YEREL HABERLER

Öğrencilerin politik istismarı bitmeli

1950''lerden miras kalan, 1960 ve 1980 darbeleri öncesinde öğrencileri istismar eden, memleket sevdası için çabaladığını zanneden gençleri darağacına gönderen bu muhalefet hiç değişmedi. Aynı oyunları aynı taktiklerle sahneye koyma operasyonlarını sürdürüyor.

Enver Alper Güvel Yeni Şafak
İktidarların, kitleleri kontrol altında tutmak için resmi ideolojiler dayattığı totaliter otokratik politik sistemler devrinin sona erdiği yeni bir çağın eşiğindeyiz.

Küresel ölçekte politik, ekonomik ve toplumsal bir yıkım ve yapım sürecinin büyük bir hızla işlemesine ragmen, köhnemiş ideolojilerin kavramsal kalıplarına takılıp kalmış bazı ulusalcı politik aktörlerin bu yeni dünyanın gerekliliklerini anlamada derin entellektüel yetersizliklerle malul olduğu da açıkça gözleniyor.

Bu politik odaklar, hayata, ekonomiye ve insana dair anlamlı bir program geliştiremedikleri ölçüde şiddeti bir muhalefet etme yöntemi olarak benimseme eğilimi gösteriyor.

BÖYLE MUHALEFET YAPILMAZ

Bu tarz-ı muhalefetin en tipik yansımalarından biri de üniversite öğrencilerinin istismarı, galeyana getirilmesi, sokaklara dökülmesi, şiddet içeren eylemlere sevkedilmesi olarak kendini gösteriyor.

Doğası gereği kanı deli akan ve çoğu ergenliğini henüz tamamlayamamış olan, öğrenciliğiyle ilgili derin sorunlar yaşayan, duygusal ve düşünsel gelişimin erken basamaklarında bocalayan, sosyo-ekonomik ve psikolojik sorunlarla malul, ben dilini henüz kullanamayan, özeleştiri yeteneği zayıf kalan, biz kültünden kendine güç devşirmeye meyyal bu gençlik, devlet içine çöreklenmiş mevhum odaklar tarafından 1968''den bu yana, sağduyulu hükümetler tarafından gerçekleştirilmeye çalışılan her tür teknolojik, ekonomik, politik, hukuksal ve toplumsal ilerlemeye karşı eylemlerde bulunmaya yönlendiriliyor.

Birileri, 62 yıldır bu gençliği istikrarlı ve sürekli bir şekilde kendi mevhum politik ve ekonomik emelleri doğrultusunda istismar ederek kullanmaya çabalıyor.

Bu çabanın ve istismarın en tipik örneklerinden biri de ODTÜ''de gerçekleşti. Sayın Başbakan''ın, Türkiye''nin teknolojik alanda çağ atladığının nişanı olan Göktürk-2 uydusunun fırlatılma törenine katılmasını protesto etme iddiasındaki küçük bir grup, etraflarındaki insanlara ve polise taşla, sopa ile ve molotof kokteyllerle saldırıda bulundu.

Arkaplanında öğrencileri, üniversiteyi ve halkı ilgilendiren hiçbir meşru talep bulunmayan bu protesto gösterisinin kimlerin amacına hizmet ettiği yoruma açık. Ancak insanın aklına hemen 1968 ve sonrasındaki her eylemin, başlangıç gerekçesi ne olursa olsun hızla devletçi, ulusalcı, darbeci ve militarist bir nitelik kazanması gelmiyor değil. Birileri, öğrencileri her dönemde Türkiye''nin sivilleşmesine ve ekonomik gelişmesine karşı kışkırtmak için fırsatlar kolluyor.

Bu noktada, kendileri dışındaki öğrencilerin eğitim ve hatta yaşama hakkını riske atarak ODTÜ''yü yakıp yıkan öğrencilere bazı sorular sormak istiyorum: Yıllardır en temel protesto nesneniz ve hedefiniz parasız eğitim değil miydi? Bu hükümet harçları kaldırmadı mı? Burslarınız, kredileriniz, yurt ve çalışma imkanlarınız artmadı mı? Teknokent projeksiyonlarıyla, Tübitak, Kalkınma Ajansı, KOSGEB destekleriyle, AR-GE bütçelerindeki artışla bilimsel araştırmaların ve eğitimin altyapısı on yıl öncesiyle kıyaslanamayacak derecede artırılmadı mı? Kredi Yurtlar Kurumu bünyesindeki yurtların sayısında neredeyse isteyen tüm öğrencilerin konaklayabilecekleri kadar bir artış sağlanmadı mı? İsteyen herkesin üniversitelere yerleşmesine yetecek kadar kontenjan artışı sağlanmadı mı? Üniversitelerdeki araştırma ve eğitim imkanlarındaki artışla kıyaslandığında bilimsel araştırma alanında hâlâ dünyada ilk 500''e giren üniversite sayımız bir elin parmakları kadar bile değilken, bir de Göktürk 2 gibi tüm dünyada saygınlık uyandıran bir projenin gerçekleştirilmesini protesto etmeye çalışmanın kuru gürültü çıkarmak ve muhalefetin ekmeğine yağ sürmek dışında ne mantığı olabilir ki?

ODTÜ''DEKİ EYLEMLERİN İŞLEVİ

Evet, ODTÜ''deki olayların Türkiye''deki her ilerlemeyi muhalefetinin kronikleşmesine yol açan bir tehdit olarak algılayan bir muhalefetin ekmeğine yağ sürmek dışında ne anlamı olabilir? Öyle anlaşılıyor ki 1950''lerden miras kalan, meş''um 1960 ve 1980 darbeleri öncesinde öğrencileri ve üniversiteleri istismar eden, 1972 muhtırası sonrasında bu istismarlara kapılıp kendilerince memleket sevdası için çabaladığını zanneden gençleri darağacına gönderen bu muhalefet hiç değişmedi. Aynı oyunları aynı taktiklerle sahneye koyma operasyonlarını sürdürüyor.

Bu noktada, TBMM içinde ve dışında yer alan tüm politik kesimlerin, sivil toplum örgütlerinin ve üniversitelerin bu tehdidin farkına varması ve karanlık kapılar arkasında iş çevirmeye çalışan meş''um odaklara karşı işbirliği içinde hareket etmesi büyük önem taşımaktadır. Bu anlamda çok sayıda üniversitenin, öğretim üyelerinin ve öğrencilerin ODTÜ''deki eylemleri kınamasının büyük değeri vardır. Bu eylemlerin desteklenmesinin, birilerinin meş''um çıkarlarına hizmet etmek dışında hiçbir anlamı da yoktur. Zira bu eylemler yukarıda da belirtildiği gibi hiçbir anlamlı demokratik, ekonomik ve sosyal hak talebinin ifadesi değildir. Öğrenci kimliğiyle, sorunlarıyla ve haklarıyla ilgili hiçbir içerik ve nitelik de taşımamaktadır. Arkasında birilerinin meş''um çıkarlarına hizmet dışında hiçbir anlamlı felsefi ve pratik boyutu olmayan bir kuru gürültüdür. 1960, 1972 ve 1980''lerde bu oyun bir ölçüde tutmuş olabilir. Ancak, bugünün Türkiyesi''nde, hiçbir açıklaması olmaksızın sadece insanların kafasına taş atarak kendince sonuç almaya çalışmak her yönüyle marjinalliğe mahkum kaba saba bir eylem olarak kalacaktır.

* Prof. Dr., Çukuova Üniversitesi Öğretim Üyesi

Yorum

ÖNERİLEN VİDEO
Yetimlerin babası: Bahattin Yıldız
+

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.