Erzurum Ramazan imsakiyesi
Gündem
Erzurum Ramazan imsakiyesi
2019 Erzurum Ramazan imsakiyesi haberimizde. On bir ayın sultanı Ramazan'a sayılı günler kala vatandaşlar sahur ve iftar saatlerini merak ediyor. İslam aleminin heyecanla beklediği Ramazan ayı 6 Mayıs 2019 Pazartesi günü başlayacak. Peki Erzurum'da sahur ve iftar saatleri kaçta? Diyanet'in takvimine göre, Erzurum için Ramazan imsakiyesini haberimizde bulabilirsiniz.
Yeni Şafak
Belediyelere mali disiplin talimatı
Ekonomi
Belediyelere mali disiplin talimatı
Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, AK Parti kampında “2023’e Doğru Yerel Yönetimler” başlıklı sunum gerçekleştirdi. Belediyelerde mali disiplini sağlamanın ve öz gelirleri artırmanın öncelikli hedef olması gerektiği vurgulanan sunumda, AK Partili belediyelerce Akıllı Şehir İş Planlarının hazırlanarak uygulamaya geçirilmesi de önerildi.
Yeni Şafak
Mevlana, ‘Atanacak yöneticilerin geçmişi çok önemlidir’ diyor!
Mevlana, ‘Atanacak yöneticilerin geçmişi çok önemlidir’ diyor!

Mevlana Celaleddin-i Rumi tarafından kaleme alınan Mesnevi’de kamu yönetimine ışık tutacak çok önemli hikayeler vardır. Eğer bu hikayeler ders almak için okunursa son derece günümüze nasıl bir ışık tuttuğu görülecektir. İşte bu hikayelerden birisini okuyucularımızla paylaşarak çıkarılacak dersleri izah etmeye çalışacağız.

Video: Mevlana, ‘Atanacak yöneticilerin geçmişi çok önemlidir’ diyor!


HER ŞEY ASLINA RÜCU EDER

Cihan sarayında bir şah vardı. Tek derdi Hızır Aleyhisselam’ı görmekti. “Bir kimse çıkar da bana Hızır’ı gösterirse ne dilerse veririm!” deyip dururdu.

O zamanlar yoksul bir adam yaşardı. Bir gün, yoksulluk canına tak edince kendi kendine gidip şaha “Sen beni üç yıl kadar besle, ben de sana Hızır’ı göstereyim” diye düşündü. Üç yıla kadar ya ben ölürüm ya da şah ölür veya suçumu bağışlar veya bir yolunu bulup kurtulurum. Bu vesileyle hiç değilse bir süre sıkıntı çekmeden yaşarım diye düşündü.

Şahın huzuruna çıktı, önceden hazırladığı sözü arz eyledi. Şah, “Kabul, ancak sonra Hızır’ı gösteremezsen seni öldürürüm!” dedi. Yoksul, çaresiz razı oldu. Bunun üzerine şah, yoksul adama istediği kadar mal ve para verilmesini emreyledi. Hemen buyruğu yerine getirildi.

Verilen mal ve parayı alıp evine dönen yoksul, üç yıl boyunca bolluk içinde zevk ve sefa ile yaşadı. Süre dolunca da kaçıp ıssız bir yere saklandı. Can korkusuyla tir tir titreyip dururken beyaz giysili, nur yüzlü bir ihtiyar gelerek selam verdi. Yoksul, selamı titreyerek aldı. Nur yüzlü ihtiyar, “Niçin böyle korku içindesin?” diye sordu. Yoksul cevap vermedi. Nur yüzlü ihtiyar ant vererek, “Halini bana mutlaka anlat, bir çare bulayım” diye ısrar etti. Zavallı adam bunun üzerine hikayesini başından sonuna anlattı.

Nur yüzlü ihtiyar; “Gel seninle şaha gidelim, ben senin yerine ona cevap vereyim” dedi. Kalkıp giderlerken şahın aramaları için gönderdiği askerlerle karşılaştılar. Askerler yoksulu hemen tutup şahın huzuruna görürdüler. İhtiyar da onları izledi. Şah, “Ben seninle bir sözleşme yaptım, seni öldürmem gerekir!” dedi.

Sonra başvezirine bakıp sordu: “Bunu ne yapalım?” Başvezir, “Bunu parça parça edip kasap çengeline asmak gerektir ki bunu gören başkaları da şaha yalan söylemesinler!” cevabını verdi. Nur yüzlü ihtiyar söze karıştı: “Vezir doğrudur, her şey aslına döner.”

Şah ikinci vezire de sordu: “Sen ne dersin?” İkinci vezir, “Bunu kazana koyup kaynatmak gerek!” cevabını verdi. Nur yüzlü ihtiyar yine araya girdi: “Vezir doğrudur, her şey aslına döner.”

Şah bu kez de üçüncü vezire döndü: “Sen ne dersin?” Üçüncü vezir, “Bunu parçalayıp fırında kebap etmek gerek!” cevabını verdi. İhtiyar tekrar aynı sözü yineledi: “Vezir doğrudur, her şey aslına döner.”

Şah son olarak dördüncü vezire döndü: “Bakalım sen ne dersin?” Dördüncü vezir, “Şahım bu yoksula verdiğin mal Hızır Aleyhisselam aşkına verilmiştir. Bu da bulacağı hayaline kapılarak kabul eyledi. Şimdi bulamadığı için özür diliyor. Layık olan Hızır aşkına bu yoksulu serbest bırakmandır” cevabını verdi. İhtiyar tekrar aynı sözü yineledi: “Vezir doğrudur, her şey aslına döner.”

Şah, nur yüzlü ihtiyara sordu: “İhtiyar, vezirlerim birbirlerinden farklı şeyler söyledikleri halde sen her biri hakkında, vezir doğrudur, her şey aslına döner, dedin, bunun hikmeti nedir?” Nur yüzlü ihtiyar; “Ey şah!” dedi. “İlk vezirin kasap oğludur, onun için aslına çekti. İkinci vezirin aşçı oğludur, o da aslına uygun bir ceza tertipledi. Üçüncü vezirin ekmekçi oğludur, o da aslına uygun ceza tavsiye etti. Dördüncü vezirin asilzade imiş, onun aslına layık olan da merhamettir. Bu zavallıya acıyarak sevaba ulaşma maksadıyla serbest bırakılmasını istedi.

Ey şah, her nesne aslına çeker.”

İhtiyar, daha sonra şaha hayli nasihat etti, sonra “İşte Hızır benim!” diyerek kayıplara karıştı. Şah hemen yerinden kalkıp dışarıya çıktıysa da nur yüzlü ihtiyarı göremedi. “Hızır Aleyhisselam’ı görmeyi çok arzu ediyordum, Elhamdülillah gayeme ulaştım. Beni vezirlerimin soylarından da haberdar etti” diyerek yoksula bol bol mal verilmesini emreyledi.

BU HİKAYENİN KAMU YÖNETİMİNDE HATIRLATTIKLARI

Bu hikaye özelinde konuyu örneklerle açıkladığımızda sorunlar daha iyi anlaşılacaktır. Bu bağlamda, kamu kurumlarının tepe yöneticilerinin farklı davranış sergilediklerine sıklıkla şahit oluruz. Kimileri çok pratik, kimileri çok detaycı ve şüpheci, kimileri çok rahat, kimileri ise personelin ensesinde boza pişirir. İşte bu yöneticilerin hikayede olduğu gibi geçmişlerine baktığımızda bunların geçmişleri bizlere her şeyi bütün açıklığıyla anlatır. Genellemek çok doğru olmasa da çoğu zaman ortaya çıkan manzara bu şekildedir.

Düşünün ki yıllarca müfettişlik yapmış birisi bir kurumun tepe yöneticisi oldu. İşte burada yöneticinin geçmişi devreye girer. Bu yöneticinin her konuda son derece temkinli davrandığını ve herkesten şüphelendiğini görürsünüz. Yıllarca hata arayan ve denetim yaptığı kişilerin her açıklamasına şüpheyle yaklaşan bu kişinin idareciliğine geçmişinin yön verdiğini görmek şaşırtıcı değildir. Bunlar kolay kolay kimseye güvenmezler ve astlarının hazırladıkları evrak kolay kolay imzalanmaz. Bunların yardımcılarının da kendileri gibi teftiş kökenli olduğunu görürsünüz.

Yine yıllarca özel kalem müdürlüğü yapan bir kişinin geçmiş tecrübelerinden yararlanmak üzere genel müdür olarak atandığını düşünün. İşte bu noktada yöneticinin geçmişi devreye girer ve geçmiş tecrübeleri hemen bütün unsurlarıyla yönetime yansımaya başlar. Özel kalem müdürü olarak görev yaptığı dönemdeki önem verilen konuların yönetime yansıdığı hemen görülür. Ne yaparsam üstlerim memnun olur, ne yaparsam sıkıntı oluşur soruları havada uçuşur. Temsil, tanıtım vb. konular ile ilişki yönetimi merkeze oturur. Hiçbir temel mesele çözüme kavuşamaz. Özellikle şeref tribünlerinin memnuniyeti her şeyin önündedir. Yok tabiri ve mevzuat en sevimsiz kavramlardır.

Başka bir örnekle konuyu açıklamaya çalışalım. Yıllarca değişik danışmanlıklarda bulunan bir kişinin üst düzey kamu yöneticisi olması halinde danışmanlıklarda önem verilen konular yöneticiliklerde de önemli olmaya ve merkeze oturmaya başlar. Bunlar yıllarca yanında görev yaptıkları kişilere nasıl davranmışlarsa aynı davranışı astlarından da beklemektedirler. Bu nedenle üst düzey atamalarda atanacak kişilerin geçmişleri oldukça önemlidir.

Son bir örnek daha verelim. Yönetici olarak atanan kişi bir akademisyense astlarının çoğu onun için bir öğrenciden ibarettir. Bazen çok basit bir konu günlerce tartışılır ve yönetimi meşgul eder. Her konu önemli olup olmadığına bakılmaksızın en ince detayına kadar incelenir. Bir yazı günlerce imzadan çıkmaz. Hatta çoğu zaman sistem tıkanma noktasına gelir. Akademisyen kökenli yöneticinin geçmiş tecrübeleri ve konulara yaklaşımı aynen devam eder. En ilginç olan husus ise bunlar kimseyi de beğenmez. Çünkü,

çalışanların ne akademik titri vardır ne de çok iyi dil bilmektedirler. Bunlar için akademik titr ve yabancı dil her şeyin önüne geçmiştir.

Yukarıda anlatılan hikayede her şey aslına rücu eder denilirken acaba yıllar önce bugünkü kamu yönetiminde yaşananlar öngörülmüş müydü? Yoksa zaman geçse de yönetim ve yönetici davranışları aynen devam mı ediyor?

Lütfen kimse üzerine alınmasın, biz sadece bir analiz yapmaya çalıştık. İşin aslı sadece budur.

İstanbul’da düşünce fırtınaları
İstanbul’da düşünce fırtınaları

İstanbul’da gerçekleşen ve hepsine de ya konuşmacı veya tartışmacı olarak davetli olduğum akademik-entelektüel ve sosyal etkinliklere yetişme telaşı içinde Cuma gününden başlayan baş döndürücü bir hafta sonu geçirdim.

Video: İstanbul’da düşünce fırtınaları


Hepsi de ayrı ayrı ele alınmayı, anlam ve önemi bakımından ayrı ayrı tartışılmayı-değerlendirilmeyi hak eden ve eş zamanlı olarak İstanbul’da gerçekleşen bu toplantıların toplamda ortaya koyduğu en çarpıcı ve anlamlı görüntü, Türkiye’nin nasıl bir küresel entelektüel, akademik üretimin ve etkinliğin merkezi haline gelmiş olduğudur.

Aslında daha önce de bir vesileyle benzer bir tecrübeye davet etmiş olduğumu hatırlıyorum. Bugün İstanbul’da bir çok üniversite veya otel konferans salonlarında sürekli olarak ve aynı anda bu türden onlarca toplantı, seminer, buluşma, konferans icra edilmektedir. Bu toplantılardan rastgele anlamlı sayıda bir kesit alıp üzerinde yapılabilecek bir inceleme, İstanbul’un tarihe ve coğrafyaya uzanan etkilerini ve bağlantılarını çok güzel yansıtacaktır.

Benim bu hafta sonu yaşadığım da aslında sadece küçük bir kesit sayılabilir. Toplantı ve tartışma mekanı, düşüncelerin seyrine de, mahiyetine de hiç kuşkusuz önemli bir etkide bulunuyordur. O yüzden toplantıların önemli bir kısmının konusu da Türkiye ve İstanbul oluyor. Türkiye ve İstanbul üzerine özellikle son 25 yıl içinde yaşanmış olan değişime dair dışarıdan katılanların izlenim ve tecrübe paylaşımları başlıbaşına ilginç oluyor.

24-26 Nisan’da Asya-Afrika İşbirliği Merkezi ile İslam dünyası STK’lar Birliğinin birlikte düzenlediği Asya-Afrika İşbirliği Forumu çok farklı ve özgün bir program oldu mesela. Asya ve Afrika’da çok ciddi sosyolojik, dinsel ve kültürel derinliği olan Sufi cemaatleri ve onlara bağlı olarak çalışmakta olan STK’ları Türkiye’deki mukabil cemaat ve STK’larla bir araya getirerek tanışmalarını, tecrübe paylaşımlarını sağlamak ve muhtemel işbirliği imkanlarını ele almak, daha önce bu ölçüde denenmiş bir şey değildi. Oysa özellikle Afrika’da bu sivil oluşumların hem ülkelerinin bağımsızlıklarını kazanmasında hem de sömürge sonrası kurulan siyasi yapıların üzerinde çok önemli etkileri olmuştur.

Çok ciddi toplumsal derinlikleri olan bu toplulukların kendi aralarındaki diyaloğu ise çok zayıf. Buna mukabil böyle bir buluşmaya hepsinin de ne kadar istekli oldukları, bir arayış içinde oldukları kendilerine yöneltilen davete coşkuyla icabet etmiş olmalarından anlaşılıyor.

Kur’an-ı Kerim’de bildirilen “İyilik ve takva üzerine yardımlaşın” buyruğunu esas alan konferans Afrika kıtasının mustarip olduğu bir çok insani sıkıntıya karşı beraber neler yapılabileceğinin yollarını arıyor, eğitim, öğretim ve sosyal faaliyetler konusunda tecrübe paylaşımına sahne oluyordu.

Türkiye’nin STK’larının insani yardım konusundaki tecrübeleri malum. Türkiye’yi insani yardım konusunda dünyada ilk sıraya yerleştiren gayretkeşlik sadece devletin enerjisiyle sınırlı değil. O yüzden Türkiye’nin STK’ları ile Afrika’nın bu tür yapıları arasındaki bu irtibatların çok önemli bir rolü olacağı açık, ancak bu buluşmalarda insanların birbirlerini daha fazla tanımaları, kendi farklarını birbirleriyle karşılaşmak suretiyle görmeleri ve uzaklaştıran farkların farkına vararak kendilerine ayna tutmaları da mümkün olabiliyor. Tabi hiçbir karşılaşma risksiz değil. Her karşılaşmada insanın diğerinden duyduğu şeylerle hayatının, bilgisinin, ufkunun ve anlayışının sarsılması, değişmesi riski vardır. Ama insan olmak tam da bu riski göze almaktan başka nedir ki?

25 ayrı ülkeden 35 Sufi cemaati veya STK’yı 200 temsilcisiyle bir araya getiren konferansın sonucunda katılımcılar temsil ettikleri ülkeler ve halklar arasındaki ilişkileri ve işbirliğini güçlendirmek, Kültürel ve sosyal iletişimi daha etkili biçimde sağlamak, diyaloğu ve toplumlar arasında barışı ve hoşgörüyü teşvik etmek, kalkınma, ticaret ve ekonomik işbirliği ile özelikle ilgilenerek forumun amaçlarına ulaşmak için programlar ve etkinlikler düzenlemek, projeler geliştirmek, STK’lar arasında işbirliği ve ortak anlayış geliştirmek gibi hususlarda özel bir çaba içinde olunacağı noktasında anlaştılar.

Kapanış bildirisinde ifade dilen bütün bu hususlar aynı zamanda bu tür toplulukların kendi ülkeleri ve ümmet coğrafyası içinde daha fazla sorumluluk üstlenmelerini, tabiri caizse ellerini taşın altına koymalarını beraberinde getirecek hayırlı bir adım. Bu hayırlı adımda emeği olan başta Asya-Afrika İşbirliği Merkezi başkanı Münir Said ve Mehmet Altındağ ile İslam dünyası STK’lar Birliği başkanı Ali Kurt olmak üzere herkesi tebrik ederim.

Tabi İstanbul’da hafta sonu etkinliklerinden sadece bunu anlatabildik. Oysa Sabahatin Zaim Üniversitesi İslam ve Küresel Araştırımalar Merkezi (CIGA)’daki Uluslararası Filistin Konferansı da yine çok sayıda dünyaca önemli ismi bir araya getiren önemli bir toplantıydı. İbn Haldun Üniversitesi’nde düzenlenen 5. Uluslararası İbn Haldun Sempozyumu, İbn Haldun üzerine bilimsel ve akademik çalışmalarıyla dünyaca meşhur isimleri bir araya getiren bir etkinlikti.

29 Mayıs Üniversitesi Kur’an Araştırmaları Merkezinde Kur’an ve Pozitif Bilim başlıklı bir sempozyum vardı.

Yine üyesi bulunduğum Uluslararası Stratejik Düşünce Grubu 31 Mart Mahalli Seçimlerin sonuçları eşliğinde Türkiye ve Bölge siyasetini ele alan önemli bir çalıştay gerçekleştirdi.

Bir de Dergiler Fuarı vardı tabi, maalesef artık yetişemediğim için katılamadığım..

Bunlar hafta sonu İstanbul’da gerçekleşen etkinliklerden sadece benim muttali olabildiklerim. Başka nice güzellikleri de var elbet İstanbul’un, yaşayana, bilene, hissedene, takdir edene. Ama bu boyutu bir başka güzel.

NYT: Trump'ın İran yaptırımları ABD'yi savaşa itebilir
Dünya
NYT: Trump'ın İran yaptırımları ABD'yi savaşa itebilir
New York Times, Başkan Donald Trump yönetiminin İran'a daha fazla yaptırım uygulaması durumunda ABD'nin yeni bir savaşa sürüklenebileceğini yazdı. Gazetede yayınlanan makalede "Bu provoke edici yaptırımlar, İran'ı tekrardan büyük ölçüde uranyum zenginleştirmeye ve ABD'nin cevap vermesini zorunlu kılan Amerikalılara olası bir saldırıya yol açabilir, ABD'yi Başkan Trump'ın engellemeye çalıştığını söylediği yeni bir Orta Doğu savaşına itebilir" ifadelerine yer verildi.
AA
Aç kalan Akbaşlı Kartal şehir merkezine indi
Hayat
Aç kalan Akbaşlı Kartal şehir merkezine indi
Bu yıl yoğun geçen kış mevsimi, insanları olduğu kadar yaban hayatı da olumsuz yönde etkiledi. Doğa Koruma Milli Parklar Müdürlüğü ekipleri ile bazı STK'lar zaman zaman doğaya yem bırakarak yaban hayvanlara yem desteği verdiler.
Doğal ortamda yaşayan ve toplu yaşam alanlarında ender görülen Akbaşlı Kartal Çukurca ilçe merkezine inerek devlet hastanesi civarda bulunan alanlarda kendine yemek aradı. İlçe sakinleri tarafından görüntülenen Akbaşlı Kartal, bölgede bulduğu yiyeceği aldıktan bir süre sonra gözden kayboldu.
IHA
Xi: Trump'ın ticaret savaşındaki tüm talepleri kabul edilecek
Ekonomi
Xi: Trump'ın ticaret savaşındaki tüm talepleri kabul edilecek
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, ABD Başkanı Donald Trump'ın, ticaret savaşında öne sürdüğü tüm taleplerini kabul edeceklerini ve yuan değerinin "mantıklı, dengeli düzeyde" tutulacağını vurguladı.
DHA
Meteoroloji uyardı: Gök gürültülü sağanak geliyor
Gündem
Meteoroloji uyardı: Gök gürültülü sağanak geliyor
Havaların ısınmaya başladığı bugünlerde Meteoroloji yeniden 'yağmur' uyarısında bulundu. Gelen son verilere göre, yurt genelinin parçalı ve yer yer çok bulutlu, Marmara'nın güney ve batısı, Batı Akdeniz’in iç kesimleri, İç Anadolu’nun batısı, Karadeniz’in iç kesimleri, Doğu Anadolu'nun kuzeyi sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışla ev sahipliği yapacak.
IHA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.