Doç. Dr. Recep Özdemir: Borç vermek iyiliktir

İnsanların birbirleriyle yardımlaşma yollarından birisi de borç alıp-borç vermek. Borç vermeyi dinimiz teşvik etmiş ve bu eylemi sevap olarak nitelendirmiş. Biz de Adıyaman Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Recep Özdemir’le “İslam’da borç ahlakını” konuştuk.

Zeynep Betül Erhun Yeni Şafak
Arşiv

- Borç veren veya verecek olan kişilerin nelere dikkat etmesi gerekir?

Borç veren ya da verecek olan kimse, öncelikle borç vermenin uhrevi boyutu bulunan bir davranış olduğunun bilincinde olması gerekir. İtikadın ve ticari ahlakın zayıfladığı, kazanma hırsının ön plana çıktığı, faiz oranlarının yüksek olduğu yerlerde genelde insanlar birbirine borç vermekten kaçınır. Oysa temel bir ihtiyacını gidermek ya da geçimini temin etmek için iş kurmak isteyen birine borç vermek gerek ayet gerekse hadislerle teşvik edilen erdemli bir davranıştır. Riya ve dünyevi bir gaye gütmeden, helal maldan, sırf Allah rızası gözetilerek verilen borç Kur’an’da övülmüş, bu şekilde verilen borcun kat kat fazlasının ödeneceği zikredilmiş, güzel borç anlamında “karz-ı hasen” diye isimlendirilmiştir (Bakara, 2/245).”

Borç isteyen, ekonomik olarak sıkıntı içerisinde bulunan kimsedir. Hz. Peygamber (s.a.s), “Kim bir Müslümanın dünya sıkıntılarından birini giderirse Allah da onun âhiret sıkıntılarından birini giderir. Kul, kardeşinin yardımında olduğu sürece Allah da onun yardımındadır” diye buyurmuştur. Sıkıntı genel bir kavramdır; borç verilerek de insanların sıkıntısı giderilir.

TEMİNAT ALTINA ALINMALI

Allah rızası güderek, aynı miktarı geri almak üzere birine borç vermek, borcun teminat altına almasını sağlayan vasıtalara başvurulmasına engel değildir. Borç ilişkileriyle ilgili ayet, hadis ve fıkıh kitaplarında çeşitli teminat vasıtalarına başvurulduğu görülür. Borç veren kişi bu vasıtalardan kefalet, rehin, ipotek gibi vasıtalara başvurabilir. Yüksek bir meblağ sermaye sağlama amacıyla borç verildiği zaman sağlıklı bir borç ilişkisinin kurulması için teminat vasıtalarına başvurulması gerektiğini düşünüyoruz.

SÜRE VERİLMESİ DAHA HAYIRLI

- Borç ödenmediği takdirde alacaklı nasıl bir yola başvurmalıdır?

Günümüzde alacak-verecek meselesi yüzünden birçok adli vakanın yaşandığına tanık oluyoruz. Sağlıklı bir borç ilişkisinin sağlanması için objektif, şeffaf ve takibi kolay mekanizmaların düzenlenmesi gerekir. Teminat vasıtalarına başvurulduğu ve hukuki ve idari gerekli düzenlemeler yapıldığı halde bazen borçlu yangın, deprem, iflas gibi mücbir sebeplerden dolayı borcunu ödemeyebilir, ödemede temerrüde düşebilir. Kişi sadece mal varlığıyla sorumlu olduğu için alacaklı borçlunun hürriyetini tahdit eden, cana kasteden uygulamalara başvurmamalı. “Eğer borçlu darlık içindeyse, ona eli genişleyinceye kadar süre vermek vardır. Bilirseniz, borcu bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır” ayeti bu konuda takip edilmesi gereken yolu gösteriyor.

ÖDEYEBİLECEĞİ KADAR ALMALI

- Borçlu olan kişinin borç isteme ve ödeme süreçlerinde neleri gözetmesi gerekir?

Borçlu olan kişi hiçbir zaman borç aldığını unutmamalı. Uhrevi açıdan baktığımızda borç veren taraf, borcun miktarını ve vadesini bilmek, hatırlamak zorunda değildir. Ama borç alan taraf, borcun miktarını ve vadesini bilmek zorundadır. Kur’ân’da borcun yazılması tavsiye edilmiştir. Borç alan kişi borcu geri ödemek amacıyla ve mali durumunun kaldırabileceği şekilde almalıdır.

ÖDEMENİN ERTELENMESİ ZULÜMDÜR

“Kim ödemek niyetiyle borçlanırsa, Allah onu bu borcu ödemeye muvaffak kılar. Kim de başkasının malını telef etmek niyetiyle alırsa, Allah onu telef ettirir, ödemeye muvaffak olamaz.” hadisi borç aldığı esnada ödememek niyetiyle alan kötü niyetli borçlunun düşeceği durumu izah eder. Borçlu borcun vadesi dolduğunda borcunu aynı miktar ve uygun/en güzel şekilde ödemelidir. “Zenginin borcunu ertelemesi bir zulümdür.” hadisi ödeme imkanı olduğu halde ödemeyenlerin bu davranışını zulüm olarak ifade etmiştir.

Ferdî ve toplumsal olarak önemli

  • Hz. Peygamber, Miraç Gecesi’nde yaşadığı ve daha sonra naklettiği bir Hadisi’nde şunları buyuruyor: “Miraç Gecesi’nde Cennet’in kapısı üzerinde şu ibarenin yazılı olduğunu gördüm: Sadaka on misliyle, borç vermek ise on sekiz misliyle mükafatlandırılacaktır. Ben ‘Ey Cibrîl! Borç verilen şey niçin sadakadan daha üstün oluyor?’ diye sordum. ‘Çünkü, çoğu kere yanında para olduğu halde sadaka ister. Borç isteyen ise, ihtiyacı sebebiyle talepte bulunur’ cevabını verdi.” Bu Hadis-i Şerif’in hikmetini anlatabilir misiniz?
  • Sadaka, geri ödenmemek üzere verilen genelde az bir miktarı ifade eden bir kavramdır. Sadaka, küçük ve geçici ihtiyaçları gidemeye yöneliktir. Borç isteyen açısından hadisi göz önünde aldığımızda, gerek ferdi gerek toplumsal olarak borç vermenin daha önemli sonuçlarının olduğunu görürüz. Borç vermek, bazı hallerde acil bir ihtiyacı gidermeye yönelik olabilir. Bu açıdan borç vermek, sadakadan daha önemli hale gelir.

RAMAZAN
İslâm'da sosyal dayanışma

EKONOMİ
Faize karşı Karz-ı Hasen