Suriye"deki "iç savaş" nedeniyle kurulu düzenlerini bozup, evlerini barklarını terkedip ülkemize sığınan yüzbinlerce muhacir var. Türkiye olarak bu muhacirlere kucak açtık. Zorluklarla dolu olsa bile alışılagelmiş hayat tarzını değiştirmek kolay iş değildir. Güneydoğu"da büyük şehirlere dağılmış onbinlerce muhacir hiç kuşkusuz o şehirlerin düzeninde de bir takım değişiklikler meydana getirecektir. Kiralar, ev fiyatları, ucuz iş gücü artacak, hatta "suistimaller" ve "istismarlar" olacaktır. Kültür farklılıkları ve iletişim zorlukları da bir takım rahatsızlıklara sebebiyet verebilecektir. Muhacirler kendilerini evlerinde hissetmeyecekleri gibi şehirlerin mukimleri de bu yeni durumu kabullenmekte zorluklar yaşayacaklardır. Kısa süreceği düşünülen bir misafirliğin bu kadar uzayacağını doğrusu kimse tahmin etmemişti. Geleceğe ilişkin belirsizlikler ise herkes için tedirgin edici bir durum. Dolayısıyla muhacir olmayanlara da sorumluluklar ve görevler düşüyor.
İstanbul"da bile gündelik hayatın içerisinde Suriyeli muhacirler daha fazla görünür oldular. Ekonomik durumu iyi olanlar bir şekilde yeni yaşamlarına ayak uydururlarken, yoksul olan Suriyeliler için durum o kadar parlak değil. Onbinlerce insanı kamp hayatı içerisinde tutmanız da mümkün değil. Daha ilk aylarda bile -medyaya pek yansımamış olsa da- çeşitli kanallardan kamp hayatının getirdiği zorluklara ilişkin şikayetler akmaya başlamıştı. Sivil toplum kuruluşları sözkonusu şikayetleri sonuçlandırmak için idari mekanizmaları harekete geçirdiler. Yine de bütün şikayetlerin giderilmesi mümkün olamıyor. Kampta yaşamanın zorlukları olduğu gibi huyu suyu başka şehir hayatına dahil olmanın da türlü zorlukları var. Kimseden "Ensar-Muhacirin" muamelesi beklemiyoruz ama en azından daha "insanî" bir yaklaşım sergilenmesi lazım. Maalesef, bazı şehirlerimizde muhacirlere yönelik çok üzücü olaylara şahit olduk. Kimsenin muhacirlere "arsız misafir" muamelesi yapmaması gerekiyor. Muhacirler arsız misafirler değillerdir, yurtlarından sökülmüş, hayatları perişan edilmiş, evleri barkları yıkılmış, istikballeri heba edilmiş mazlum kardeşlerimizdir.
Kim haklı, kim haksız tartışması yapmak meseleyi çözmüyor. Çok boyutlu istişare ve bilgilenme mekanizmaları kurulmalı. İnsanların sadece karınlarını doyurmak yetmiyor. Muhacirlerin sosyal ve psikolojik ihtiyaçlarını da hesaba katmalıyız. Büyük şehirlerde ikamet eden muhacirler normal bir yaşam sürüyorlar gibi görünseler de gerçek durum hiç de böyle değildir. Yabancısı oldukları bir hayatın içerisine itildiler. Hayata tutunma konusunda büyük bir savaşım veriyorlar ve elbette bir takım olumsuz durumlar meydana gelebiliyor. Muhacirlik insanların başına sık gelen bir durum değildir. Ayak uydurmak için uzun bir zaman gerekiyor. Savaşın yol açtığı acılar kolay dinmiyor. Yüzbinlerce muhacir anasını, babasını, kardeşini, çocuğunu yitirdi. Umuda, sevgiye, merhamete, şefkate, cömertliğe ihtiyacı olan insanları daha umutsuz hale getirmek insani bir yaklaşım değildir. Mevcut sorunları idari makamlarla eşgüdüm içerisinde çözmeye çalışmak yerine şiddet kullanarak muhacir kardeşlerimizi tedirgin etmeye kimsenin hakkı yok. Ev sahibi bir şehrin insanlarına mecburen o şehre yerleşmiş muhacirlere hayırhah olmayan şekilde davranmak yakışmıyor. "Balkan Savaşları" sırasında da büyük muhaceretler görmüştük ama bugünkü manzaralarla hiç karşılaşmamıştık. Ne oluyor bize, hangi yüce değerlerimizi kaybettik de bu hale geldik?
Başlıklar :

