Tarihi merkezlerde büyük dönüşüm
00:00, 16/01/2010, Cumartesi
Yeni Şafak
Tarihi merkezlerde büyük dönüşüm
Kentsel dönüşüm projelerinin hedefindeki gecekondu semtlerinde yaşayan insanlarla konuşan Gülşen İşeri izlenimlerini Metropol Sürgünleri adlı kitabında anlattı
Son yıllarda Türkiye'nin büyük şehirlerinde başlayan kentsel dönüşümle birlikte, İstanbul'da Sulukule, Tarlabaşı, İzmir'de Kadifekale, Ankara'da Mamak gibi sakinlerinin uzun yıllardır oturduğu bölgelerde yeni inşaat alanları, restorasyon çalışmaları, tapular ve daha birçok konuda büyük bir tartışma başladı. Türkiye'nin yeni yeni yaşadığı bu süreç Londra, Paris gibi şehirlerde çoktan tamamlandı. Şehirlerin tarihi merkezlerinin profili baştan aşağı değişti. Gülşen İşeri, başta İstanbul olmak üzere büyükşehirlerdeki kentsel dönüşümün insanlar üzerindeki etkilerini anlattı
Kimler metropol sürgünleri tanımına uyar?
Benim bu ülkenin asıl sahipleri olarak düşündüğüm kimliksizleştirilenler, ötekileştirilenler, göçle ya da yolu bir şekilde metropolle kesişen yoksullar. Uzaktan baktıklarımız, görmek istemediklerimiz, yaralarına dokunmadığımız bu ülkenin 'ötekileri'. Bu yüzden onlar metropol sürgünleri, bu yüzden kentli olamıyorlar, bu yüzden hayatları hep göç ve yoksullukla geçiyor.
Metropol Sürgünleri kamuoyunun gündemine ağırlıklı olarak Sulukule'yle girdi. Siz kitap için İstanbul'da nereleri gözlemlediniz?
Sulukule daha popülerdi belki, en nihayetinde uzun bir tarih yok olmakla karşı karşıya. Sulukule denilince benim aklıma tarih geliyor. Onların sürdürdüğü kültürel mirasın yok olacağını düşündükçe üzülüyorum. Sulukule elbetti ki gündem de olmalı. Ama tarih, İstanbul'un pek çok semtinde de yok oluyor, kültür uçup gidiyor. Yazdığım kitapta da özellikle hikâyelerle bunlara vurgu yaptım. İstanbul'da Balat, Süleymaniye, Tarlabaşı, Sulukule, Küçükarmutlu, Sarıgazi, Gazi Mahallesi, Okmeydanı, Başıbüyük, Ayazma. Ankara'da Mamak ve Dikmen. İzmir'de ise Kadifekale ve Kuruçeşme mahallelerinde çalışma yaptım. Çalışma demeyeyim de insanlarla sohbet ettim.
Sürgün gerekçeleri neler?
Bu saydığım mahallelerde gerekçeler farklı ama amaç aynı: Rant. Suç unsuru olarak görüp yıkıma karar veriyorlar. İyi de kimi nereden sürüyorsun? Tarlabaşı da aynı durumda, orası da çöküntü alanı olarak geçiyor mesela. Küçükarmultu'yu yıllardır 'terörist yuvası' olarak anlattılar. O yuvayı dağıtacaklar, iyi de kime göre terörist, kim terörist? Bu saydığımız mahalleler çok güzel yerler.
TARİHİ MERKEZLER SUÇ MERKEZİ OLDU
Ama bir yandan da Sulukule, Tarlabaşı gibi kent merkezinde kaçınılmaz olarak suç üreten mahalleler de var. Bu durumda nasıl bir çözüm geliştirilmeli? Sonuçta bu semtlerin suç merkezi olmaktan da çıkarılması gerekiyor.
Hep bu gerekçeyle geliyorlar. Ben Tarlabaşı ya da Sulukule'ye giderken arkadaşlar uyarıyordu, aman dikkat et diye. Bu konuşmalar bile beni tedirgin etmişti. İlk gittiğimde gerçekten önyargılarla gittim. Ama hiçbir şey olmadı. Sonra hep gittim başıma da bir şey gelmedi. Yani bilmeden suçluyoruz bana kalırsa. Buralara suç üreten merkezler olarak bakmıyorum ben. Suç her yerde üretiliyor. Suç rezidanslarda da üretiliyor, plazalarda da… Ama bu mahalleler göz önünde. Bunun önünü açan kim ona bakmak lazım? Bu çözümü üretmek istemeyen kim? Peki, suç merkezinden çıkartılması için bu insanları buralardan sürmek mi gerekiyor? Sürdüğümüzde suç kalmayacak mı?
İÇLERİNDEN BİRİ OLARAK YAZDIM
Metropol sürgünleri ile ilgilenmeye nasıl başladınız?
Benim için tesadüf değildi. Çünkü ben çocukluğumda tanıştım. Adı kentsel dönüşüm değildi ama yıkımın başka halini yaşadım. Sanıyorum hep o duygu vardı. Bir insan için önemli olan neydi? Bu soruyu çocukluğumdan bu yana kendime sordum. Evet, bir insan için en doğal, en hakkı olan şey barınma. Bunu kimse inkâr edemez. Sen bu insanlara köylerinde hizmet vermemişsin. Büyük kentlere gelmişler umut aramak için burada yer vermiyorsun, ee ne olacak? Derdim bu insanlardı, bu insanların hayat hikâyeleriydi. İlgi alanımdan ziyade yaşadığım yerlerdi ve bir gün yazılmayı bekliyordu ben de yazdım içeriden biri olarak.
EN ADİL ÇÖZÜM YERİNDE KENTSEL DÖNÜŞÜM
Kitabınızda “Soylular tekrar merkeze” başlıklı bir bölüm var. Bu süreci biraz özetler misiniz?
Ben bu mahalleri dolaşırken çok üzüldüm, çok yıprandım. Öyle bir hale getirmişiz ki, kimine çingene diyerek, kimine Alevi diyerek, kimine Kürt diyerek kimine de 'terörist' diyerek çoktan ötekileştirmişiz. Bu ötekiler kent merkezlerinde yaşıyorlar. Her gün barınma hakkı elinden alınacak korkusuyla. “Soylular” bugün şunu fark etti: Bak işte İstanbul'un en güzel tepelerine kurulmuşlar. Ama bu insanlar güzel yerler olduğu için gelmedi ki, bu insanlar başını sokacak bir ev için geldiler. Dişleriyle tırnaklarıyla kazıyarak yaptılar o evleri. Hangi “Soylu” bir ev için canını verir? Tırnaklarıyla kazıyarak bir ev yapar? Yapmaz! Onun parası var, yıktırır, yaptırır ve oturur o kadar…
Birçok semti inceleyip pek çok insanla tanıştınız. Hem size göre hem de görüştüğünüz insanlar açısından en adil çözüm nedir?
En adil çözüm; kentsel dönüşüm konuşulmaya başlandığından bu yana söylediğimiz bir şey var: Yerinde Dönüşüm. İnsanlar yerinden edilmeden de çözüm sağlanabilir. Hem de çok rahat. Ama ben bir şehir plancısı değilim, ben bir soruna parmak bastım, bu insanların acı tatlı hikâyesini anlattım, buralardan neden gitmemeleri gerektiğini yaşadıkları anılarla anlattım. Belki bundan sonra herkes elini taşın altına koyar da işin teorik kısmını bir yana bırakıp, pratikle ilgilenirler. En azından umuyorum.
Başlıklar :
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.