En fazla kurumlar vergisi ödeyen mükellefler listesinde ilk sıralarda bankalar yer alıyor. Elektrik, demirçelik, petrol, madencilik ve iletişim sektöründe faaliyet gösteren şirketler de keza ilk sıralarda. Bu şirketlerin bir kısmı "kamu", bir kısmı "özel", bir kısmı "özelleştirilmiş" kamu şirketleri. Finans piyasalarının bu kadar verimli olması doğru mu? 2008"de ABD"deki finans krizine kadar, "Liberal finansal piyasaların verimliliği bir ülkenin refahında kilit rol oynar" diye bir ezber vardı. Küresel ekonominin büyümesi için tüketimin devamlı artması gerekiyordu, ancak pek çok Amerikalının geliri uzun süredir sabitken tüketim nasıl sürdürülecekti? "Nobel" ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz, "Serbest Düşüş/ Amerika, Serbest Piyasalar ve Dünya Ekonomisinin Çöküşü" kitabında soruyu şöyle kritik ediyor:
"Amerikalılar dâhice bir çözüm buldular: Borç al ve gelirin artıyormuş gibi tüket. Ve evet, borç aldılar. Ortalama tasarruf oranı sıfıra indi ve pek çok Amerikalının önemli miktarda birikim yaptığı düşünülürse, fakir Amerikalıların tasarruf oranlarının çok eksilerde olduğu söylenebilir. Bir başka deyişle giderek daha büyük bir borç batağına düşüyorlardı. Hem onlar, hem de borç verenler kendilerini iyi hissediyorlardı: Borçlananlar gelirlerindeki durgunluk ve düşüş gerçeğiyle yüzleşmeden, tüketim çılgınlığını sürdürebiliyor, borç verenler de devamlı yükselen işlem masraflarına dayalı rekor kârlarıyla mutlu olabiliyordu."
Düşük faiz oranları ve gevşek düzenlemeler konut balonunu beslemişti. Gayrisafi yurt içi hasılanın büyük kısmı konut sahibi olma ile ilgiliydi. Borçlar yığını üzerine inşa edildiği için büyümenin temeli zayıftı. Biribirini besleyen banka-konut ilişkisi, biribirini yıkıma götüren bir döngüye dönüştü.. Stiglitz"e göre işlem bedellerinden doğan kolay kazancın cazibesi bankaları asli görevlerinden uzaklaştırdı. ABD ve diğer pekçok ülkedeki bankacılık sistemi, her ekonomide iş imkanları yaratmanın temelini oluşturan küçük ve orta ölçekli işletmelere borç vermekle ilgilenmediler. Bunun yerine konut piyasasını teşvik etmeye odaklandılar.
Ekonominin düzgün gitmesi için finansın bir "ayak" olması gerektiği ifade edilir. Kalkınma İktisatçısı Ha-Joon Chang"ın resmettiği gibi, son 30 yılda "ayaklar baş oldu". Finansı, reel ekonomiyi zayıflatmak veya rayından çıkarmak yerine destekleyici forma indirgemek şarrtır. Bu yüzden Chang, finans sektörlerinin verimliliğinin bilinçli şekilde azaltılması gerektiğini vurgular. "Avrupa Merkez Bankası"nın "negatif faiz"e geçme kararının sebebi de budur.
"AK Parti" Genel Başkan Yardımcısı İktisat Profesörü Numan Kurtulmuş, Türkiye"nin son 12 yılda büyüdüğünü, ama üretmeden kalkınmaya dayalı büyüme stratejisi izlendiğine dikkat çekmiş. Yüksek faizin ülkeye gelen parayı arttırdığını, bu paranın yanlış şekilde, daha çok lüks konutlara yatırıldığını ifade etmiş. Her sene işsiz sayısının 700 bin arttığını belirten Prof. Kurtulmuş, "Türkiye"nin en az yüzde 5 büyümesi lazım gelir. Bunu sağlamak için değişik bir model lazım" demiş. Prof. Kurtulmuş"a göre üretim, istihdam ve rekabetçilikle alakalı yapısal değişim olmadan gerçek büyümeye geçilemez. Çok haklı. Peki ama nasıl bir model? Yeni bir büyüme modeli ile ekonominin düzgün bir ray üzerinde yürüyebilmesi için modelin milleti güçlendirecek şekilde mayalanması gerekiyor. Devlet de, piyasa da, bir kesimin değil toplumun hizmetinde olmalıdır. Toplumun insana hizmet ettiğini bilelim.
Başlıklar :

