Kötü film çekiyorsunuz bari para kazanın
01:00, 07/03/2009, Cumartesi
Yeni Şafak
Kötü film çekiyorsunuz bari para kazanın
Başta ABD olmak üzere dünya sinema endüstrisinin piyasa filmleriyle ülkelerinin ekonomisine ciddi katkı yaptığını söyleyen usta tiyatrocu Kenan Işık: Bizim Recep İvedik öyle mi? Sadece biz yapıp biz seyrediyoruz. Kimse bu filmleri alıp da kendi ülkesinde göstermiyor
Kenan Işık tiyatroya gönül vermiş bir sanatçı. Yöneticilik, rejisörlük, sunuculuk, öğretmenlik, anchormanlik gibi çok geniş bir yelpazede kendini kanıtlamış olan Kenan Işık daha ortaokuldayken Malatya Halkevi'nde amatör tiyatro yapmaya başlamış. Tiyatro aşkını ise daha sonraki yıllarda Ankara'da liseyi okurken Meydan Sahnesi'nde sürdürmüş. Birçok ödül de almış olan Kenan Işık, Gazi Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü mezunu. Diş hekimi olan eşine şortla deniz kenarında evlenme teklif ettiğini söyleyen Işık “Bizim evde kıskançlık olmaz, güven vardır ve baskı yoktur” diyor. Resmi tarihte yazılı olmayan bir bilgiyi o dönemde yazılmış eserlerden anlayabileceğimizi belirten Işık, Shakspeare'i kendi ruhuna yakın buluyor. İki oğlunun tiyatro sanatçısı olma yönünde isteklerinin bulunmayışını “Armut dibine düşmedi' diyerek açıklıyor. Bir dönem aynı haber merkezinde birlikte çalışma onuruna eriştiğim Kenan Işık'la belki de tiyatroya konu olacak keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.
Ailenizde sanatla uğraşan kimse olmamasına rağmen siz nasıl tiyatrocu oldunuz?
Yetenek dediğiniz şey insanın sonradan edinebileceği bir şey değildir. Yetenek derken sadece tiyatro, sinema, resim, müzik edebiyat alanlarını kastetmiyorum. Tıp alanında da, hukuk, ticaret, pazarlama alanlarında da yetenekli olabilir insan. Yani iyi resim yapanın, iyi cerrah olması söz konusu değil. Bu doğuştan verili bir şeydir. Ben çocukluğumdan beri oyuna, oyunculuğa meraklı biriyim. İlkokul müsamereleri ile başladım. Çevrem, öğretmenlerim tarafından teşvik edildim. On bir yaşında Malatya Halkevi'nde oynadığım bir oyunu, turneye gelen Devlet Tiyatrosu sanatçıları izlediler. Oyundan sonra yetenekli olduğumu konservatuara girmem gerektiğini söylediler. O yıl babamı kaybettim. Annem bizi apar topar Ankara'ya götürdü okuyalım diye... Ben gidip bana konservatuara gitmemi öğütleyen Devlet Tiyatrosu rejisörü Ziya Demirel'i buldum ve hemen o gün onun sahneye koyduğu oyunda figüranlık yaparak başladım. Lise birinci sınıfta Ankara Meydan Sahnesi'nde profesyonel oldum. Tabii okulu da boşladım biraz. O zamana kadar hep takdir, teşekkür alırdım. O günden sonra tembel bir öğrenci oldum.
SANATI BİR İŞ KOLU YAPTILAR
Ailenize kararınızı kabul ettirmekte zorlandınız mı?
Annem istemedi tabi. O bizi okuyalım adam olalım diye getirmişti Ankara'ya... Sonunda bir üniversite bitirmem şartı ile razı oldu. Annem ümmiydi ama çok akıllı bir kadındı: Sadece Osmanlıca okuryazardı. Kasabanın tüm kızlarına Kuran okumayı o öğretmiştir. Ablalarım ilkokula başlayınca onlara ders çalıştırmak için Latin harflerini öğrendi sonradan... Ben daha ilkokula gitmeden alfabeyi çoktan sökmüştüm annem sayesinde.
Hem tiyatroyu hem üniversiteyi birlikte nasıl başardınız?
Önce Hukuk fakültesine devam ettim ama tiyatro ile birlikte yürümedi. Sonraki yıl yeniden sınavlara girdim. İlk tercihim Hacettepe Üniversitesi psikoloji bölümü idi. Kazanıp oraya girdim ama orada da devam mecburiyeti sorun oldu. Ankara İktisadi ve Ticari Bilimler Akademisi ek kontenjan açmıştı oraya geçtim ve hem tiyatroda çalışıp hem de okuyarak mezun oldum.
Tiyatro sanatçıları her alanda bilgi sahibi olmalı diyorsunuz?
Tiyatro sanatların en eskisidir. Eğer tiyatrocusuysanız sanatın her alanıyla; estetikle, müzikle, edebiyatla, resimle, mimari ile hatta moda ile de yakından ilgilisiniz ve bilgi sahibisiniz demektir. Bir oyunu yorumlayıp sahneye koymak öyle kolay bir iş değildir.
Sağlam bir bilimsel alt yapınız olması lazım. Günümüzün sanatçıları böyle midir?
Öyledirler zahir. Öyle olmayanlar meslekte kolay tutunamazlar zaten. Çok yetenekli de olsalar böyle bir alt yapıları yoksa bugün piyasa işi dediğimiz işleri yaparlar olsa olsa... Popüler işler yani... İyi de para kazanırlar. Çünkü günümüzde sanat deyince iyi para kazandıran işler akla geliyor. Çünkü günümüz iş dünyasının en son keşfi bu. “Bir işkolu olarak sanat” Amerikan ekonomisinin en önemli girdilerinden biri. Popüler sanatın bir buçuk trilyon dolardan fazla bir getirisi var ABD'nin bütçesinde... Ticari olmasının yanı sıra bir de kültürel misyonu var bu popüler ürünlerin... Bizleri; yani dünyanın dört bir yanındaki alıcılarını birer tüketiciye dönüştürüyor. Belirli ideolojileri empoze ediyorlar.
TÜRKİYE ARTIK ÇOK DEĞİŞTİ
Ülkemizdeki sanat ve sanatçılar da böyle bir baskının altında mıydı?
Bir dönem öyleydi. Hatta yakın zamana kadar öyleydi. Sanatın temel işlevi resmi anlayışa geleneksel yerleşik anlayışa müdahale ederek, eleştirerek daha özgür, daha adil, insana ve insan haklarına saygılı bir hukuk toplumu yaratmaktır. Bu da ancak kültür ve sanatla olur. Bugünün en gelişmiş ve uygar ülkeleri en önce bir kültür ve sanat toplumu yaratmayı başarmış olan ülkelerdir. Bizde öyle olmadı. Sanatçılar kovuşturuldu, cezaevine tıkıldı. Nazım Hikmet'ten, Necip Fazıl'a kadar neredeyse hapse girmemiş bir sanatçımız yok. Sabahattin Ali ülkeden kaçmak zorunda kaldı ve yolda öldürüldü. Ne bileyim Yılmaz Güney, Ahmet Kaya gurbette öldüler. Başbakan bile bir şiir okudu diye hapse atıldı...
Son yıllara bakacak olursak...
Son yedi sekiz yıldır belirli bir iyileşme var. Son dönem hükümetleri bu konuda ciddi yasal düzenlemelere gittiler. Tabi bunda AB uyum yasalarının da önemli bir payı var. Türkiye eski Türkiye değil artık. Bir yandan Nazım Hikmet'e vatandaşlığı iade edilirken, diğer yandan bu eylemi eleştirenler hala var ne yazık ki... Çağdaş, uygar bir anayasaya hala muhalefet edenler var, filan... Ama yanı sıra Çetin Altan'a hak ettiği ödülü verenler de var. O törene gittim ben. Çetin Altan konuşmasını yaparken Başbakanın ve Kültür Bakanının onu ayakta dinlediğini gördüm. Biz buna pek alışık değiliz. Sanata ve düşünceye saygı adına verilmiş çok önemli ve çok değerli bir resimdi bu...
Bu resim yasakçı zihniyetin sonu anlamına mı geliyor?
Sonu değilse de sonun başlangıcı diyebiliriz pekâlâ. Önemli olan başlamak ve kararlılıkla devam etmek. Öyle de görünüyor.
Sanatın bu anlamda da bir uyarıcı, aydınlatıcı işlevi olsa gerek...
Olmaz olur mu? Adına “Yüksek Sanat” dediğimiz gerçek sanatın asıl işlevi budur. Sanatın bir iş koluna dönüşerek ticari bir üründen sayılmasının, popülerleşmesinin yarattığı tehlike de buradadır zaten. Şimdiki işler sadece kalabalıklar için yapılıyor. Seyirci, okuyucu ne kadar kalabalıksa para da o kadar çok kazanılıyor çünkü...
Ama dünyada da yapılıyor bu ticari filmler?
Amerikan filmlerini bizler de para verip seyrediyoruz. Fransızlar, İspanyollar, Cezayirliler, Hintliler... Böylece o filmi yapan ülkenin ekonomisine büyük katkılar sağlanıyor. Bizim ne bileyim Recep İvedik öyle mi? Sadece biz yapıp biz seyrediyoruz. Kimse bu filmleri alıp da kendi ülkesinde göstermiyor. Burada ne kazandı ise o. Oysa diyelim ki Nuri Bilge Ceylan'ın “Üç Maymun” filmi öyle değil. Değerli iyi bir film o... Recep İvedik üç beş ay gösterilip unutuluyor ama “Üç Maymun” gelecek yıllar da bütün dünyada gösterilmeye devam edecek...
Neden sinemaya uzak durdunuz?
Herhalde sinemacılar sizin gibi düşünmediler! Şaka, şaka... Ben Ankara'da yaşadım uzun yıllar. Sinema sektörü de İstanbul'daydı. Doğal olarak kimse bizimle ilgilenmedi... Gözden ırak olan gönülden de ırak olurmuş derler ya. Bizimki de o hesap... Kırkımdan sonra geldim İstanbul'a... Eh o yaştaki bir oyuncuyu kim ne yapsın. Teklifler oldu. Hatta birini kabul ettim ama içime pek sinmedi. Şimdi de yoğurdu üfleyerek yiyorum, diyelim...
Edebiyatı eşimden öğreniyorum
Evlisiniz ama eşinizi yanınızda pek göremiyoruz.
Görmeyi çok istiyorsanız buyurun gelin. Gerçi işi başından aşkın ama sizi zevkle ağırlar. Ailede tanınan benim. Bu tanınmışlığım da işimden kaynaklı. Beril bir diş hekimi. Daha doğrusu diş hekimi idi. Küçük oğlanı doğurunca işini bıraktı. Oğlan büyüyünce de yeniden üniversite sınavlarına girip Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü'nü kazandı. Zaten orada okumak için girmişti sınava. O bölümü burslu okudu. Çok çalışkandır ve şahane biridir. Okulu derece ile bitirdi. Şimdi aynı bölümde yüksek lisans yapıyor. Ben de artık ondan öğreniyorum edebiyatı ve sanatı. Benim de işime yaradı yani. Diyeceğim kendi kişisel merakları, evi ve çocukları ile ilgili sadece. Gerisi onu hiç ama hiç ilgilendirmiyor. Ne gezme, tozma ne giyim kuşam ve ne de şöhretli bir koca... Yanlış anlaşılmasın koca ile ilgileniyor da kocanın şöhreti ile ilgili değil. Bilmem merak edenlerin merakını giderebildim mi?
Mutlusunuz yani?
Hem de nasıl...
Dünya gerçekten bir oyun sahnesi
ATV'de “Dünya Bir Oyun Sahnesi”, adlı bir program yapıyorsunuz. Gerçekten dünya oyunların sergilendiği bir dünya mı?
Evet. Bizim yaptığımız şu sohbet bile şahane bir sahne oyununa dönüşebilir. Bir tiyatro sahnesinde sizi, beni, medyayı, siyaseti, sanatı anlatırız bi güzel. Eğer ehil bir elden çıkarsa çok da iyi bir oyun olur. Diyeceğim asıl oyunlar gerçek hayatta oynanır. Tiyatro sahnesinde ise bu oyunların ne mene oyunlar olduğu ifşa edilir seyirciye, Dünya sahnesindeki gerçek oyuncuların maskeleri alaşağı edilir, foyaları ortaya çıkarılır. Bu oyunun içinde Irak'ın işgali de var. Bush'a atılan ayakkabılarda... Filistin'deki zulüm de var, Filistinli çocukların çığlıkları da... Bu nedenle bu programın konukları sadece oyuncular değil, herkes olabilir.
Reytingleri nasıl?
Arkadaşlarım beni arayıp duruyor. Yahu Kenan program 40. 50. oluyor. Bu yüzden herkes sana başarısız diyecek “emin misin”, diye... Ben de “eminim, son kararım”, diyorum. dünyada da pek izlenmiyor ama kimse de reytingi, yok diye kaldırmıyor programı. Kanallar için bir prestij sayılıyor bu tür Kültür - Sanat programları... Biliyorsunuz bu tarz programlar NTV, CNN gibi haber kanallarında yapılıyor daha çok. İlk defa ulusal bir kanal bu tür bir program yaptı. Biraz da son krizin etkisi oldu. Kriz nedeniyle kanallar daha ucuz maliyetli formatları tercih etmeye başladılar. Bu program da üç otuz paraya yapılıyor. Maliyeti çok düşük yani... Şimdilik kimseye bir zararımız yok. Biz memnunuz..
Başlıklar :