Yazarlar Seçmene kızgın seçilmişler

Seçmene kızgın “seçilmişler”

Ayşe Böhürler
Ayşe Böhürler Gazete Yazarı

Seçime 24 saat kaldı. Sahada AK Parti’nin neden kazandığını, diğerlerinin neden kazanamadığını yakından gördüm. Herkesin sofrasına oturabilen, vatandaşa verdiği değeri hissettiren, ona kıymet ve değer vermenin ötesinde “özgüven” kazandıran, milletle devlet arasında mesafeyi kaldıran ve de en önemlisi çalışkanlığı AK Parti’nin tercih edilmesine sebep oluyor. Kutuplaşma ithamı ile suçlanan AK Parti saflarında buna dair tek bir eylem görmüyorsunuz? Tam tersi itham edenler kutuplaştırıyor...

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Ayşe Böhürler : Seçmene kızgın “seçilmişler”
Haber Merkezi 16 Haziran 2018, Cumartesi Yeni Şafak
Seçmene kızgın “seçilmişler” yazısının sesli anlatımı ve tüm Ayşe Böhürler yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Bu seçim döneminin en çok konuşulan konularından biri CHP’nin geçirdiği veya daha doğrusu geçirdiği iddia edilen değişim oluyor. Aslında bu olgu yeni değil, 1950’den beri sandık iradesinin ülke yönetiminde pay alıyor oluşundan rahatsız bir zihin yapısı var ortada.

CHP’nin bugünkü Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra bir basın toplantısında şöyle diyordu: “Adam yüzde 52 almış neden 55 alamadım diye tartışıyor. Sen (CHP’yi kastederek) rezil olmuşsun, hezimete uğramışsın, bunu tartışırsak AK Parti’nin üstünü kapatırız diyorsun. Böyle bir kafa olabilir mi arkadaşlar? İşte sebep bu, iktidar olamamanın sebebi bu arkadaşlar...” Öncelikle Muharrem Bey’in o günkü fikirlerine katıldığımı belirteyim. Peki o günlerde CHP “Neden daha fazla oy alamadık?” yerine ne tartışıyordu? Parti vitrininden verilen aslında biz başarılıydık mesajlarının ötesinde kitlesel olarak CHP’lilerin tartıştığı şey ne yazık ki halkın cahilliği, koyunluğu, vasıfsızlığı idi. Bu bir trenddir aslında, uzun zamandır CHP her kaybedilen seçimden sonra seçmenin “vasıfsızlığını” uzun uzun tartışır. Tartışılması gerekenin seçilmek isteyenlerin vasfı olduğunu hiç düşünüyorlar mı bilemem. Öte yandan kaybetmeye verilen bu kitlesel tepki birkaç kişinin nobranlığından öte bir sosyolojik olguya işaret ediyor sanki. Ortada bir hazımsızlık var. Kendilerine oranla aşağı gördükleri insanların (ki kendilerine sorarsak onlara oy verme hakkını bahşetmişlerdir) bir şekilde toplu hareket ederek kendi içlerinden birini ülke yönetiminin merkezine oturtmasından rahatsızlar. Sayın Erdoğan’ın onlar için kabul edilemez tarafı da bu temsil ettiği kitle. Halbuki Erdoğan onları temsil ediyor olsa bugün yere göğe koyamayacaklarından şüphem yok. Bunun en net kanıtı Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’ın taklidi olmaya çalışan adayları değil midir? İddia ettikleri gibi Erdoğan’ın “Eyyy” çıkışlarından rahatsız olsalar, Muharrem İnce Merkel’e “Eyyy” dediğinde izleyicileri delicesine alkışlar mıydı?

Bu halin bittiğini, artık CHP’nin değiştiğini söyleyen insanlara rastladım, tepkim elbette tebessüm oluyor. Bu halin bitmediğini, gayet canlı olduğunu görmek isteyenler şu geçtiğimiz bir ayda benimle seçim sahalarına gelseydi keşke diye geçiriyorum içimden. Seçim için kurdukları standlarının kendilerine benzemeyen insanlara tahammül sınırı bile aslında yeterince açıklayıcı. Ama bunun da ötesinde İstanbul’un arka sokaklarında CHP teşkilatlarının “yokluğu” çok şey anlatıyor. Buralar önemsiz, buralardaki insanlar AK Parti’ye oy veriyorsa zaten koyundur diye düşündüğünüz zaman, haliyle seçim çalışması için bu insanların kapısını çalmak da lüzumsuz bir uğraş oluyor. İşte tam da bu yüzden belli semtler ve ana caddelerin dışında rastlaşmadık CHP teşkilatlarına.

Bu hal bir yandan seçimlerde kendi belirledikleri standartlara göre başarısız olanların koltuğunu ve zihniyetini koruması için bir bahane veriyor ama öte yandan patolojik bir psikolojiyi de zamanla yerleştiriyor. Bu artık yalnız bazı elitlerin halkı aşağı görmesi halini aşmış durumda. Sosyolojik anlamda kendi de o halkın içinde olanların da, yan sokaktaki komşusunu aşağı görmesi haline evrilmiş. Toplumsal olarak tehlikeli gördüğüm de zaten bu ikinci ruh halidir. Bunun en net örneklerini referandum sürecinde de yaşadım. Hayır oyu vereceğini söyleyen pek çok kişiden, Evet oyu veren “cahil” kitlelerin neye oy verdiğini bilmediği ithamını işittim. İşin enteresan tarafı bu ithamı ısrarla yapanların soru sorduğumda referandumdaki değişiklik maddelerinden iki tanesini bile içerik itibariyle bilmiyor oluşuydu. Yani bu “koyun” söylemi öyle bir kafa konforu sağlamış ki karşınızdakileri cahili olmakla suçladığınız bir hususta oturup toplamı bir A4’ü doldurmayacak kadar yazıyı okumama rahatlığını size veriyor.

Ben bu kampanya sürecinde Cumhuriyet Gazetesi’nin “Cuma’ya eşlik etme” manşetlerini, sahnelerden başörtülülere korkmayın size de kamusal hayata katılım hakkı vereceğiz taahhütlerini de bu çerçeveden okuyorum. Çünkü mazilerini ve yıllardır koltuklarını korumak için kullandıkları bu aşağılamaya dayalı söylemin kendi kitlelerinde yarattığı halet-i ruhiyyeyi en iyi onlar biliyor. Hani internette yayılan bir video var, yaşını başını almış bir vatandaşımız neden AK Parti’yi desteklediğini bir televizyon muhabirine anlatırken CHP’nin klişe argümanlarını kendi lehçesinde ifade ediyor. Videonun ismi “Laiklik elden gidiyeah” olarak kaldı, izleyenler hatırlayacaktır. Aslında benim burada anlattıklarımdan pek de farklı değil anlattıkları, çünkü halk zaten karşısındakilerin bu küçük görme refleksinin gayet farkında. O amcanın AK Parti’ye neden oy verdiğini anlatırken yanından geçen bir hanımefendinin kendisine verdiği tek cümlelik tepki aslında benim bu yazıda anlatmaya çalıştığım şeyin özeti gibi: “Sen git önce dişlerini fırçala!” Kutuplaştırma sözünü dilinden düşürmeyenlerin aklı başında olanları çok iyi biliyor ki, işte o tepki kutuplaştırmanın kaynağının neresi olduğunu çok açık ve net anlatıyor, ama itiraf edebilirler mi bilmiyorum.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.