. Sadece okunarak değil üzerine şerhler yazılarak da bu eser anlaşılmaya çalışılmış. Hüseyin Vassaf, Cabbarzâde Mehmet Arif Bey mevlidi şerh eden birkaç isim. Geçtiğimiz yılında sonunda yayımlanan Vesîletü’n-Necât, Kurtuluş Yolu, Mevlid Şerhi; (Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2022) isimli eser de bu alanda önemli bir boşluğu doldurmaya namzet bir çalışma olarak raflardaki yerini alıyor.
11 Bölüm, 6 Şârih
Editörlüğünü Prof. Dr. Alim Yıldız’ın yaptığı, Mehmet Akkuş, Bilal Kemikli, Alim Yıldız, Hakan Yekbaş, Yusuf Yıldırım, Fatih Ramazan Süer’in bölüm yazılarıyla katıldığı Mevlid-i Şerif Şerhi, Kurtuluş Yolu Mevlid-i Şerif adlı eser 11 bölümden oluşuyor. Mevlidin 1-3. Bölümleri Prof. Dr. Bilal Kemikli, 4, 6 ve 7. Bölümleri Prof. Dr. Mehmet Akkuş, 5. Bölümü Doç. Dr. Yusuf Yıldırım, 8. Bölümü Doç. Dr. Fatih Ramazan Süer, 9. Bölümü Prof. Dr. Hakan Yekbaş ve 10-11. Bölümleri ise Prof. Dr. Alim Yıldız tarafından şerh edilmiş. Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları’ndan çıkan bu eser mevlidin tamamını değil daha önce Mehmet Akkuş ve Uğur Derman tarafından hazırlanarak 2008’de yine Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayımlanan “Reisü’l-Hattâtîn Ahmet Kâmil Akdik Nüshası”nı teşkil ediyor.
Eserin editörü Alim Yıldız kitabın girişinde kaleme aldığı yazıda hakkında detaylı bilgiye sahip olamadığımız Süleyman Çelebi’nin bu eserini Osmanlı’nın fetret dönemi diye adlandırılan Yıldırım Beyazıt sonrası şehzadeler arası taht kavgasının hüküm sürdüğü dönemde yazdığını belirtiyor. Kargaşanın hüküm sürdüğü bu dönemde böyle bir eserin kaleme alınmasının sebebinin ise ümitsizliğe düşen Türk topluluklarına umut aşılamak ve onlara kurtuluş yolunu göstermek olduğunu ifade ediyor. Aslında Süleyman Çelebi eserini kaleme aldığı dönemde ve sonrasında gelecek nesillere lisan-ı hâl ve kelimelerle “Sakın umutsuzluğa düşmeyin, geleceğinizden endişeye kapılmayın! Sizi bu durumdan kurtaracak yegâne yol; Hz. Muhammed’in (sas) yoludur.” demek istemiştir. (s.11)
Bugün Mevlid-i Şerif’in çok az bir kısmı besteli şekilde okunuyor. Yayınlanan şerhte ise yine mevlidin tamamı olmasa da büyük kısmı şerhe konu oluyor. Faslun Fi’t-tevhid ile başlayıp Dua ve İltica ile son bulan metin 11 bölümden oluşuyor.
“Allah adın zikredelim evvela”
Türk Edebiyatında bir form olarak mesnevî nazım şekliyle başlayan Vesiletü’n-Necât, bu nazım şekliyle başlayan tüm metinler gibi tevhitle başlamıştır. İlk bölümü kaleme alan Bilal Kemikli, İslam ilim geleneğinde besmele, hamdele ve salvele ile metin yazma geleneğine bu hususun uyduğunu belirterek, tevhidin de besmeleye ve hamdeleye denk olduğunu belirtmiş. Devamında ise Vesiletü’n-Necât’ın tevhid bahri, besmele ve lafza-i celal zikriyle okuyan ve dinleyenleri tevhid ilkesiyle buluşturduğunu ifade etmiş. Her mevlid merasiminde aşina olduğumuz bir şey vardır ki beyitler arasında salavatların okunması, tekbirlerin getirilmesidir. Burada da bahirler arasında bağlantıyı sağlayan rabıta beyit ya da nakarat beyit olduğunu belirten Kemikli, tekrar eden bu beyitlerin, dinleyenlerin salavat getirmesini teklin ettiğini, devam eden yorumlarda ise mevlidin besmele ve zikirle birlikte salavat konusunu da halka telkin etme imkânı sunduğunu da ekliyor.
Ger dilersiz bulasız oddan necât
Aşk ile derd ile idin es-Salât
Süleyman Çelebi burada demiştir ki “Ateşten kurtulmak isterseniz eğer, aşk ile dert ile Hz. Peygamber’e salavat getirin.” (s.116)
Mevlid, tevhit bahriyle ve Allah âdın zikredelim evvelâ/Vâcib oldur cümle işde her kulâ beyitleriyle başlamış, asırlarca bu topraklarda okunarak Peygamberimizin doğumu, miracı, mucizeleri, hicreti, vefatı gibi başlıklarda hem eğitici, hem öğretici bir fonksiyon ifa etmiştir.
Bir sedef ve içinde inci tanesi
Mevlidin uzun zaman sadece makamlı okunan ve seslendirilen metin haline gelmesi, manasının yeterince anlaşılmasını gölgelemiştir. Oysaki hazırlanan şerh, her bir beyitte zahiri mananın dışında derin hikmetler barındırdığını da ortaya koyuyor. Zira “veladet (doğum)” bahrinde Süleyman Çelebi Âmine Hatun Muhammed ânesi/Ol sadeften doğdu ol dür dânesi diyerek Âmine validemizi sedefe, Peygamberimiz’i de sedefin içinde bulunan inci tanesine benzetmiştir. Âmine validemizin hamilelik dönemi, yaşadığı mucizeler ve ikramlar, doğum yapması beyitlerde veciz bir şekilde dile gelir. Doğum müjdesi de yine beyitlerde yer alır:
Doğdu ol saatte ol Sultan-ı dîn
Nûra gark oldu semâvât ü zemîn
Dinin sultanı olan Hz. Peygamber’in doğduğu saatte gökler ve yer nura boğuldu. (s.115). Yusuf Yıldırım bu beyitleri şu şekilde şerh eder: “Peygamber Efendimizin ulvi teşrifi artık gerçekleşmiştir. Bu atası Hz. İbrahim’in duası, kardeşi Hz. İsa’nın müjdesi ve annesi Amine’nin rüyasıydı. Âmine’nin bildirdiğine göre, Peygamberimiz dünyaya geldiğinde doğu ile batı arasını aydınlatan bir nur kendisinden çıkmıştır. Peygamberimiz temiz bir şekilde, ellerini yere koyarak doğmuş ve başını semaya kaldırmıştır.” (s.115)
Kurtuluş müjdesi olarak dünyayı teşrif etmiş ve şefaatine nail olmak niyetiyle ardından şiirler, beyitler, nesirler, mevlidler kaleme alınmış Efendimiz’in, bu topraklarda ismini hiçbir zaman unutturmayan beyitlerle karşı karşıyayız. Bu vesile ile Süleyman Çelebi’ye rahmet dilerken, mevlidin şerhine emeği geçen hocalarımıza da medyun-u şükran olduğumuzu ifade ediyoruz.