Sanat, canımızın sıkıntısı geçsin diye yapılır
01:00, 28/11/2012, ÇarşambaG: Güncelleme: 15:45, 28/11/2012, Çarşamba
Yeni Şafak
Sanat, canımızın sıkıntısı geçsin diye yapılır
Bülent Parlak İzdiham dergisinde yayınladığı denemeleri Yalnızlığın İcadı (1984) adlı kitabında derledi. Parlak, kitabında kendi yalnızlığından yola çıkarak anne ve babasını, okulunu yani yaşadığı hayatın düğümlerini geçmişin izini sürerek çözmeye çalışıyor.
Şair Bülent Parlak Sevgili Huzursuzluğum 2010 şiir kitabından sonra Yalnızlığın İcadı (1984) kitabıyla okuyucunun karşısına çıkıyor. Guguba Yayınları'ndan basılan kitapta İzdiham dergisinde çıkan deneme yazılarını derleyen Parlak ile kitabını konuştuk.
İlk şiirini ne zaman yazdın? Doğuştan şair olanlardan mıydın yoksa?
İlk şiirimi İstanbul Üniversitesi'ne yakın bir çay ocağında 2005 yılında yazmıştım. Kalemi çay ocağını işleten beyefendiden rica etmiştim, şiiri ise kahvede oynanan oyunların neticelerinin yazıldığı sarı kağıtın arkasına yazdım. O güne kadar hiç şiir yazmamış, hiç edebiyat dergisi almamış biri olarak yazıp o akşam Dergah Dergisi'ne mail atmıştım. Sonra unuttum. Arada sanırım on beş gün geçmişti ve biz Ali Ayçil, Adem Yılmaz ve Ahmet Can ile birlikte kapalı alanlarda sigaraların içildiği bir akşam Üsküdar'da oturuyorduk. O gün "Hayatımızı Mahveden Kadınlar" diye bir kitap yazmak üzere toplanmıştık. Konuşma arasında Ali Ayçil çantasından bir dergi çıkarıp "Sen şiir mi yazıyorsun?" deyip Dergah'ta çıkan şiirimi gösterince çok şaşırmıştım. Şiir yazmıyordum ama şiir gibi yaşardım. Üsküdar İskelesi'ndeki gazete bayisine koşup dergiyi nasıl heyecanla aldığımı anlatamam. O kadar çok sevinmiştim ki…
En yukarıdan başlamışsın… Böyle olunca, ilk şiirinde "ben şairim" der insan herhalde? Daha önce yazdığın hiç şiirin yok mu yani?
Hayır, hiç öyle bir şey demedim. İlk şiirimdi evet o yayınlanan. Ali Ayçil bir hafta sonra "Mustafa Bey seni sordu, bir ara uğra istersen." deyince o kadar çok heyecanlanmıştım ki; defalarca derginin önünden geçtim ama içeri girip tanışamadım. Çünkü ben Mustafa Kutlu'yu sadece ismiyle biliyordum ve büyük bir isimdi benim için.
Hangi şiirdi o?
"Vakti dolmuş andımın bitmeyen şamatası" adlı şiirimdi. Sevgili Huzursuzluğum'da var zaten o şiir. "Tünemiş korkaklığım giyiyor postalını / Kızağında bir binek yürütür sandalını / Bilmem ihtilal mi olacak, sarılacak mı yaram / Kadın kurşun sıkıyor, unutuyor ardını…"
Peki, ilk şiir 2005, ilk kitap Sevgili Huzursuzluğum 2010.. Bu arada yoğun bir şiir akışı var herhalde..
Evet, o beş sene boyunca şiirlerim sadece Dergah'ta yayınlandı. Sanırım on-on beş şiir yayınladım. Her yayınlandığında şaşırıyordum, yayınlandıkça da korkuyordum
n Bir de "izdiham" faaliyetin var senin. O nasıl oldu?
İzdiham var evet, izdiham sadece benim dersem az olur, ayıp olur. İzdiham'ı açıp Şırnak'a öğretmenliğe gittim. Köyde internet yoktu. Bir haftalık yazıları ilçede programlardım hafta sonları. Bir buçuk sene öyle idare ettim. Hafta sonları herkes Midyat'a gezmeye giderdi, ben İzdiham'ın haftalık yayınını ayarlardım.
n İzdiham ismi nerden çıktı? Yeni kitabın Yalnızlığın İcadı (1984) da çünkü burada yayınlandı.
İzdiham ismi internette alan adı alırken denediğim 5. isimdi, ilk dördü alınmıştı; izdiham ismine sıra gelince boştu alan adı ve İzdiham oldu.
n Sevgili Huzursuzluğum ilk şiir kitabındı, Yalnızlığın İcadı (1984) ise ilk deneme kitabı.. İkinci şiir kitabı mı beklenirdi daha çok?
Evet, aslında şiir kitabı bekleniyordu ama ben deneme yükünü üstümden atmak istedim. Çünkü yayınlamayı çok istiyordum. Çünkü bu kitabı en çok babama ve anneme anlattım.
Kızım için yazdım
İlk şiir kitabı beklediğin ilgiyi gördü mü?
Evet gördü ama artarak daha çok gördü. Bir tek kızım beğenmedi. "Baba çok saçma diyor" hala.
Kızına mektup var, Yalnızlığın İcadı (1984)'nda.. İki buçuk sayfalık bir mektup yazmışsın, kanunlara uyma diyorsun.
Evet, kızıma yazdığım mektup var. Kanunların insanlığa katkısından çok kaosa yol açtığını düşünüyorum. Çünkü kanunlar insanları çoğu kez iki yüzlü yapıyor.
Kızın buna ne diyor?
Kızım 12 yaşında şu an ve yazdıklarıma gülüyor, sadece saçma buluyor. Ben zaten okusun istemiyorum ki. Ona bırakacağım tek şey birkaç kitap olacak. Uçak alamayacak babaların kitap bırakmalarından yanayım çocuklarına.
Çocukken ölümün bir son olduğunu bilmezdim, diyorsun..
evet, bilmezdim. Babam öldüğünde beni alıp gezmeye götürmüşlerdi. Herkes beni teselli etmeye çalışıyordu ama ben üzülmüyordum. Çünkü babalar ölünce, iki yılda bir pazar günleri geleceğini zannediyordum.
Berber olmak istiyordum
Bir çocukluk arkadaşının hikayesi var kitapta, askeri okula giden ve sonra seyyar satıcı olarak gördüğün. Ne olmak istediğine erken karar verdin mi?
Önce berber olmak istiyordum, sonra gazeteci, en son ise öğretmen. Öğretmen oldum ama daha ilk günden "ne zaman emekli olurum" diye düşünmeye başlamıştım. Sonra şunu anladım ki bize maaş bağlanması gerek. Aktif olarak yazan, elini edebiyat taşının altına koyan her yazana maaş bağlanmalı. Çalışmak, maaş, müdürler, fişler, personel kimlik kartları ruhumu bozuyor. Bizim ne özelliğimiz var diye soranlar olacaktır. Çalışmak ve mesaiye uyacak tek bir özellik yok ki zaten bizde.
Hep birinci olmak isteyen ama talihine sonunculuk düşen çocuklardan hissettin mi kendini?
Yok abi, ben zaten her zaman birinciydim. Bütün okulları birinci bitirdim, ÖSS' de ilk 3000 arasına girdim. Aşırı çalışkandım. Üniversitede ise sonuncu olmuştum.
Hayat ritmini bozan şey aşktı
"Oğuz, iyi olan her şeyde birinci olmak için vardı, ben en değerli sonunculuğa gönül verenlerin arasında".. diyorsun. En değerli sonunculuk nedir?
Ben Oğuz'un uslu olmasına hayrandım. Çok iyiydi, ben çok yaramazdım. Maçlarda kaleye itiraz etmeden geçen çocuk bulmak zordur; o itirazsız kaleye geçerdi. Oğuz iyi bir çocuktu. Ben onun güzel kalbini sevmiştim.
Öyleyse, Oğuz mu kaybeden? Yani uysal ve çalışkan olanlar kaybediyorlar mı?
Oğuz'un hayat ritmini bozan şey aşktı. Kaybetmeyi seven herkes gibi Oğuz da aşkı yüzünden, hesapsızlığı yüzünden, gözleri ve elleri aynı anda seven herkes gibi sevmek yüzünden hayat ritmi bozulanlardan. Üniversitede kaldığım evin odasına asmıştım. "Aşık olmayan giremez!" diye. Bu şerbeti tatmadan insan olmak zor.
Süreyya Ayhan'ın aşkından bahsediyorsun bir bölümde…
Türkiye Süreyya Ayhan aşık oldu diye hop oturdu, hop kalktı. Madalyaları aşktan daha fazla önemseyen iktidarsız adamlar o günlerde çok uğraştılar onlarla. Kimseyi ilgilendiren bir şey değil ki iki kişinin meşru dairede arasındaki ilişki. Hiçbir olimpiyat madalyası bir insanın kalbinden daha önemli değildir. Süreyya Ayhan bence Godiva; reddetti herşeyi. Birlikte kahvaltı yapmak madalya almaktan daha mühim.
Modern bir etiket olarak yalnızlık
Senin şiirlerinde de bu var, aşk yoğun bir kitap değil.
Aşk yüzünden hamile kalmış erkekler çok fazla aşktan bahsetmez.
n Kitapta, çocukluk, içten gelen bir huysuzluk, hayatın ilişkileri arasında bir şeyler arama var. Şiir kitabının adı, "sevgili huzursuzluğum" seni mi tanımlıyor yoksa?
Beni en güzel tanımlayan şeydi. Sevgili Huzursuzluğum bendim zaten. Yalnızlığı icat eden de bendim.
Yalnızlık, modern zamanların en çok kullanılan etiketi. Nedir bu, nasıl yaşanır? Varoluşsal bir yalnızlık mı, yoksa etrafında kimse olmaması ya da seni anlamaması mı?
Sen aslında etrafı insan kaynayan birisin?..
Aslında numara yapıyorum yanınızda. Bunu kendimle kalınca anlıyorum. Sanat özeldir zaten, kendi başınıza yaşarsınız. İşim var, ailem var, arkadaşlarım var ama zihnimde bir sorun var.
Bu bir sorun mu?
Evet çok fazla sorun hem de.
Nasreddin Hoca'yı niye sevmediğini anlatan yazıyı görünce şaşırdım. Herkesin sevgilisi olan Hoca'ya itirazın nedir?
Nasreddin Hoca'nın Milli Eğitim müfredatından çıkarılması gerekiyor. Çünkü Nasreddin Hoca'nın çocukların bilinç altına yerleştirdiği şey iyilik değil, sevimlilik değil. Hoca çocuklara sahtekar davranmayı, aç gözlü olmayı, kurnazlığı öğütlüyor. Komşusunun kazanını ödünç alıyor önce, sonra fazladan bir tane veriyor. İkinci seferde ise bu kez öldü kazan deyip komşusunun kazanına el koyuyor. Bu hareketle yaptığı şey bir başkasının zaafından yararlanmak. Allah bize "iyiliği emredin" diyor, "başkalarının zaaflarını kurnazca kullanın" demiyor. İkincisi de düdük hikayesi. Hani parayı veren düdüğü çalar diyor ya… Hiçbir çocuğa paranın bu kadar acımasız bir şey olduğunu söylemeyiz. Biz merhametin esir olmalıyız, merhamet yerde bulununca üç kez öpüp başımıza koyacağımız bir şey değil. Bu yüzden dünyayı deliler yönetmeli ya da çocuklar diyorum.
Şiirin ardından gelen denemeler sürecek mi?
Yok artık bitti denemeler. Bundan sonra şiir yazacağım Allah nasip ederse.
Bu denemeler sanki çocukluktan, eğitimden, iş hayatından, ilişkilerden bahseden, kısaca senin dünya ile irtibatını özetleyen bir kitap olmuş.
Bu kitap benim romanımdı aslında kesitler halinde. Ben sabah kalkmayı, işe gitmeyi, acıkmayı, özlemeyi şiire döküyorum. Şiiri bazen de üzerime döküyorum. Sanat para için ya da toplum için değil canımızın sıkıntısı içindir.
Geçti mi sıkıntın bari biraz
Evet, rahatladım abi. Tek deneme kitabım olacak bu. Bundan sonra şiir yazmak istiyorum.
Yalnızlığın İcadı (1984)
Bülent Parlak
Guguba Yayınları
Ekim 2012
135 sayfa
Başlıklar :