BAŞBABAKANI GALLERİA MODERNA"DA ÖĞRENMEK
Roma"daki müzenin tam adı Galleria Nazionale d"Arte Moderna. Avrupa"da gördüğüm en iyi çağdaş sanat müzelerinden biri. Van Gogh"dan Klimt"e, Monet"den Miro"ya, Morelli"den Rodin"e 19 ve 20. yüzyılların neredeyse bütün büyük ustalarının eserleri var.
Müzede dikkatimi çeken en önemli husus, şehrin hemen her yerinde gördüğümüz Türklerin bir tekini bile bu müzede görmememiz oluyor. Aynı şey, Floransa"daki Ufizi"de de dikkatimi çekmişti. Hayır. Tuhaf bir genelleme yapacak değilim. Ancak biz Türklerin sanatı pek de önemsemediği sır değil. Nehir kenarında yürüyüp pizzacı kovalamayı, indirim yapan dükkanlara sorti yapıp şarap turuna çıkmayı daha çok önemsiyorlar. Neyse...
Müzeyi yaklaşık 3 saat gezdikten sonra çıkıştaki merdivenlere oturup internetlerimizi açtık ve Türkiye gündemini takip etmeye başladık. Recep Tayyip Erdoğan, tam bir "neo klasik"çi olarak yeni başbakanımız Ahmet Davutoğlu"nu açıklıyor, kimi cemaat yazarları hazımsızlıklarını "sürrealist" formlarda ortaya koyuyor, "AK Parti gençliği" diyebileceğim tanımsız kütle "pop-art"ın dibini buluyordu. Muhalefet bloğu ise gene "deneysel" takılıyordu.
Tekrar müzeye girip Duchamp"ın "Fountain" adlı eserini seyredeyim istedim. Tatili birlikte yaptığım arkadaşım uyardı: "Boş ver. Türkiye siyaseti daha heyecan verici..."
SAHİ ÇOCUKLAR NEREDE?
"Biz gene iyiyiz; bizim artış binde beş. Sen bir de kuzey Avrupa"yı gör. Onlar ekside" diyor konuştuğum yaşlıca Romalı amca. Nüfus artış oranından bahsediyor.
Bu ilginç konuşmayı başlatma sebebim, etrafta turist çocuklar dışında çocuk görmekte zorlanmamızdı. Amca, bunun sadece İtalya"nın değil, bütün Avrupa"nın en büyük sorunu olduğunun fena halde farkında. "Devlet çocuk doğunca bir sürü para veriyor, bir sürü masrafını da karşılıyor. Gene de bizim gençler böyle bir dünyaya çocuk getirmek istemiyor" diyerek dalgasını geçiyor.
"Göçmenler" diye soruyorum amcaya. "Onlar ve güney İtalya olmasa bizim de nüfus artışımız ekside olur. Tabii bir de ben bu kadar uzun yaşamasam" diyor.
Nüfusun artmıyor olma problemi, şu an Avrupa"nın en net problemlerinden biri. Bin türlü tedbir alınıyor, çeşitli teşvikler veriliyor. Yine de henüz bir çaresini bulabilmiş değiller. Aslında kesin çare, insanı dört bir yanından kuşatan modern hayata karşı bir direniş hattı oluşturmak. Ancak ortada bunu yapabilecek hiçbir sosyolojik kitle görünmüyor.
Roma"nın hemen her yanında gördüğümüz iki kişilik arabalara "iki kişilik yalnızlık" adını tam da bundan verdik. Tuhaf bir "soyutlanma hissi" var bu arabaların. Modern hayatın ucuz, tipik ve acıklı sembollerinden biri...
TREVANİAN"A HAK VERMEK
Büyük usta, efsane romanı Şibumi"de Nicholai Hel"e şöyle dedirtiyordu: "Dünyada Amerikalılardan daha çok nefret ettiğim bir millet varsa o da turistlerdir."
Roma"da bu cümlenin doğruluğuna bir kez daha hak verdim. Gereksiz neşeleri, tuhaf alışkanlıkları ve gürültücülükleriyle turistlik, saçma sapan bir şey.
"Yarın da şuraya gidelim, şimdi de bunu yapalım, birazdan da şunu görelim" diyerek aslında hiçbir yere gitmemiş, hiçbir şey yapmamış, hiçbirini görmemiş oluyorsunuz.
Hele "bir bayrağın etrafında toplanmış tur turisti"ne iyice acıyorum. Hiçbir ara sokağını görmeden, sokakta müzik dinlemeden, bir çeşmenin önüne oturup iki saat etrafı seyretmeden şehri gezdiğini zannediyor.
"İşte burası da Kolezyum, işte burası da Sistin Şapel, işte burası da Navona meydanı. Hadi şimdi de otele gidiyoruz. Yarın sabah 6"da da Napoli"ye hareket."
Şöyle diyelim bu turist milleti için: "Her yeri gezmeye çalışmasa iyi gezgin aslında."
BEYAZ TÜRK"E ACIKLI BİR HABER
İtalya kelimesi ile İngilizce "yeme" kelimesini birleştiren bir mekanın önünden geçerken "ne kötü bir isimlendirme" dedim. Ablam mekana şöyle bir bakıp "içerisi bomboş. İtalyanlar böyle cafcaflı mekanları sevmez zaten" dedi. Asıl haber, bir başka gezi arkadaşımdan geldi: "Abi, bu mekandan İstanbul"da da açıldı. Millet orada yemek yiyebilmek için birbirini eziyor."
İşte gene acıklı bir hadise... Bizim ortalama beyaz Türk "şekerim, çok güzel bir İtalyan restoranı açılmış. Gelsene" diye inlesin, fakat aynı mekana Roma"da, Siena"da, Floransa"da bırakın İtalyan"ları, turistler dahil hiç kimse dönüp bakmasın.
Ne diyordu Belli: "Ben bu sizin beyazları hiç anlamıyorum zaten evlat. Bizim 3 yumoşluk şaraplara da "bellissimo bellissimo" deyip duruyorlar."
Başlıklar :

