Asya açılımı Hindistan ve Keşmir
Dünya
Asya açılımı Hindistan ve Keşmir
Küresel bir aktör olmayı hedefleyen Hindistan bu iddiasını göstermek istiyor… Ve “yeniden Asya” diyen Türkiye ile işbirliğinin yollarını arıyor. Ama 2017’yle birlikte pozitif anlamda dönüm noktası yaşayan ilişkilerin önünde sonuçları tüm dünyayı etkileyebilecek bir Keşmir sınavı var.
Yeni Şafak
Yeniden Asya ve STA’lar
Yeniden Asya ve STA’lar

Bir önceki yazımda Türkiye’nin “Yeniden Asya” açılımının ne kadar önemli bir adım olduğunu ve bu kapsamda Batı’daki ittifaklardan kopmadan Asya’da yeni stratejiler belirlemesi gerektiğini ifade etmiştim. Açıkçası o yazıma gelen tepkiler beklediğimden çok daha fazla ve olumlu oldu. Sanırım hemen hemen herkes yakın zamana kadar Türkiye’nin sadece sınırları içine mahkum edilmesi ve salt Batı çıkarlarına endeksli bir yaklaşımdan rahatsız olmalı ki Türkiye’nin dış politikasındaki yeni çeşitlendirme stratejisine büyük destek verdi. Peki açılım neleri kapsamalı?

Video: Yeniden Asya ve STA’lar


STA NE DEMEK?

STA yani Serbest Ticaret Anlaşması; iki ya da daha fazla ülkenin aralarındaki ticareti etkileyen tarife ve tarife dışı engelleri kaldırarak serbest ticaret alanı oluşturulmasını sağlayan ve taraf ülkelerin üçüncü ülkelerle olan ticaretlerinde hali hazırdaki düzenlemelerini sürdürmelerine imkan tanıyan anlaşmalardır. Ülkelerin serbest ticaret anlaşmalarına yönelmelerinin temel sebebi olarak Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) düzenlemelerinin (bilerek veya bilmeyerek) günümüzün gereksinimlerini karşılayamamasını ifade edebiliriz.

YENİDEN ASYA AÇILIMIN EKONOMİ BOYUTU NE OLMALI?

Geçtiğimiz haftalarda ilan edilen “Yeniden Asya” açılımı kapsamında ivedilikle Asya ülkeleri ile serbest ticaret anlaşmalarının imzalanması gerekiyor. Açıkçası bu alanda biraz geç kaldığımızı itiraf etmek zorundayız. Dahası merkez bankaları arasında para takası anlaşmalarına da hız vermeliyiz. Bazı Asya ülkeleri ile olan ticaret hacimlerimizin düşük olması sizi yanılgıya itmesin. Eğer Türkiye bugünden pozisyon almazsa ilerleyen dönemde Çin’in Kuşak ve Yol inisiyatifi ilerledikçe ve Batılı ülkeler bu alandaki girişimlerinden netice aldıkça iş işten geçmiş olur.

İşin ekonomi kısmının yanı sıra stratejik alanlarda da geçmişten gelen güçlü bağları yeniden hayata geçirerek yeni iş birliği örgütlerine de öncülük edebiliriz. Bu alan maalesef I. Dünya Savaşı’ndan bu yana boş bıraktığımız bir alan.

BORIS JOHNSON’IN İLK İŞİ NE OLACAK?

Malumunuz artık İngiltere’nin yeni bir başbakanı var. Boris Johnson, İngiltere’nin AB’den ayrılması konusunda çok sert bir taraftar ve Brexit gecikmesini fırsata çevirerek başbakanlık koltuğuna oturdu. Peki Brexit sonrası Johnson’ın ajandasındaki ilk madde ne? Hemen söyleyelim; STA’lar…

Johnson bu hafta ABD Başkanı Donald Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’u ağırladı. Trump’ın ve ekibinin Brexit yanlısı olduğunu biliyoruz. Bu görüşmeden de bu manada çok güçlü bir mesaj çıktı. Bolton; Londra’nın kararı o yönde olursa, anlaşmasız Brexit’i Trump yönetiminin coşkuyla destekleyeceğini söyledi. Johnson da Brexit sonrası ilk işinin STA’lar olduğunu ve ilk STA’yı da AB ile yapmak zorunda olduklarını söyledi. Dikkat ederseniz İngiltere AB’den ayrılmayı ne kadar stratejik bir karar olarak görüyorsa, AB ile STA yapmayı da o kadar stratejik görüyor.

STA’LAR İÇİN ÖNERİLER

Öncelikle belirtmek zorundayız ki Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) mevcut hantal yapısı STA’ları zorunlu kılıyor. Erdoğan’ın tıpkı Birleşmiş Milletler için getirdiği öneri gibi DTÖ için de kapsamlı bir yenilenme şart. Ancak maalesef bu kısa zamanda mümkün görünmüyor. O halde Türkiye’nin çok hızlı bir şekilde STA’lara ağırlık vermesi gerekiyor. Devam eden anlaşmaların güncellenmesinin yanı sıra başta Asya ülkeleriyle olmak üzere yenilerinin de çok acil bir şekilde hayata geçirilmesi elzem. Ayrıca Gümrük Birliği’ni de mutlaka günün koşullarına göre güncellemeliyiz.

Yeniden Asya demek bir eksen kayması mı?
Yeniden Asya demek bir eksen kayması mı?

Geçtiğimiz hafta 11. Büyükelçiler Konferansı’nda bir konuşma yapan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Asya’nın farklılıklarını gözeten, ancak bölgeye bütüncül bakabilen yeni bir politikayı oluşturmanın zamanının geldiğini belirterek “Yeniden Asya” açılımını ilan etti. Bu yeni süreç eski bazı tartışmaları da yeniden gündeme getirdi. Zira Türkiye ne zaman Batı dışında bir bölge ile ilgili politika geliştirse “eksen kayması” ile suçlanır.

Video: Yeniden Asya demek bir eksen kayması mı?


BU BİR EKSEN KAYMASI MI?

Geçtiğimiz yıl Ağustos ayında “Gerçek Hayat Dergisi”ne verdiğim bir mülakatta “Türkiye’nin ekseni kaymıyor, kendisi eksen oluyor” demiştim. Açıkçası bu cümlenin hemen hemen aynısını Çavuşoğlu’nun da kullanması beni şaşırtmadı. Çavuşoğlu “Yeniden Asya” açılımını ilan ettiğinde Türkiye’nin bir eksen kayması ile sitemi ile karşı karşıya kalacağını bildiklerini söyleyerek şu cevabı verdi: “Esasen, Avrupa ve Asya’yı birleştiren Türkiye, eksenin ta kendisidir, eksenin merkezindedir.”

Gerçekten de Türkiye ne zaman Asya ile ilgili bir strateji geliştirse mutlaka eksen kayması hatta Avrasyacılıkla suçlanır. Geçmişteki dış işleri stratejilerine bakarsak maalesef bu suçlamaların Türk dış politikasının önüne kesmek için işe yaradığını itiraf etmek zorundayız. Oysa şimdi daha başka bir Türkiye var ve eş zamanlı olarak hem Batı hem de Doğu ile stratejik iş birlikleri geliştirecek esnekliğe sahip. Tabi ki bunun altında yatan şey dış politikada teslimiyetçiliğin yerine izlenen ülke çıkarlarının maksimizasyonuna dayanan yeni strateji. Bu yeni stratejiye Batılı müttefiklerimizin alışması çok kolay olmadı. Açıkçası halen direnç gösterdikleri noktalar yok değil. Ancak bugün geldiğimiz noktada Türkiye’nin jeo-stratejik konumu o kadar ciddi yönetiliyor ki ne Batı ne de Doğu Türkiye’den vazgeçebiliyor.

DÜNYANIN EKONOMİK AĞIRLIK MERKEZİNDE TÜRKİYE’NİN YERİ NERESİ?

Köşemi takip edenler dünyanın ekonomik ağırlık merkezinin ne kadar büyük bir hızla Batı’dan Doğu’ya doğru kaydığına ilişkin yaptığım tespitleri hatırlayacaklardır. Yeniden hatırlatmak gerekirse dünyanın ekonomik ağırlık merkezi 1000 yıldan daha uzun bir sürede Doğu’dan Batı’ya gitmişken tersi 100 seneden daha kısa bir sürede oluyor. Ancak bizim için bundan daha kritik bir konu var. İster Doğu’ya gidin ister Batı’ya Türkiye dünyanın hem ekonomi, hem enerji hem de siyasi olarak sıklet merkezi haline gelmiş durumda.

Bugün Ortadoğu, Doğu Akdeniz, Türk Cumhuriyetleri, Afrika, Kafkaslar ve Balkanlar’a ilişkin ciddi analizler yaparken Türkiye’nin içinde olmadığı bir çalışmaya rastlamak mümkün değil. Dahası ve belki de en önemlisi Türkiye’nin buralardaki varlığını güçlendirmesinin bölgedeki dengeleri değiştirdiği de genel kabul görmüş bir gerçek. Bu kısmı çok iddialı gelebilir ancak kayda geçmesi açısından söylemekte fayda var. Türkiye süreci öyle bir noktaya getirdi ki, eğer bu Doğu ile Batı arasında bir mücadele ise Türkiye ağırlığını ne tarafa verirse orası kazanacak. Lütfen 15 Temmuz, Doğu Akdeniz gerilimi ve Arap Baharı gibi süreçleri bir de bu açıdan düşünün.

BUNDAN SONRASINDA NE YAPMALI?

Devam eden ticaret savaşları, Doğu Akdeniz’deki paylaşım, Avrupa Birliği’nin çatırdayan yapısı, Arap Ülkelerindeki sözde bahardan sonra yaşananlar ve yaklaşan din savaşları dünyanın yapısında çok sert bir değişikliğe işaret ediyor. Böyle bir noktada Türkiye’nin kendisinin çıkarlarını korumak, bölgedeki dengeleri gözetmek ve dünyadaki değişime etki etmek açısından süreçlerin içinde olması gerekiyor. Bu bir yandan Avrupa Birliği hedefini ve NATO üyeliğini sürdürmeyi diğer yandan Şangay İşbirliği Örgütü gibi yapıların içinde olmayı gerektiriyor. Dahası Türkiye’nin ekonomik kaynaklarını ve iş birliklerini de salt Batı hattından çıkarak çeşitlendirmesi hayati bir öneme sahip.

Geleceğimiz Asya’da mı?
Hayat
Geleceğimiz Asya’da mı?
Asya’yı sadece Çin olarak görmemek gerekiyor. Asya’da başka ülkeler de var. Japonya ve Güney Kore, sadece kalkınmış ekonomileri ile değil, sahip olduğumuz tarihsel bağlar açısından da önemli. Endonezya ve Malezya, Müslüman çoğunluğa sahip nüfusları ile kültürel anlamda bir yakınlığa sahip olduğumuz ülkeler. Pakistan ise kurulduğu günden beridir Türkiye için bir kardeş ülke. “Yeniden Asya” kapsamında her birisi için ayrı bir sayfa açmak gerekiyor.
Yeni Şafak
Asya açılımı ve eksen kayması
Asya açılımı ve eksen kayması

Türkiye Cumhûriyeti Dışişleri Bakanı Sayın Mevlût Çavuşoğlu, Bakanlığın mensuplarının katıldığı toplantıda “Yeniden Asya” başlıklı çok ilginç bir konuşma yaptı. Bunun târihî bir ehemmiyeti hâiz olduğu çok âşikâr görünüyor.

Video: Asya açılımı ve eksen kayması


Konuşma esas olarak, Türkiye’nin yeni istikâmetinin Asya olduğuna atıf yapıyor. “Yeniden” ifâdesi, aslında Türkiye’nin derin köklerinin Asyagil bir bağlama oturduğunu îmâ ediyor. Târihsel olarak, Türkiye’nin Asyagil kökleriyle temâsının zayıfladığına işâret edildikten sonra, yeni istikâmetin bu köklerle buluşmak olduğu dile getiriliyor. Diğer taraftan Sayın Bakan’ın yaptığı konuşma, Türkiye’nin “eksen değiştirmediğine”, Batı dünyâsına karşı taahhütlerinin bâki ve cârî olduğuna dâir kuvvetli vurgular taşıyor. Hâsılı bunun bir tercih değiştirmek manâsına gelmediği; Asya açılımının olsa olsa bir “tercih çeşitlenmesi” olduğu hatırlatılıyor.

Bakıldığında bu konuşma, “fiilî” bir durumun üst düzeyde ve yüksek perdeden tescil edilmesinden başka bir şey değil. Türkiye Körfez Savaşını tâkip eden senelerden başlayarak, gerek AB, gerek ABD ile çeşitli gerilimler yaşamaya başladı. Neticede Rusya’ya yakınlaştı; İran ile dostâne ilişkiler geliştirdi. S-400 alımı ise bu süreçlere zirve yaptırdı. Hiç kimse Türkiye’nin Batı’dan koptuğunu söyleyemez, ama Türkiye’nin Batı ile münasebetlerinin eskisi gibi olmadığı ve bundan sonra da olmayacağı artık çok âşikâr. Asya açılımı en başta bu boşluğu dolduruyor.

Yaşananların bir “eksen kayması” olup olmadığı ise tartışılıyor. Tartışmalar, Türkiye’nin Asya açılımının, Batı’nın “hukûkî” ve “siyâsal” değerlerinden kopuş manâsına gelip gelmediği noktasında yaşanan şüpheleri ve endişeleri ihtivâ ediyor.

Eksen kayması bana, esas olarak bir basitleme olarak görünüyor. Eğer eksen kaymasından bahsedeceksek, bu aslında dünyânın 1970’lerden başlayarak zâten fiilen yaşadığı bir olgudur. Bu târihlerden başlayarak, dünyâ üretiminin, Çin, Hindistan, Endonezya, Malezya, Güney Kore, Tayvan gibi Asya memleketlerine kaydığını biliyoruz. Bu, ABD ve Avrupa başta olmak üzere, Batı’nın ayağının altındaki halının kayması manâsına geliyor. Yâni, evet, bir eksen kayması var.

Batı’nın belini iki şey büktü. Bunlardan ilki, yeniden bölüşümlerin mâliyetlere yansıması, diğeri ise, 1950’lerden beri gelişen, başta mikrochip olmak üzere bir dizi teknolojik gelişmenin, modern ekonomi kavramını içeriden kemirmesi ve onu âdetâ bir kabuğa dönüştürmesi. Batı için, A.G.Frank’ın kavramlaştırmasıyla “lümpenleşen” bir kapitalizmden bahsediliyor artık. Batı’nın iftihâr vesilesi olan “refah toplumu” olmak, esâsen Batı’nın zaafını ifâde ediyor. Bu sûretle İbn-i Hâldun’un ümrân medeniyetine dâir, asırlar evvel söyledikleri bir kere daha doğrulanmış oluyor. Batı, on seneler içinde üretim gelen gücünü, verimliliğini kaybetti. Artan mâliyetlerini karşılamak, arz ve talep dengesizliğini palyatif düzlemde gidermek için kendisini mâli oligarşinin akıl dışı iş ve işlemlerine teslim etti. Batı’da para büyüdü, üretim düştü. Bu da çevrimi olmayan borçlar ve yüksek enflasyonlar olarak döndü. ABD hegemonyasının bir can derdine düştüğü çok âşikâr. Bunu da petrodoları vargücüyle ayakta tutarak sürdürmeye çalışıyor. 1970’lerde ABD Yüzyılının sonuna gelindiğini yazan I.Wallerstein’a garip garip bakanlar, bugün büyük finansal felâketin muhtemel târihini tartışıyorlar. Eksen kayması mı istiyorsunuz, buyurun…

Batı’nın değerleri, onun parayla köpürttüğü sun’i refah toplumunun kültürel köpükleri olduğu anlaşılıyor artık. Para çekildikçe, altından çölleşme çıkıyor. Bu değerlerin dayanıklılığı da artık tartışma konusu. Yükselen yabancı düşmanlığı, sağ popülizmler o değerleri buharlaştırıyor. Mesele o değerlerin değerinin kâğıt üzerinde tartışılması veyâ despotik geleneklere sâhip olduğu varsayılan Asya’nın değil, bizzât o değerleri üreten toplumların o değerleri yemeye başlaması.

Bir üretici güç olarak Asya’nın yükselişini, sicili bozuk Batı’dan kurtuluş gibi görenlerin ise daha dikkâtli olması gerektiğini düşünüyorum. Çin ve Hindistan gibi yeni üretici güçlerin üretimi üstlenmesi tek başına bir şey ifâde etmiyor. Çünkü bunun adı kapitalizmdir. Kapitalizm, târihin tanıklık ettiği fıtrata en aykırı üretim tarzıdır. Kendisini yüceltirken çürütür. Aynı sarmal Asya’yı da bekliyor. Artık anlaşılmalıdır ki, Batı’nın siyâsal ve hukûkî değerlerini var eden sistemin yeniden bölüşüme açılmasından başka bir şey değildi. Yeniden bölüşüm, evet kapitalist akla aykırıdır. Pekiyi, yeniden bölüşümsüz kapitalizm denenmedi mi? Denendi, hem de Sovyetler’de. Aradaki fark, yeniden bölüşümün fıtrata aykırı kapitalizmin çöküşünü geciktirmesi; yeniden bölüşümün olmaması ise aynı çöküşü hızlandırması. Hepsi bu. Bu aynı zamanda totaliterlik-otoriterlik ile demokratik olmak arasındaki sınırın, yâni Batı’nın mâhut ve mutandan değerlerinin yaşama ihtimâlinin ne kadar az olduğunu gösteriyor. Asya yüzyılı yükseliyor. Yeniden bölüşüm kapısı kapalı. Hızlı büyümenin formülü zâten bu. Çin ve Hindistan bu yolda giderse aynı sarmal, daha somut söyleyelim Sovyet âkıbeti onları da bekliyor. Asya yüzyılı, kapitalizmin küllerinden doğması ise neticeyi biliyoruz. Doların yerini Yuan alacaksa tablo tekerrür eder. Ama bir ihtimâl daha var. Artık ekonomiden ayrışmış teknoloji baskın gelir ve yeni bir ekonomiyi (X) oluşturursa ve bunun da merkezi Asya olursa, bu kapitalizmin gömülmesi mânâsına gelecektir. Gelen gideni aratır mı? Bu soruyu cevaplamak bizim ömrümüzü aşar. Hesâbını yeni nesiller yapacaktır… Z kuşağına kolay gelsin….

Galatasaray borçlarını 5 yıl vade ile yapılandırdı
Ekonomi
Galatasaray borçlarını 5 yıl vade ile yapılandırdı
Galatasaray üç bankadan oluşan konsorsiyum ile borçlarını 5 yıl vade ile yapılandırma sözleşmesi imzaladı. Türkiye Bankalar Birliği Ocak ayında borçların bir bankaya devredilmeyeceğini her bankanın kendi riskini yöneteceğini duyurmuştu.
Reuters
Galatasaray borçlarını yapılandırdı
Spor
Galatasaray borçlarını yapılandırdı
Galatasaray Kulübü, finansal borçlarını yapılandırma anlaşması imzalandığını duyurdu.
AA
Çavuşoğlu 'Yeniden Asya' açılımını duyurdu
Dünya
Çavuşoğlu 'Yeniden Asya' açılımını duyurdu
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, 11. Büyükelçiler Konferansı’nda önemli açıklamalarda bulundu. Asya ile ilişkilerin geliştirilmesi için 2 yeni girişimde bulunacağını söyleyen Çavuşoğlu; "Avrupa’da ve Avrupalı olmak gibi, Asya’da ve Asyalı olmak da bizim için değerlidir. ‘Yeniden Asya’ adını verdiğimiz açılımı bugün buradan ilan ediyoruz. İlişkilerimizi, bundan sonra bütüncül bir çerçeve dahilinde daha da ilerleteceğiz" dedi.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.