Murat Ülker'den Singapur analizi: Küçük ada büyük ekonomi

21:44, 25/10/2026, PazarG: Güncelleme: 21:46, 25/10/2026, Pazar
Yeni Şafak
Murat Ülker'den Singapur analizi: Küçük ada büyük ekonomi
Murat Ülker, Singapur’daki ticaret, finans ve şehir planlaması deneyimlerini yazdı.

Murat Ülker, internet sitesinde yayımladığı “Kendi küçük etkisi büyük ada: Singapur” başlıklı yazısında, Singapur’un tarihsel ticaret ağlarından küresel finans merkezi haline gelmesine, çok kültürlü toplumsal yapısından şehir planlamasına kadar pek çok konuyu ele aldı. Singapur’a 1984’ten bu yana birçok kez gittiğini belirten Ülker, ülkenin başarısını coğrafi konumunu serbest ticaret politikalarıyla birleştirmesine, limanın çevresinde gelişmiş bir finans ve lojistik ekosistemi kurmasına ve doğayı mühendislik ve tasarımla şehir hayatının parçası haline getirmesine bağladı. Singapur’un yönetim anlayışını, bankacılık sektörünü, tarihi mahallelerini ve Gardens by the Bay kompleksini de değerlendiren Ülker, “Coğrafyayı kader olarak kabul etmek yerine iş modeline çevirmişler” ifadelerini kullandı.

İş adamı Murat Ülker, Singapur’a yaptığı ziyaretleri ve şehirdeki gözlemlerini anlattığı yazısında, adanın tarihinin yalnızca modern Singapur’un kuruluş tarihi olarak kabul edilen 1819 yılıyla sınırlı olmadığını belirtti.

Ülker, “Geçtiğimiz haftalarda iki yazı halinde yayımladığım Hindistan GOYA’sı esnasında iki günlüğüne Singapur’a uçup iş için temaslarda bulundum ve aynı zamanda şehri GOYAladım. Singapur’a gelince insanın gördüğü düzenin, zenginliğin ve planlılığın arkasında nasıl bir tarih olduğunu merak etmemesi zor. Singapura 1984’ten beri birçok kez geldim, tabii gelişmeleri biliyordum ama yine de araştırdım” dedi.

Singapur’un Orta Çağ’dan itibaren Malay dünyasının ticaret ağlarının bir parçası olduğunu belirten Ülker, modern Singapur’un dönüm noktasının 1819’da Stamford Raffles ve William Farquhar’ın İngiliz Doğu Hindistan Şirketi adına adaya gelerek bir ticaret merkezi kurması olduğunu ifade etti.

Tarih boyunca Batılı devletlerin Doğu’yla doğrudan ticaret kurmak için şirketler aracılığıyla hareket ettiğini belirten Ülker, ticaret ağlarının ölçeğine ve örgütlenmesine dikkat çekti. Ülker, geçmişte bu ticaretin kanlı olduğuna da işaret ederek tüccarların ve onları destekleyen resmî görevlilerin hayatlarını kaybedebildiğini yazdı.

Ticaret yollarının yalnızca malların taşındığı güzergâhlar olmadığını belirten Ülker, insanların, fikirlerin, inançların ve kültürlerin de bu yollar üzerinden yayıldığını kaydetti. Orta Asya’da İslamiyet’in yayılmasında tüccarların yanı sıra dervişlerin ve mutasavvıfların da rol oynadığını ifade eden Ülker, Almatı seyahati sırasında araştırdığı Zenci Ata örneğini anlattı.

Asıl adı Ay Hoca olan ve koyu teni nedeniyle Zenci Ata, yani Kara Baba olarak anılan 13. yüzyıl mutasavvıfının Ahmet Yesevi geleneğinin temsilcilerinden olduğunu belirten Ülker, halk arasında Zenci Ata’nın çobanlık yaptığı, insanlara dinî ve ahlaki öğütler verdiğinin anlatıldığını aktardı. Bugün Özbekistan’ın Taşkent şehri yakınlarında bulunan türbesinin yüzyıllardır ziyaret edildiğini kaydeden Ülker, ticaret yollarının kalıcılığını sağlayan unsurların yalnızca ekonomik çıkarlar olmadığını vurguladı.

Ülker, “Demek ki ticaret yollarının kalıcılığını sağlayan yalnızca ekonomik çıkarlar değil, bu yollar üzerinde kurulan insani ve kültürel ilişkilerdi. Bugün küreselleşme dediğimiz olgunun temellerini belki de biraz burada aramak gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Coğrafi konumunu serbest ticaretle birleştirdi

Singapur’un Hint Okyanusu ile Güney Çin Denizi arasındaki ana deniz yolları üzerinde, Malakka Boğazı’nın güney ucuna yakın konumlandığını belirten Ülker, adanın Çin, Hindistan, Malay Takımadaları ve Avrupa arasındaki ticaretin kavşağında yer aldığını kaydetti.

Ülker, “İngilizler coğrafi avantajı serbest ticaret politikasıyla birleştirince liman hızla büyümüş. Çinliler, Hintliler, Malaylar, Araplar ve Avrupalılar buraya yerleşmişler” dedi.

Ülker, Singapur’un çok kültürlü ve çok dinli yapısının temellerinin de kuruluş yıllarında atıldığını ifade etti. Raffles Place’in 1820’lerde bankaların, tüccarların ve denizcilik şirketlerinin merkezi olarak planlanmış olmasının dikkat çekici olduğunu belirten Ülker, bugün gökdelenlerle dolu finans bölgesinin şehir planlamasının yaklaşık iki yüzyıl önce şekillendiğini yazdı.

Singapur’un tarihsel sürecini İngiliz sömürge dönemi, Japon işgali, 1959’da özerklik, 1963’te Malezya Federasyonu’na katılım ve 1965’te bağımsızlık aşamalarıyla anlatan Ülker, bağımsızlık sırasında ülkenin önemli ekonomik sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirtti.

Ülker, Singapur’un bağımsızlık dönemindeki durumunu şöyle anlattı:

“Bağımsızlık esnasında küçük bir iç pazarı olan, hemen hiç doğal kaynağı bulunmayan, su ve gıdada bile dışarıya bağımlı ve işsizlikle boğuşan bir ülkeydi. Buna rağmen Singapur birkaç on yıl içinde ihracata dayalı sanayileşme, yabancı yatırım, eğitim, liman altyapısı ve güçlü devlet teşkilatı ile çok farklı bir model kurdu.”

Ülker’in yazısında yer verdiği verilere göre Singapur’un nüfusu Haziran 2026 itibarıyla 6,21 milyona ulaşırken, ülkenin 2025’te toplam mal ticaretinin yaklaşık 1,4 trilyon Singapur dolarına, limanının aynı yıl elleçlediği konteyner hacminin ise 44,66 milyon TEU’ya ulaştığı belirtildi.

Ülker, bu ticari başarıyı değerlendirirken, “Demek ki en iyi tüccarlar Yahudiler veya Kayserililer değilmiş. Çinli ve Malaylardan oluşan kaderin bir araya topladığı bu halkın ticari başarısı yadsınamaz” ifadelerini kullandı.

Singapur'daki ilk ziyaretinde yaşadıklarını anlattı

Singapur’a ilk ziyaretinden bu yana kırk yılı aşkın zaman geçtiğini belirten Ülker, sonraki seyahatlerinin çoğunu ticari amaçlarla gerçekleştirdiğini ve neredeyse her yıl ülkeye uğradığını ifade etti.

Ülker, yeni evli olduğu dönemde eşiyle birlikte yaptığı ziyaretlerden birini de yazısında anlattı. Uzun bayram tatillerinden birinde Singapur’a gittiklerini belirten Ülker, işkolik olduğunu ve uzun tatiller boyunca çalışmaması halinde kendisini hasta hissettiğini söyledi.

Ülker, 1980’lerin sonundaki uçak yolculuklarına ilişkin izlenimlerini şöyle aktardı:

“Uçakta başı örtülü olan tek kişi eşimdi. Uçaktaki herkes el birliği ile bize oraya ait olmadığımızı hissettirmek için sözleşmişti sanki. Çok itici bir atmosferde seyahat etmiştik. Halbuki Ramazan Bayramı idi uzun tatilin sebebi ve bizim bayramımızdı. Seksenlerin sonunda ülkede saçmalıklar hüküm sürüyordu, bizim ülke işte…”

Singapur’a vardıklarında pasaport ve gümrük işlemlerinden kolayca geçtiklerini belirten Ülker, pasaport sırası beklerken karşılarındaki duvarda yer alan bir uyarının dikkatini çektiğini yazdı. Uyarıda uyuşturucu kullanmanın ve bulundurmanın yasak olduğu, cezasının ise ölüm olduğu belirtiliyordu.

Ülker, “Garip değil mi bunu uçağa binmeden söylemeliydiler” diyerek, sonraki yıllarda sakız ithalatının ve satışının bile yasaklandığını öğrendiğini aktardı.

Taksiyle otellerine giderken şoförle konuştuklarını anlatan Ülker, şoförün Singapur nüfusunun yarısının Müslüman olduğunu söylediğini belirtti. Şoförün, o günün Müslümanların bayramı olduğunu öğrendiğinde yılbaşı kutlaması yapıldığını düşündüğünü aktaran Ülker, bunun nedenini sorduğunda şoförün kendisine gece karanlığında ışıklarla süslenmiş bir daireyi gösterdiğini ifade etti.

Ülker, o anın kendisinde bıraktığı etkiyi, “İşte o an çok sevindim, imrendim o günden beri her Ramazan ve bayramda evimi süslüyorum” sözleriyle anlattı.

Otele vardıklarında uçaktaki diğer yolcuları resepsiyon önünde sırada gördüklerini belirten Ülker, kendilerinin de sıranın sonuna eklendiğini söyledi. Ancak resepsiyonda çalışan genç bir görevlinin kendilerini çağırarak işlemlerini hızla tamamladığını ve bayramlarını kutladığını kaydetti.

Ülker, görevlinin kendilerine neden öncelik verdiğini şöyle aktardı:

“Bayramımızı tebrik ederken, siz sırada beklemeyin, zaten yeni evli olmalısınız dedi ve ekledi, ben de Müslümanım. Kız kardeşini teşhis etmişti başörtüsünden…”

Otel odasının evlerinden daha büyük ve lüks olduğunu belirten Ülker, odada her gün yenilenen çeşitli ikramların bulunduğunu ancak meyve seçeneklerinin elma ve portakalla sınırlı olduğunu ifade etti. İş görüşmesi yapacağı ailenin kendilerine kıymetli ve ithal meyveler ikram edilmesini tembihlediğini belirten Ülker, daha sonra rica ederek yerel tropik meyvelerin de servis edilmesini sağladıklarını anlattı.

2011 seçimleri üzerinden Singapur'un yönetim anlayışı

Ülker, Singapur’un yönetim anlayışını anlatırken 2011’de yaşanan seçimleri örnek gösterdi. Singapur’un kısıtlayıcı kanunları ve sert uygulamaları nedeniyle özgürlüklerin sınırsız biçimde yaşandığı bir demokrasi olmadığını belirten Ülker, buna karşın vatandaşların seçimlerde yöneticilerine itiraz edebildiğini yazdı.

Ülker, ülkedeki yönetim anlayışını şu ifadelerle değerlendirdi:

“Bence burada yaşanarak ispat edilmiş şey kanunların üstünlüğü ve vatandaşların eşitliği; zaten Singapur kısıtlayıcı kanunları ve sert uygulamaları ile özgürlüklerin doyasıya yaşandığı bir demokrasi olmaktan uzaktır. Halk şöyle der, devletimiz diktatoryal davranır ama bizi öyle iyi tanır ki biz daha istemeden ne isteyeceğimizi bilir ve bizi memnun eder.”

Ülker’in aktardığına göre, 2011 yılında ülkeyi 1959’dan beri yöneten Halkın Hareketi Partisi (PAP) seçimin favorisi olarak görülüyordu. Ancak halkın önemli bir bölümü artan konut fiyatlarından, hayat pahalılığından ve göçmen politikalarından şikâyetçiydi.

Muhalefetteki İşçi Partisi, Aljunied bölgesinde iktidarın güçlü adaylarıyla yarıştı. Singapur’un kurucu lideri Lee Kuan Yew, seçmenleri muhalefeti tercih etmeleri halinde beş yıl boyunca pişmanlık duyacakları konusunda uyarmıştı. Buna rağmen muhalefet oyların yaklaşık yüzde 55’ini alarak, aralarında Dışişleri Bakanı George Yeo’nun da bulunduğu iktidar ekibini mağlup etti.

Bu sonuçla muhalefet, Singapur tarihinde ilk kez Grup Temsil Seçim Bölgesi’ni (GRC) kazandı. İktidar ülke genelinde seçimi kazanmaya devam etse de oy oranı yüzde 60’a gerileyerek bağımsızlık sonrasındaki en düşük seviyesini gördü.

Ülkenin siyasi tarihinde 2017 yılında da önemli bir gelişme yaşandığını belirten Ülker, Halime Yakub’un cumhurbaşkanlığı adaylığı için gerekli şartları sağlayan tek isim olması nedeniyle Singapur’un ilk kadın cumhurbaşkanı olduğunu hatırlattı.

Ülker, seçimlerin Singapur’un yönetim modelini anlamak açısından önem taşıdığını belirterek, devletin ekonomik başarısının seçmenin yöneticilere koşulsuz bağlılığı anlamına gelmediğini vurguladı.

“Devletin başarısı tartışılmaz olabilir ama seçmenin devlete sonsuz bir itaat borcu yoktur. Halk kendisine sunulan refahı takdir ederken gerektiğinde yöneticilerine itiraz edebiliyor. Üstelik bunu sokakta değil, sandıkta yapıyor” diyen Ülker, Singapur’un eksiksiz bir demokrasi olarak değerlendirilemeyeceğini de ifade etti.

Ülker, iktidarın medya, siyaset ve kamusal hayat üzerindeki etkisinin, muhalefetin karşılaştığı yapısal güçlüklerin ve ifade özgürlüğüne getirilen sınırlamaların ülkede tartışılmaya devam ettiğini kaydetti.

Singapur deneyiminden çıkarılabilecek sonuca da değinen Ülker, “Güçlü devlet yalnızca emir veren değil, toplumun beklentilerini okuyabilen ve gerektiğinde politikalarını değiştirebilen devlettir” ifadelerini kullandı.

1,4 trilyon Singapur dolarlık ticaretin arkasındaki ekosistem

Ülker, Singapur’un ekonomik başarısının yalnızca coğrafi konumundan ve limanından kaynaklanmadığını belirtti. Ülkenin limanından geçen yüklerin büyük bölümünün Singapur’un kendi ihtiyaçları için değil, başka ülkelere ulaştırılmak üzere taşındığını ifade eden Ülker, limanın çevresinde gelişen hizmet sektörünün önemine dikkat çekti.

Ülker, Singapur’un lojistik, hukuk, sigorta, finansman, gemi işletmeciliği ve emtia ticareti alanlarında gelişmiş bir ekosistem kurduğunu yazdı. Konteynerlerin limanda boşaltılmasının yanı sıra gemilerin finansmanının, sigorta işlemlerinin, döviz hareketlerinin, ticari sözleşmelerin ve şirketlerin bölgesel yönetimlerinin de Singapur üzerinden yürütülebildiğini belirtti.

Ülker’e göre ülkenin küresel finans sistemindeki konumunu güçlendiren adımlardan biri de 1968’de oluşturulan Asian Dollar Market oldu. ABD piyasalarının kapandığı, Avrupa piyasalarının ise henüz açılmadığı zaman aralığında Singapur’un küresel finansın zaman dilimleri arasındaki boşluğu doldurduğunu ifade etti.

Singapur’da yönetilen varlıkların toplamının 6 trilyon Singapur dolarını aştığını ve bunların büyük bölümünün başka ülkelere yatırıldığını belirten Ülker, ülkenin yalnızca kendi parasını yöneten bir merkez olmaktan çok daha ileri bir konuma ulaştığını kaydetti.

Ülker, Singapur’un bu özelliğini, “Singapur bu açıdan günümüzün İsviçre’sidir” sözleriyle anlattı.

Doğal kaynakları bulunmayan küçük bir ada olmanın getirdiği dezavantajların aşılmasına dikkat çeken Ülker, “Kısacası coğrafyayı kader olarak kabul etmek yerine iş modeline çevirmişler. Bizim KKTC’de de bunu yapabiliriz, bir ara yazacağım” ifadelerini kullandı.

Bankacılıkta güven, mali disiplin ve uzun vadeli ilişkiler

Singapur ziyaretlerinde bankaları da ziyaret ettiğini belirten Ülker, bankacıların beslenme konusunda bilgi eksikliği bulunduğunu düşündüğünü ifade etti. Ülker, “Her biri dahi olan meraklı ama beslenmek konusunda cahil büyük bankerlerin meraklı sorularını cevaplarım” diyerek bu görüşmelerden söz etti.

İlkokul çağındaki çocuklara beslenmenin öğretilmesi gerektiğini belirten Ülker, Sabri Ülker Gıda Araştırmaları Enstitüsü Vakfı’nın Dengeli Beslenmek programlarıyla milyonlarca öğrenciye, öğretmene ve ebeveyne ulaştığını kaydetti.

Ülker, Singapur’daki finans merkezi ziyaretleri kapsamında uzun yıllardır çalıştıkları United Overseas Bank’a (UOB) da değindi. Yüksek kredi notlarına sahip olduğunu belirttiği bankanın, kurucu ailenin üçüncü kuşağının yönetimde bulunduğu, bölgesel ölçekte faaliyet gösteren halka açık bir aile bankası olduğunu anlattı.

Bankanın kendilerine gösterdiği ilginin nedenini bir ziyaretinde sorduğunu belirten Ülker, grubunun bankanın önemli kurumsal müşterileri arasında yer aldığını öğrendiğini aktardı.

Ülker, uluslararası faaliyetleri kapsamında bankayla uzun yıllar çalıştıklarını, karşılıklı güvenin zaman içinde geliştiğini ve bu ilişkinin güçlü likidite yönetimiyle birlikte yurt dışındaki büyük satın almalarda ve sendikasyon sürecinde fayda sağladığını belirtti.

İş dünyasında fırsatları görmenin tek başına yeterli olmadığını vurgulayan Ülker, “İş büyütürken yalnızca fırsatı görmek yetmiyor; zamanı geldiğinde harekete geçebilecek finansal hazırlığınız ve itibarınız da olmalı” ifadelerini kullandı.

UOB'nin büyümesinde Wee Cho Yaw'un rolü

Ülker, ziyaret sırasında kendilerine bankanın kurucusu Wee Cho Yaw’un biyografisinin hediye edildiğini belirtti. Kitabın, UOB’yi küçük bir aile bankasından Güneydoğu Asya’nın en büyük finans kuruluşlarından birine dönüştüren Wee Cho Yaw’un hayatını anlattığını kaydetti.

Babasının ticari şirketinde yetişen Wee Cho Yaw’un 1960’ta bankanın yönetimini üstlendiğini, dış ticaret finansmanına yöneldiğini ve rakip bankaları satın alarak büyüdüğünü belirten Ülker, özellikle 1971’de Chung Khiaw Bank’ın ve 2001’de Overseas Union Bank’ın satın alınmasının UOB’yi bölgesel bir güce dönüştürdüğünü aktardı.

Ülker, Wee Cho Yaw’un başarısının temelinde gereksiz risklerden kaçınarak fırsatları değerlendirmek, nakit ve sermaye disiplinini korumak, müşterileri ve iş ortaklarıyla uzun vadeli ilişkiler kurmak gibi unsurların bulunduğunu belirtti.

Wee Cho Yaw’un fırsat ortaya çıktığında hızlı pazarlık edip karar verdiğini, büyüme sırasında bankanın yönetiminde aile kontrolünü kaybetmemeye önem verdiğini ifade eden Ülker, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Başarısının temelinde ihtiyatla büyümek, yani gereksiz riskler almadan fırsatları değerlendirmek; güçlü nakit ve sermaye disipliniyle bankanın mali dayanıklılığını korumak; kişisel ilişkilere dayalı karar almak, yani müşterilerini ve iş ortaklarını yakından tanıyarak karşılıklı güvene dayalı uzun vadeli ilişkiler kurmak; fırsat çıktığında hızlı pazarlık edip karar vermek ve büyürken bankanın yönetiminde aile kontrolünü kaybetmemek anlayışı vardı. Kısacası Wee Cho Yaw, güven ilişkisini ticari avantaja, mali disiplini büyüme gücüne dönüştürmüş; hızlı karar alırken uzun vadeli düşünmeyi ihmal etmemişti.”

Ülker, kitabın yalnızca bankacılık tarihini değil, Wee Cho Yaw’un Singapur’daki Çin toplumu içindeki liderliğini de ele aldığını belirtti. Nanyang Üniversitesi’nin dönüşümü, Çinli hemşehri derneklerinin modernleştirilmesi ve eğitim ile yardım kuruluşlarına verilen destek de kitapta önemli yer tutuyordu.

Ülker’e göre eser, yalnızca bir iş adamının biyografisi değil, aynı zamanda aile şirketlerinin kurumsallaşması, kuşak geçişi, satın almalar yoluyla büyüme ve toplumsal meşruiyet oluşturma süreçlerini anlatan bir Singapur iş tarihi niteliği taşıyor.

Wee Cho Yaw’un aile kontrolünü kaybetmeden profesyonelleşmeyi başardığını, kriz dönemlerinde temkinli hareket ederken fırsat çıktığında cesur satın almalar yaptığını belirten Ülker, bankacının ticari başarısını toplumsal liderlikle de tamamladığını ifade etti.

Ülker, bankanın yöneticisiyle görüşmelerinde dikkatini çeken bir özelliği de şöyle anlattı:

“Her ziyaretimde patronun şahit olduğum bir huyunu da belirteyim. Görüştüğümüzde mutlaka ya belli bir coğrafyasındaki şubelerini ziyaretten gelmiş oluyor veya görüşemiyorsak da başka bir yerde goyada olduğunu öğreniyorum.”

Kampong Gelam'ın tarihi ve Singapur'un çok kültürlü yapısı

Ülker, Singapur gezisi sırasında şehrin tarihî merkezlerinde dolaşmayı sürdürdü. Kampong Gelam bölgesini ziyaretinde Haji Lane, Arab Street, Baghdad Street ve Muscat Street gibi sokak adlarının, renkli kafelerin, duvar resimlerinin, kumaşçıların, parfümcülerin ve Türk ile Arap mutfağından yemekler sunan restoranların dikkatini çektiğini belirtti.

Bölgenin ilk bakışta turizm amacıyla kurulmuş bir Orta Doğu mahallesi izlenimi verdiğini ifade eden Ülker, Kampong Gelam’ın geçmişinin Singapur’un kuruluş yıllarına kadar uzandığını kaydetti.

Ülker, 1822’de hazırlanan şehir planında bölgenin Malay hükümdarının, Malay ve Budist topluluklarının ve Müslüman tüccarların yaşadığı yer olarak belirlendiğini anlattı. Zaman içinde Cava, Sumatra, Sulawesi, Hindistan ve özellikle Yemen’in Hadramut bölgesinden gelen Müslüman tüccarların buraya yerleştiğini belirten Ülker, kumaş, baharat, parfüm ve kitap ticaretinin geliştiğini ifade etti.

Bölgedeki duvar resimlerinde görülen Arap yelkenlilerinin ve Maskat’tan Singapur’a uzanan deniz yollarının bu geçmişi hatırlattığını belirten Ülker, Hint Okyanusu ticaretinin yalnızca malların taşınmasını değil, insanların, inançların, dillerin, yemeklerin ve kültürlerin de hareketini sağladığını kaydetti.

Haji Lane adının tarihsel bir geçmişi bulunduğunu anlatan Ülker, 19. yüzyılın sonlarından 1970’lere kadar Malezya ve Endonezya’dan Mekke’ye gidecek hacıların bu bölgede toplandığını, konakladığını, alışveriş yaptığını ve gemilere buradan bindiğini yazdı.

Bölgenin merkezindeki Sultan Camii’nin de bu tarihin önemli simgelerinden olduğunu belirten Ülker, ilk caminin 1820’lerde Sultan Hüseyin Şah tarafından yaptırıldığını, bugün görülen altın kubbeli yapının ise 1920’lerde inşa edildiğini aktardı.

Kampong Gelam’da çok sayıda Türk restoranı görmesinin kendisinde bölgede tarihsel bir Türk varlığı bulunup bulunmadığı sorusunu uyandırdığını belirten Ülker, araştırması sonucunda buranın tarihsel olarak bir Türk mahallesi olmadığını ifade etti.

Ülker, “Burası hiçbir zaman bir Türk mahallesi olmamış. Malayların, Budistlerin, Cavalıların, Hintli Müslümanların ve Arapların oluşturduğu çok kültürlü bir ticaret bölgesiymiş. Bugünkü Türk restoranları bu tarihsel Müslüman ve Ortadoğu kimliğinin üzerine eklenen daha yeni bir katman” dedi.

Akşam yemeği için Anatolia adlı Türk restoranına gittiklerini anlatan Ülker, masalarında humus, falafel, patlıcanlı mezeler, yaprak sarma, pide, kebap, kuzu eti ve köftenin bulunduğunu belirtti. Türkiye’den Lübnan’a ve Suriye’ye uzanan Doğu Akdeniz mutfağının aynı masada buluştuğunu kaydeden Ülker, işletme sahibinin Türk olduğunu öğrenince sohbetlerinin koyulaştığını ifade etti.

Ülker, bu yemeğin de Kampong Gelam’ın tarihini yansıttığını belirterek, iki yüzyıl önce farklı Müslüman ticaret topluluklarının aynı sokaklarda bulunmasının günümüzde gastronomi üzerinden devam ettiğini yazdı.

Yemekten sonra Sultan Camii’ne yürüdüklerini anlatan Ülker, camiden teravih namazı sonrası çıkan Müslümanların yanı sıra cami çevresinde Çinli ve Batılı turistlerin, Türk, Arap ve Lübnan restoranlarının, Malay dükkânlarının ve birkaç sokak ötede Haji Lane’in çağdaş kafelerinin bulunduğunu aktardı.

Singapur’un dört resmî dilinin İngilizce, Mandarin Çincesi, Malayca ve Tamilce olduğunu hatırlatan Ülker, Chinatown, Little India ve Kampong Gelam’ın yalnızca turistlerin ilgisini çeken mahalleler olmadığını, ülkenin göç ve ticaret tarihini günümüze taşıdığını belirtti.

Ülker, Singapur’un asıl başarısının yalnızca farklı kültürleri barındırmak değil, bu çeşitliliği yönetebilmek olduğunu ifade etti:

“Farklı toplulukları asimile etmekten ziyade hep beraber fakat bağımsız yaşamalarına izin veriyor; tarihi kimliği korurken geleceği de üzerine inşa ediyor.”

Singapur’da aynı gün içinde dünya ticareti ve finansın konuşulabildiğini, ardından Malay ve Arap tüccarlarının geçmişte yürüdüğü sokaklarda dolaşılıp bir Türk restoranında yemek yenebildiğini belirten Ülker, Çin, Malay, Hint, Arap, Türk ve Batı kültürlerinin bir arada bulunmasının şehrin kimliğini oluşturduğunu kaydetti.

Gardens by The Bay: Doğa ve mühendisliğin buluştuğu kompleks

Ülker, Singapur’da doğanın yalnızca olduğu gibi bırakılmadığını; planlama, tasarım ve mühendislikle yeniden ele alınarak kamusal hayatın merkezine yerleştirildiğini belirtti. Gezilerinin sonraki gününde ilk duraklarının Gardens by the Bay, yani Körfez Bahçeleri olduğunu kaydetti.

Ülker, buranın klasik anlamda bir botanik bahçesi olmadığını vurgulayarak, “Geleceğin şehrinde doğa nasıl var olur, sorusuna bir cevap” değerlendirmesinde bulundu.

Singapur’un bağımsızlıktan sonraki uzun yıllar boyunca kendisini “Garden City”, yani Bahçe Şehir olarak tanımladığını belirten Ülker, 2000’li yıllarda hedefin büyütülerek “City in a Garden”, yani Bahçenin İçindeki Şehir anlayışına geçildiğini ifade etti. Gardens by the Bay’in de bu vizyonun sonucu olduğunu kaydetti.

Ülker’in aktardığına göre, 2006’da açılan uluslararası master plan yarışmasına 24’ten fazla ülkeden 170 firma katıldı. İnşaatına 2007’de başlanan Flower Dome ve Cloud Forest ise 2012’de halka açıldı.

Ülker, projenin amacının yalnızca ağaç dikmek ve insanların gezmesini sağlamak olmadığını belirterek, doğanın şehir markasının, turizmin ve kamusal yaşamın bir parçası olarak tasarlandığını vurguladı.

Flower Dome'da farklı iklimler

Ülker, Flower Dome’u Gardens by the Bay’in en etkileyici bölümlerinden biri olarak tanımladı. Baobabların, kaktüslerin, zeytin ağaçlarının, Japon bahçelerinin ve mevsimsel sergilerin dev bir cam kubbenin altında bir araya getirildiğini belirtti.

Flower Dome’un hacminin 75 olimpik yüzme havuzuna eşdeğer olduğunu, dış yüzeyinin 3 bin 332 cam panelden oluştuğunu ve içeride sıcaklığın yaklaşık 23-25 derece arasında tutulduğunu aktardı.

Singapur’un sıcak ve nemli iklimine karşılık Flower Dome’da Akdeniz ve yarı kurak subtropikal iklimlerin taklit edildiğini belirten Ülker, ziyaretçilerin birkaç dakika içinde Singapur’dan ayrılmış gibi hissederek Kaliforniya, Akdeniz, Güney Afrika, Avustralya ve Latin Amerika bitkilerinin arasında gezebildiğini ifade etti.

Bu sistemin yalnızca botanik bilgisiyle değil, mühendislikle mümkün olduğunu belirten Ülker, özel camların güneş ışığını geçirirken içeri giren ısıyı azalttığını, otomatik gölgelendirme sistemlerinin çalıştığını ve bütün kubbenin aynı ölçüde soğutulması yerine ağırlıklı olarak insanların ve bitkilerin bulunduğu alt bölgelerin iklimlendirildiğini kaydetti.

Ülker, bu sistemlerin geleneksel teknolojilere göre enerji kullanımını yaklaşık yüzde 30 azaltabildiğinin belirtildiğini de aktardı.

Flower Dome’da kendisini en çok etkileyen unsurlardan birinin baobab ağaçları olduğunu belirten Ülker, Afrika’ya özgü bu ağacın şişkin gövdesi ve kökleri havaya dönmüş gibi görünen dalları nedeniyle “upside down tree”, yani tepetaklak ağaç olarak da adlandırıldığını yazdı.

Gövdesinde büyük miktarda su depolayabilen ve kuraklığa dayanıklı olan baobabın “Tree of Life”, yani Hayat Ağacı olarak da anıldığını ifade eden Ülker, kaktüslerin de yaprak yerine dikenlere, su kaybını azaltan yüzeylere ve su depolayan gövdelere sahip olduğunu hatırlattı.

Ülker, doğaya yalnızca estetik açıdan bakılmaması gerektiğini belirterek, “Biz doğaya baktığımızda çoğu zaman estetik görüyoruz. Oysa doğadaki biçimler aynı zamanda bir sorunu da gideriyor. Bu gözle bakınca botanik bahçesi aynı zamanda bir inovasyon merkezi olmuş sanki” değerlendirmesinde bulundu.

Flower Dome’da karşılaştığı zeytin ağacının da kendisine kendi coğrafyasındaki sıradan bir bitkinin tarihini yeniden düşündürdüğünü belirten Ülker, zeytinyağının yalnızca yemeklerde değil, aydınlatmada, dinî ritüellerde ve hükümdarların kutsanmasında da kullanıldığını yazdı.

Ülker, bugün market raflarında sıradan görülen ürünlerin arkasında bazen üç ila dört bin yıllık kültürel yolculuklar bulunduğuna dikkat çekti.

Sakura 2026 sergisi

Ülker, ziyaretleri sırasında Flower Dome’un en canlı bölümlerinden birinin Sakura 2026 sergisi olduğunu belirtti. Gardens by the Bay’in bu etkinliği yıllardır düzenlediğini ve her yıl Japonya’nın farklı bir bölgesini öne çıkardığını ifade etti.

Ülker’in yazısına göre, 11’inci kez düzenlenen 2026 sergisinde Japonya’nın Ishikawa ili konu alındı. Eski Japon sokakları ve geleneksel yapılar, samuray ve geyşa kültürüyle birlikte kiraz çiçekleri arasında sunuldu.

Serginin Singapur ile Japonya arasındaki diplomatik ilişkilerin 60’ıncı yılına da denk getirildiğini belirten Ülker, etkinlikte yaklaşık 40 farklı kiraz çiçeği çeşidinin kullanıldığını aktardı.

Gardens by the Bay’de suyun da tasarımın bir parçası haline getirildiğini ifade eden Ülker, göllerin yağmur ve yüzey sularını topladığını, bitkiler yardımıyla doğal biçimde filtrelediğini ve suyun sulamada yeniden kullanılabildiğini belirtti. Aynı sistemin balıklar ve yusufçuklar için de yaşam alanı oluşturduğunu kaydetti.

Ülker, projenin ulaştığı ölçeğe ilişkin olarak Gardens by the Bay’in 2024 yılında yaklaşık 14,5 milyon ziyaretçiyi ağırladığını yazdı.

Cloud Forest'ta 35 metrelik yapay dağ

Flower Dome’un ardından Cloud Forest’a geçen Ülker, birkaç metre içinde bambaşka bir ortama girdiklerini anlattı. Girişte yüzlerine serin ve nemli havanın çarptığını, ardından 35 metre yüksekliğindeki yapay dağ ve dağdan aşağı dökülen büyük şelaleyle karşılaştıklarını belirtti.

Cloud Forest’ta Singapur’un tropik ikliminin değil, yüksek rakımlarda oluşan bulut ormanı ekosisteminin taklit edildiğini kaydeden Ülker, dağın yüzeyinin eğrelti otları, orkideler, yosunlar, begonyalar ve yüksek rakımlarda yetişen başka bitkilerle kaplı olduğunu ifade etti. Ülker, Cloud Forest’ta 72 binden fazla bitki bulunduğunu aktardı.

Komplekste sikaslar ve Wollemi çamları gibi eski bitki soylarının da bulunduğunu belirten Ülker, sikasların ilk bakışta palmiyelere benzediğini ve Mezozoik Çağ’da, dinozorların yaşadığı dönemde, dünyada yaygın olduklarını kaydetti. Ülker’e göre bu yönüyle botanik bahçesi aynı zamanda bir doğa tarihi müzesini andırıyordu.

Cloud Forest’ın Jurassic World: The Experience etkinliğine de ev sahipliği yaptığını belirten Ülker, Brachiosaurus, Velociraptor ve Tyrannosaurus rex türlerini temsil eden, gerçek boyutlarına yakın animatronik dinozorların bitkilerin arasına yerleştirildiğini yazdı.

Etkinlikte çocuklardan dinozor seslerini taklit etmelerinin istendiğini aktaran Ülker, dinozorların gerçekte nasıl ses çıkardığının bilinmediğini, buradaki amacın paleontoloji dersi vermekten çok merak uyandırmak ve eğlendirmek olduğunu ifade etti.

Dağın çevresine yayılan sisin de yalnızca görsel bir gösteri olmadığını belirten Ülker, bunun bulut ormanı bitkilerinin ihtiyaç duyduğu mikro iklimi sağladığını, sıcaklık ve nemin sürekli kontrol altında tutulduğunu kaydetti.

Asansörle yukarı çıktıktan sonra Cloud Walk ve Treetop Walk güzergâhlarından aşağı doğru yürüdüklerini belirten Ülker, bitkileri bu kez yerden değil, ağaç tepeleri hizasından görme imkânı bulduklarını anlattı. 2021’de eklenen Orchid Haven’da aynı anda binden fazla orkidenin sergilenebildiğini ve sergilerin sürekli değiştiğini de aktardı.

Doğa, teknoloji ve şehir markası

Cloud Forest’ta bir noktadan dışarı bakıldığında Marina Bay Sands’in görüldüğünü belirten Ülker, üç kulenin üzerine yerleştirilmiş dev bir gemiyi andıran yapının Singapur’un şehir siluetinin simgelerinden biri olduğunu ifade etti.

Ülker, Singapur’un doğayla teknolojiyi birbirine karşıt unsurlar olarak ele almadığını vurgulayarak, “Singapur doğayla teknolojiyi karşı karşıya koymamış. İkisini aynı şehir hikâyesinin parçası yapmış” dedi.

Singapur’un finans merkezi olmasının yanı sıra şehircilik, turizm, müzecilik, botanik ve teknolojiyi bir araya getirdiğini belirten Ülker, bu yaklaşımın şehrin çekiciliğini artırmayı amaçladığını kaydetti.

Ülker, bu yaklaşımı deneyim tasarımı kavramıyla ilişkilendirerek ziyaretçilere doğrudan seslendi: “Son moda pazarlama konsepti, deneyim tasarımı kullanılmış. Gidin, deneyimleyin; memnun kalacaksınız.”

Murat Ülker’in yazısında Singapur’un ticaret ve finans merkezi olma yolculuğu, tarihî mahalleleri ve doğayla teknolojiyi birleştiren şehir planlaması birlikte ele alındı. Ülker, küçük bir ada ülkesinin sınırlı doğal kaynaklarına rağmen coğrafi konumunu, ticari ilişkilerini ve mühendislik kapasitesini kullanarak küresel ölçekte bir merkez haline gelmesini değerlendirdi.


Murat Ülker yazdı: Tarihte Goya
Hayat
Murat Ülker yazdı: Tarihte Goya
Murat Ülker yazdı: Jack Sparrow gerçekten Yusuf Reis mi?
Hayat
Murat Ülker yazdı: Jack Sparrow gerçekten Yusuf Reis mi?
Murat Ülker yazdı: 'Neyi niçin öğretiyoruz' yazılarıma yorumlarınız
Hayat
Murat Ülker yazdı: 'Neyi niçin öğretiyoruz' yazılarıma yorumlarınız

Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026