Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Maltepe'de çöp krizi büyüyor
Gündem
Maltepe'de çöp krizi büyüyor
Maaşlarını zamanında alamadıkları ve söz verilen zammın yapılmadığı gerekçesiyle temizlik işçilerinin greve gittiği Maltepe'de çöp krizi büyüyor. Belediye Başkanı Ali Kılıç'a tepkiler yükselirken, vatandaş yollara taşan çöpler ve etrafı saran koku nedeniyle ne yapacağını şaşırdı.
Yeni Şafak
CHP'li Maltepe Belediyesinde işçiler iş bıraktı
Gündem
CHP'li Maltepe Belediyesinde işçiler iş bıraktı
Maltepe Belediyesinin taşeron şirketi MATAŞ işçileri, toplu iş sözleşmesinin hükümleri yerine getirilmediği ve haksız işten çıkarmalar yaşandığı gerekçesiyle iş bırakma eylemi başlattı.
DHA
Göstericilerden devam çağrısı
Dünya
Göstericilerden devam çağrısı
Hükümetin özellikle sosyal iletişim ağı WhatsApp gibi uygulamalardan vergi alınması kararı üzerine perşembe günü protestolara başlayan Lübnanlılar, gösterilerin yoğun bir şekilde sürdürülmesini istiyor.
AA
Alman hava yolu Lufthansa'da büyük kriz: Greve katılacakları tehdit etmeye başladılar
Ekonomi
Alman hava yolu Lufthansa'da büyük kriz: Greve katılacakları tehdit etmeye başladılar
Alman hava yolu şirketi Lufthansa'da kabin personelinin, ücretlerin artırılması talebiyle pazar günü yapacağı greve diğer hava yolu şirketleri çalışanları da katılacak. 500'den fazla uçuşun söz konusu grevden etkilenmesinin beklendiği belirtilerek, yolculardan hava yolu şirketlerinden mevcut uçuşları hakkında bilgi almaları istendi. Öte yandan ücret artışı taleplerini kabul etmeyen Lufthansa'nın, greve katılacak çalışanları korkutmaya çalıştığı iddia edildi.
AA
Yunanistan'da memur ve özel sektör çalışanları grevde
Ekonomi
Yunanistan'da memur ve özel sektör çalışanları grevde
Hükümetin kalkınmayla ilgili torba yasasını protesto etmek üzere, kamu ve özel sektör çalışanlarının düzenlediği 24 saatlik grev, ülkede yaşamı durma noktasına getirdi.
AA
Önce insanın iklimi değişti sonra dünyanın
Önce insanın iklimi değişti sonra dünyanın

Dünyanın dört bir yanında, genç iklim aktivistleri, ebeveynler, sendikalar, sivil toplum örgütleri iklim grevi için sokağa indi.

Türkiye’de 20’nin üzerinde etkinliğe on bin kişi katıldı.

Video: Önce insanın iklimi değişti sonra dünyanın


İstanbul’dan Diyarbakır’a, Mersin’den İzmir’e 20’nin üzerinde açık hava etkinliği gerçekleşti.

163 ülkede 5 bin 800 iklim grevi gerçekleşti.

73 sendika, 3 bin 24 şirket ve 820 sivil toplum kuruluş grevlere destek verdi

7 bin 371 web sitesi ise Dijital İklim Grevi’ne çıktı, siteleri kapattı.

Toplamda 4 milyon yurttaş, iklim için greve çıktı.

Almanya’da 1.4 milyon kişi (Berlin 100 bin)

New York’ta 250 bin kişi.

**

Uluslararası Kızılay Kızılhaç Federasyonu, “The Cost of Doing Nothing – Eylemsizliğin Maliyeti” adlı raporunu 19 Eylül 2019’da yani geçen Perşembe günü New York’ta açıkladı.

Rapora göre günümüzde insani yardıma ihtiyacı olan insan sayısı iklim değişikliği ile yaklaşık iki katına çıkarak 2050 yılında 200 milyon insana ulaşacak.

Ve iklim krizi yüzünden derinleşen sorunlara müdahale etmek için 2030 yılından itibaren yılda en az 20 milyar ABD Doları harcanması gerekecek.

**

Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi öncesinde Hope not Hate adlı İngiliz sivil toplum örgütü tarafından yapılan çalışmaya göre insanların ortalama yüzde 69’u dünyayı kurtarmak için zamanın daraldığını ifade etmişler.

İklim krizinin kontrolden çıkmak üzere olduğunu düşünüyorlar.

Yüzde 79’u da kendi hükümetlerinin krizi önlemek için yeterli çabayı sergilemediğini ifade etmiş.

Türkiye çapında 2745 kişi ile yüz yüze yapılan bir ankete göre de her iki kişiden biri afetlerin artmasına neden olan iklim değişikliğinden endişeli.

**

Çevre kirliliğini önleme konusunda bir proje de İstanbul’un adalarında başlatıldı.

Projenin arkasında Emine Erdoğan’ın başlattığı ‘sıfır atık mavi hareketi’ ile WWF Türkiye Doğal Hayatı Koruma Vakfı bulunuyor.

Türkiye Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Adalar Belediyesinin işbirliğiyle İstanbul’un Adaları Sıfır Atık Uygulama Bölgesi oldu.

Çözüm için atılacak her adımı desteklemek lazım.

**

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in çağrısı ile 23 Eylül Pazartesi günü (yarın) başlayacak olan İklim Eylem Zirvesi’nin taslak programı kamuoyu ile paylaşıldı.

Taslak programa göre Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan

Live, Work ve Move Green (Yaşam, İş ve Yeşil Hareketler) adlı oturumda konuşacak

Zirve’de Türkiye’nin yanı sıra, 75 ülke lideri konuşacak.

Allianz, Danone, Bank of England ve European Investment Bank gibi birçok kurum ve kuruluş somut iklim eylemlerini ortaya koyacak.

Antonio Guterres zirve duyurusunu yaparken, ‘söz değil somut eylem’ demiş, zirvede somut eylem açıklaması yapmayacak olan liderlere izin vermeyeceğini açıklamış.

Yarınki konuşmalarda liderlerden nasıl bir somut adım önerileri gelecek merak ediyoruz.

**

Madalyonun bir de arka yüzü var;

Dünyayı yaşanmaz hale getiren uluslararası sermaye ve temsilcileri dünyayı kurtarma konusunda da patron ve efendiler!

Çevre kirliliği ile başlayan iklim değişikliğine karşı mücadelede edenleri büyük paralar harcayarak destekliyorlar.

Çevreci bütün sivil toplum hareketlerinin arkasında az ya da çok ekonomik destek veren büyük sermaye mutlaka var.

Yani bozarken de ön saftalar yaparken de!

Dünyanın yeni normali bu herhalde!

**

Yüzsüzleştik, yalandan dolandan, haksızlıktan hukuksuzluktan korkmaz olduk, aldatmayı kurnazlık olarak değiştirdik ve bununla övünür olduk.

Yani önce insanoğlu olarak bizim iklim değişti.

Bizim iklim değişince dünyanın iklimi de değişti.

Dünyanın iklimini de kendimize benzettik.

Dışarıda yaşadığımız seller, kasırgalar, hortumlar depremler içimizin dışa yansıması aslında.

İçimizdeki sel, deprem ve hortumların yıkıcı etkilerinin henüz kimse farkında değil.

Suriye, Irak, Libya, Keşmir, Uygur, Yemen, Afganistan, Filistin’de yaşanan cinayetleri, buralarda yaşanan savaşları film izler gibi izliyoruz.

Kadın cinayetlerine, tacizlere olan tepkilerimiz caninin iştahını artıracak kadar cılız.

Bütün doğrular menfaatlere alet haline gelmiş.

Kırmızı çizgiler yer değiştirmiş.

İç iklimimiz çoktan değişmiş.

Farkında değil miyiz yoksa yeni normalimiz bu mu?

**

Herkes evinin önünü süpürse sorun kalmayacak ama herkes evinin önünü süpürmüyor.Üstelik birileri herkesin kullandığı yerleri de kirletiyor.

Ne demişti Orhan Veli; Neler yapmadık şu vatan için! Kimimiz öldük; Kimimiz nutuk söyledik.

139 ülkede 'iklim çağrısı' küresel grev
Hayat
139 ülkede 'iklim çağrısı' küresel grev
Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 139 ülkede hükümetleri iklim değişikliği konusunda harekete geçmeye zorlamak için Küresel İklim Grevi eylemleri düzenlendi. Protestocular, BM İklim Zirvesi öncesi liderleri küresel ısınma ile mücadeleyi artırmaya çağırdı.
Yeni Şafak
Memurlar grev yapabilir mi  ya da fiili durum nasıl düzeltilir?
Memurlar grev yapabilir mi ya da fiili durum nasıl düzeltilir?

Memurların sendikalarca zaman zaman greve veya iş bırakmaya katılmaya çağrıldığı ve bu karara uyan memurlar hakkında da çeşitli disiplin cezaları verildiği bilinen bir gerçektir. Yapılan işe gelmeme eylemleri memurlarla amirleri karşı karşıya getirmektedir. Yaşanan bu süreçler memurların grev kararını fiili durum haline getirmiştir.

Memurlar için grevsiz toplu sözleşmenin anlamsız olacağını ve grevin eninde sonunda geleceğini konuyla ilgili olanlar bilirler. Daha önce dönemin Milli Eğitim Bakanı’nın grev yapan öğretmenler hakkında soruşturma açılmayacak yönündeki açıklaması grev hakkının fiilen tanındığını resmileştirmişti.

Video: Memurlar grev yapabilir mi ya da fiili durum nasıl düzeltilir?

Danıştay kararları uyarınca, sendikaların eylem çağrısına katılarak işe gelmeyen memurlara verilen disiplin cezaları yargıdan dönmektedir. Danıştay’ın değişik zamanlarda vermiş olduğu bu yöndeki kararları daha önce de tanımladığımız üzere bir anlamda fiilen greve izin veren bir karar halini almıştır.

Danıştay’ın vermiş olduğu bu kararların etkileri çok net bir şekilde görülmeye başlamıştır. Öyle ki karayolu, sağlık, maliye gibi birçok alandaki grevler nedeniyle memurların işi yavaşlatması veya işin durdurulması nedeniyle büyük mağduriyetler ortaya çıkmakta ve nihayetinde fatura vatandaşa yüklenmektedir. Nitekim Gezi Parkı eylemi neticesinde gerçekleştirilen grev kararları farklı bir boyuta taşınmış ve başkaldırı görüntüsü oluşturmuştur. Yani ideolojik boyutu daha ağır basmıştır. Dolayısıyla benzeri kalkışmalarda da aynı yönde hareket edileceği bilinmelidir.

Diğer yandan, 657 sayılı Kanun’un 125/E-a maddesinde; ideolojik veya siyasi amaçlarla kurumların huzur, sükun ve çalışma düzenini bozmak, boykot, işgal, kamu hizmetlerinin yürütülmesini engelleme, işi yavaşlatma ve grev gibi eylemlere katılmak veya bu amaçlarla toplu olarak göreve gelmemek, bunları tahrik ve teşvik etmek veya yardımda bulunmanın memuriyetten çıkarma cezası ile cezalandırılacağı hükme bağlanmıştır. Bu açık hükme rağmen Danıştay Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları doğrultusunda alınan grev kararına katılan memurlara ceza verilemeyeceğine hükmetmiştir.

Bu sorunların asgariye indirilebilmesi amacıyla, sorunun tüm boyutları ile incelenerek Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu’nda gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. Fiili hale gelen memur grevinin yasal olarak imkansız hale getirilmesi ya da yasal boyuta kavuşturulmaması halinde başka kanunsuzluklara zemin hazırlayacağında kuşku yoktur. Hukuk devletinde her bastıranın fiili durum oluşturması kabul edilebilir bir durum değildir ve olmamalıdır da.

Konunun yasal boyutu yeterli midir?

Danıştay’ın verdiği kararlarla fiili durum haline getirdiği ancak mevcut mevzuatın kanunsuz gördüğü grevle ilgili olarak birkaç hususu belirtmek istiyoruz. 1982 Anayasası’nda yapılan değişiklikle memurlar ve diğer kamu görevlilerine toplu sözleşme yapma hakkı getirilmiştir. Bu çerçevede 4688 sayılı Kanun'da da gerekli değişiklikler yapılarak tolu sözleşmenin esas ve usulleri belirlenmiştir.

Bu bağlamda, Anayasa’nın 53’üncü maddesinde memurlar için toplu sözleşme hakkı düzenlenmiş grev hakkı ise 54’üncü maddede sadece işçiler için düzenlenmiştir. Buna göre, memurlar tarafından tertip edilen grev düzenlemesi fiilen var ama lokavt yoktur. Bu iki kavram ise bir birinin tamamlayıcısıdır. Bu çerçevede anayasal düzenleme kaçınılmaz hale gelmiştir.

Diğer yandan, 657 sayılı Kanun’un 125/E-a maddesinde; ideolojik veya siyasi amaçlarla kurumların huzur, sükun ve çalışma düzenini bozmak, boykot, işgal, kamu hizmetlerinin yürütülmesini engelleme, işi yavaşlatma ve grev gibi eylemlere katılmak veya bu amaçlarla toplu olarak göreve gelmemek, bunları tahrik ve teşvik etmek veya yardımda bulunmanın memuriyetten çıkarma cezası ile cezalandırılacağı hükme bağlanmıştır.

657 sayılı Kanun’da yer alan bu kadar açık hüküm karşısında memurları ideolojik amaçlarla grev yapmaya davet etmek tehlikeli bir girişimdir ve gelecekleriyle oynamaktır. Bu tür davranışların da alışkanlık haline getirilerek nasıl olsa bu kadar büyük bir kitleye ceza verilemez denilmesi geri tepebilecek bir yaklaşımdır.

Ayrıca, Danıştay’ın vermiş olduğu karar bağlayıcı olmayıp, değişme riski olan bir karardır. Kaldı ki verilen kararlarda oybirliği bulunmamaktadır. Diğer bir husus da yapılan yeni atamalarla Danıştay’da çok büyük bir değişiklik olmuş ve bunun kararlara yansıyabileceği hususu gözden kaçırılmayarak memurların maceraya atılması doğru değildir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ne diyor?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 21.04.2009 tarihli ve 68959/01 başvuru sayılı kararında bu konularla ilgili şu ifadelere yer verilmiştir: Mahkeme, grev hakkının kati olmadığını ve belirli durumlarda kısıtlamaların söz konusu olabileceğini belirtti. Bununla birlikte, belirli memur sınıflarının grev hakları yasaklanırken, bu yasakların bütün devlet memurlarına ya da sanayi ve ticaret alanlarında çalışan devlet çalışanlarına kadar genişletilemeyeceği bildirildi. Söz konusu durumda ise, yayınlanan genelgenin topluca bir yasağa işaret ettiği söylendi.

Buna ilaveten, 18 Nisan 1996’da düzenlenen eyleme dair yasak olarak nitelendirilebilecek bir kanıt yoktu. Eylemde yer alan sendika üyeleri, sadece, barışçıl toplanma haklarını kullanmışlardı. Mahkemeye göre, genelgeye dayanılarak verilen disiplin cezaları, sendika üyelerinin ve diğerlerinin, üyelerinin çıkarlarını korumak üzere düzenlenen grev veya eylem haklarından caydırma amacı taşımaktadır. Ayrıca, Türk hükümeti, demokratik bir toplumda niçin böyle bir kısıtlamaya gidildiğini açıklamakta başarısız olmuştur. Mahkeme, genelgenin kabulü ve uygulanmasını gerektirecek sosyal bir ihtiyaç bulunmadığını ve sendikal haklara orantısız bir saldırının söz konusu olduğunu bildirdi. Bu yüzden de Madde 11’in ihlal edildiğine karar verdi.

Ancak, bu kararın Anayasa değişikliğinden önce olmasını da göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Sonuç olarak memurların 657 sayılı Kanun’un açıkça yasakladığı faaliyetlere teşvik edilmesinin doğru bir yaklaşım olmadığını ve geri tepmesi halinde geleceklerini karartabileceğini düşünüyoruz. Kaldı ki mahkemeye başvurunun 2000 yılında olduğu ve 2008 yılında karara bağlandığı hususu da dikkate alındığında durum daha iyi anlaşılacaktır.

Fiili hale gelen memur grevinin grev hakkı bulunan işçilerin durumuyla kıyası

Halihazırdaki işçi sendikalarına ilişkin uygulamada, her sektörde grev kararı alınamamaktadır. Örneğin 6356 sayılı Kanun’un 62’nci maddesine göre ulaştırma hizmetlerinde, hastane ve eğitim-öğretim kurumlarında grev kararı alınamamaktadır. Yani, grev hakkı verilen işçiler için grevin nasıl ve hangi şartlarda yapılacağı kanunla açıkça düzenlenmiş ve her sektörde grev yapılamayacağı hükme bağlanmıştır.

Memurların grev ve lokavt uygulamalarının nasıl olacağı anayasal ve yasal açıdan belirtilmemiş olduğundan ve grevin memuriyetten çıkarma gibi ağır bir yaptırımı gerektirdiğinden greve giden memurlar hem kurumlarıyla hem de güvenlik güçleriyle sorunlar yaşamış ve bundan sonra da yaşayacaktır. Bu sorunların asgariye indirilebilmesi amacıyla, sorunun tüm boyutlarını ele alan yeni bir memur sendika yasası ile kamu personel reformunun çıkarılması gerekmektedir. En hızlı şekilde ise grev veya iş yavaşlatma kararı alan sendikalar ve yöneticileri aleyhine oluşan zararların tazminine yönelik dava süreçleri başlatılmalıdır. Bu nedenle fiili hale gelen memur grevinin nasıl önleneceğine ilişkin kanuni düzenleme yapılmadıkça ya da bu kararı alarak kamu zararına sebep olan ilgililer hakkında nasıl bir işlem yapılacağı kanunda açık hale getirilmedikçe başka kanunsuzluklara zemin hazırlayacağında kuşku yoktur. Hukuk devletinde her bastıranın fiili durum oluşturması kabul edilebilir bir durum değildir ve olmamalıdır da.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.