İsrail’in kolonyal bir yapı olarak Doğu Akdeniz’deki yayılmacı saldırganlığı çoğu zaman jeopolitik ve teopolitik bağlamlara göre analiz ediliyor. Meşrulaştırma kavramının bizde anlamlı bir karşılığı olmadığı için bu indirgemeci yaklaşımın olumsuz sonuçlarını körleşme kavramıyla ifade etmek daha anlamlıdır. Ahlakilik ve hukukilik bakımından meşruluğun Batı’daki karşılığı bizdekinden çok farklıdır. Batı seçkinlerinden ziyade Batı toplumlarında İsrail’e verilen güçlü desteği izah edebilmek için hadiselere başka bir yerden bakmamız gerekiyor.
Şu ana kadar İsrail’in yayılmacı saldırganlığı ile ilgili bizde geçerli olan jeopolitik ve teopolitik modellerden başka yerleşimci kolonyalizm paradigması neredeyse bütün dünyada kabul edilmektedir. Ne yazık ki bizde 7 Ekim 2023’ten sonra dahi bu paradigmanın temel kavramlarına karşı anlamsız tepkiler yükselmektedir. Hâlbuki jeopolitik ve teopolitik rekabet ve amaçlar savaşların meşru, ahlaki ve hukuki bir zeminde sürdürüldüğü anlayışını pekiştirir. Soykırımcı Netanyahu ve diğer Siyonistlerin İsrail’in ahlakiliği üzerinde durmaları sıradan bir sapkınlık değildir. Bunların karşısında kolonyal ideolojilerle baş edecek yeni fikirlerin geliştirilmesi gerekir.
ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya’nın İsrail ile ilişkisinin teopolitik gerekçelerle izah edilmesi kolonyal yayılmacılığa maruz kalan toprakların sakinleri için anlamsızdır. Haddizatında kolonyal yayılmacılık döneminin en güçlü ülkeleri 19. yüzyılda dinî terimleri bir kenara bırakmış ve din dışı kolonyal ideolojileri benimsemişlerdi. Uygarlaştırma kavramı bu açıdan çok mühimdir. Uygarlaştırma bir fikirdi ve bizde çok kullanılan ama anlamı konusunda mutabakata varamadığımız meşrulaştırma işlevi açısından önemliydi. Edward Said, Joseph Conrad’ın Karanlığın Yüreği adlı romanında geçen şu cümleleri birçok yerde kullanmıştır: “… dünyanın fethi, toprakları, ciltleri bizimkilerden biraz daha farklı ya da burunları biraz daha basık birilerinin elinden almak anlamına geldiği için üzerinde çok fazla düşünüldüğünde hoş olmayan bir şeydir. Ancak, Fikir, sakıncaları izale eder. Duygusal bir hayal değil, fetihin arkasındaki fikir, oluşturulacak, önünde eğilinecek ve uğrunda kurban verilecek bir fikir…” (Edward Said, Filistin’in Sorunu, Pınar Yayınları). 19. yüzyılda uygarlaştırma tam bu alıntıda geçen fikir anlamına geliyordu. Bu fikir dini bağlamda kullanılmıyordu. Bu fikrin hangi amaçlarla örtüştüğünü ve bu amaçlar uğruna atılan hangi adımları “meşru” hâle getirdiğini ancak yeni bir bilgi ve fikir ile ortaya çıkarabiliriz. Bizim bildiğimiz meşruluk, ahlakilik ve hukukilik ile uygarlaştırma fikrinin işlevi arasında çok büyük farklar vardır.
1990’dan sonra, iki kutuplu dünya düzeninin çökmesiyle birlikte din söylemi yeniden benimsendi. Böylelikle İsrail’in Filistin topraklarında sürdürdüğü yayılmacı kolonyalizmine fiilen iştirak ettiler. Aslında yeni bir kolonyal ve emperyal süreç başlamıştı fakat bu sefer ideolojik bakımdan din ve medeniyet kavramları belirgin bir şekilde yükselişe geçti. Bu yeni bir ideolojik çerçeveydi. İslam ve terör eşleştirmesini kolayca benimsetmelerinin sebebi de bu yeni ideolojidir. Bizdeki meşrulaştırma kavramı bu yeni ideolojinin örtüştüğü amaçları ortaya çıkarmaya elverişli değildir. Uğruna savaştıkları ve ölümü göze aldıkları yeni fikirleri meşrulaştırma kavramı ile ifade etmek neredeyse imkânsızdır, bu yeni bir ideolojiydi. Üstelik bu yeni ideoloji Batı toplumlarını bir araya getiriyor ve onları yeni bir potada bir daha kalıba sokuyordu.
Batı’da yeni ideolojinin adı Siyonizm’dir. Burada Siyonizm’in 19. yüzyılda İngiltere’de doğduğunu ve önce Protestan Hıristiyanlar arasında yayıldığını yüksek sesle ifade etmemiz gerekiyor. Siyonizm, Protestanlar ve Anglosaksonlar arasında güçlü taraftarlar bulduktan sonra Yahudiler tarafından benimsenmiştir. Bunu Yahudilerin Avrupa’dan temizlenmesi şeklinde anlayanlar olabilir fakat kişisel olarak bunun da sorunlu bir inanç olduğunu düşünüyorum. Yahudiler bu yeni ideolojiye en uygun insanlardı, onun için seçildiler. Siyonizm daha sonra Katolikler arasında da yaygınlaştı. Bugün Latin Amerika’da en hızlı yayılan ideoloji Siyonizm’dir. Bu yeni ideolojinin Batı toplumlarını bileştirmek gibi bir işlevi de vardı.
7 Ekim 2023’ten sonra Batı toplumlarının Siyonizm’i sorguladıkları da vakidir. Avrupa başkentlerinde meydanları dolduran kalabalıkların itirazını bu sorgulama çerçevesinde değerlendirmek gerekir. Siyonizm, kolonyal bir ideoloji olarak bütün dünyada sorgulanıyor. Fakat dünyayı sarsan fikrî çatışmaların bizim en önemli kurumlarımıza dahi yansımadığı da anlaşılıyor. Ne yazık ki eski alışkanlıklar devam ediyor.

