Tek derdimiz Kürt olmak değil
01:00, 15/12/2013, Pazar
Yeni Şafak
Tek derdimiz Kürt olmak değil
Yönetmen Erol Mintaş Annemin Şarkısı filminin çekimlerini bitirdi. Fakat kurgu için bütçeye ihtiyacı var. Kürt sineması değil Kürtçe sinema düsturunu benimseyen Mintaş :'Biz edebiyat, tarih, sinema ve felsefeden besleniyoruz. Tek derdimiz Kürt olmak da değil. Ben de o kuşaktanım. Aslında biz, Türkiye'deki iki dilli yaşama vurgu yapmak istiyoruz.'
Son yıllarda Kürt sinemasından içimize işleyecek sağlam filmler izliyoruz. Yaşanan acıları tüm çıplaklığıyla aktaran bu filmlerin sayısı gün geçtikçe artıyor. Ne ki, böyle güzel işlerin destekçileri çok fazla olmuyor. Maddi sıkıntılar ekipleri zorlasa da sağlam hikayeler bir şekilde izleyicisine ulaşıyor. Bunun en son örneği kısa metraj filmi Berf'le Antalya Altın Portakal'dan ödül alan Erol Mintaş. O, birebir içinde yaşadığı hikâyeleri sinema sanatını son derece iyi kullanarak anlatıyor. Üniversitede Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği bölümünden mezun olan Mintaş, bu işi yapmayacağını biliyordu. Bu yüzden, bir yılda, alttan kalan tüm derslerini verip, güzel sanatlarda sinema bölümünde yüksek lisansa yazıldı. Sonrasında da kısa metrajlarla yoluna devam etti. İlk uzun metraj filmi Annemin Şarkısı için Kültür Bakanlığı'ndan destek alan Mintaş, şimdi de filminin montajını bitirip vizyona girmesi için destek bekliyor. Annemin Şarkısı filmi, Doğu'dan zorunlu göçle Tarlabaşı'na gelen oradan da kentsel dönüşümle Esenyurt'a sürüklenen anne Nigar'ın hikâyesini anlatıyor. Filmde, ayrıca Ali karakteri annesinin aradığı kayıp şarkının peşinde dolaşıyor. Çekimleri İstanbul ve Doğubeyazıt'ta gerçekleştirilen filmin tamamlanabilmesi için internette de destek kampanyası başlatıldı. Bağımsız projeler ve fikirler için dünyada yaygın bir biçimde kullanılan
adlı web sayfasında başlatılan kampanyanın hedefi destekçilerden 20 bin dolar toplamak. Filmin, 2014 yılında vizyona girmesi ve festivallerde gösterilmesi planlanıyor. Kampanya 11 Ocak'a kadar sürecek.
İki dilli yaşama vurgu
Annemin Şarkısı'nda, yazarlıktan geçinemediği için edebiyat öğretmenliği yapan Türkiyeli bir Kürt yazar başrolde. Mintaş, 'Türkiye'deki Kürt yazarların çoğu böyle. Ben de o kuşaktanım. ve onların daha görünür olmasını istedim. Biz edebiyat, tarih ve felsefeden besleniyoruz. Tek derdimiz Kürt olmak da değil. Aslında biz, Türkiye'deki iki dilli yaşama vurgu yapmak istiyoruz' diyor ve ekliyor 'Filmde de iki dilli nasıl yaşanıyoru somut bir şekilde görmüş olacağız. Bunu didaktik ve politik söylemle yapmıyoruz, doğal haliyle vermeye çalışıyoruz.' Kürt gençlerinde yönetmenin bahsettiği gibi yeni bir kuşak oluşuyor. Edebiyat, resim, tiyatro ve sinemada iki dilli yaşayan sanatçılar, edebiyatlarını Kürtçe yapıyorlar ama geçinebilmek için Türkçe'yi kullanıyorlar.
90'ları konuşan yok
Filmde, zorunlu göç yaşayan ve İstanbul'a gelen bir anne oğul var. Fakat bu anne, İstanbul'da da kentsel dönüşüm sonrası Esenyurt'a göç etmek zorunda kalıyor. Aslında zorunlu göç 90'lı yılların büyük yarası. Sinemada o döneme dair elle tutulur çok fazla iş yok. Mintaş da bizimle aynı görüşte olduğunu söylüyor: 'Darbeler dönemini herkes konuşuyor. Belgeseller çekiliyor. Ama 90'lar konuşulmuyor. O zamandaki göç Türkiye'nin batısında da doğusunda da büyük bir tahribata yol açtı. Araya bu kadar duvarlar örülmemeliydi. Duvarlar yıkılsın istiyorum.'
Her ilk film otobiyografiktir
Her ilk film biraz otobiyografiktir. Mintaş'ın Annemin Şarkısı da aslına bakarsanız biraz öyle. Yönetmen, kendinin ve çevresinin yaşanmışlıklarını hikayesine hizmet eden bir argüman olarak kullanıyor. Mesela dengbej denilen Kürt ozanları da arşivlik olabilmesi için filmde yer alıyorlar. Yönetmen tüm bunları 'unutmamak' için filmlerinde işlediğini söylüyor: 'Kürt dilinin kayıtlı hale gelmesi için uğraşanlar var. Ben de bunu sinemada yapıyorum. Bunu kendi dilime karşı gönül borcum olarak görüyorum.
Ders vermiyoruz hikaye anlatıyoruz
Yönetmen Erol Mintaş, sinemaya ideolojik pencereden bakmak noktasında çok itidalli davranıyor. O bu yüzden sinemasına Kürt değil de Kürtçe sinema diyor. Derdi de herhangi evrensel bir hikâyeyi Kürtçe diliyle anlatmak. Birilerine ders verir gibi sinema yapmayı sevmeyen Mintaş, insan hikayeleri üzerinden acının hissedilmesini sağlıyor. İddiasını da şu cümlelerle güçlendiriyor: 'Diller herkesindir. Milliyeti herkese mal edemezsiniz. O, bir yere aittir. Bugün dünyanın her yerinde İngilizce konuşuluyor ama biz İngiliz değiliz. Bu anlamda ben Kürtçe sinema demeyi tercih ediyorum. Bu, dille aramızdaki sınırları daha da azaltıyor. Biz sinemada dil üzerinden konuşabilmeliyiz, Kürtlük üzerinden değil. Sinema yaptığım zaman Kürtçe benim alanım oluyor. Hikâyelerimi Kürtçe anlatmayı tercih ediyorum.'
Kitlesel fonlamaya çevremizden başladık
Erol Mintaş ve Aslı Erdem, Berf filminden bu yana birlikte çalışıyorlar. Erdem, bu filmin de yapımcısı. O da yaptıkları işten umutlu. En son Selanik Film Festivali'nde özel bir bölümde gösterilen Annemin Şarkısı, oradan da iyi geri dönüşler almış. Erdem de maddi sıkıntıların kendilerini yavaşlattığını söylüyor: 'Bu filmi Kültür Bakanlığı'nın desteğiyle yapıyoruz, yoksa çekemezdik. Çünkü biz profesyonel bir iş yaptık, çok fazla mekanda çektik. Kitlesel fonlamayı da filmden önce kendi çevremizde başlattık. Çünkü biz biliyoruz ki bu filmlerin kaderi sonrasında parasız kalmak. Amacımız filmi vizyona sokmak.'
Anneyi ikna etmek zordu
Filmde şarkısı aranan anne rolünü canlandıran Zübeyde Ronahi, bir amatör. Oğlunun arkadaşına yardım etmek için bu filme evet demiş. Tabi ikna süreci hiç de kolay geçmemiş. Mintaş o günleri şöyle anlatıyor: 'Anneyi, Bilgi Üniversitesi'nde bir konferansta konuşmacı olarak gördüm. Türkçesi de, Kürtçesi de çok iyiydi. Ama anneyi ikna etme süreci uzun sürdü. Defalarca eve gittim ona filmi anlattım. Sonunda tamam dedi. Bizim için büyük bir şans oldu. Yoksa, bu kadar kısa sürede ve bu bütçeyle çekemezdik.'
Başlıklar :