Mekke Savunma İttifakı ilk kurulduğunda, boş bir hayal olarak görüldü. Çünkü, bugüne kadar Arap dünyasında kurulan hiçbir askeri, savunma yapısı başarılı olamamıştı. Suudi Arabistan’ın güven kaygıları için “geçici” bir girişim gibi algılandı. “Bu iş biter ve dağılır” dendi.
Ama öyle değildi. Bu iş de bitmeyecek, ittifak da dağılmayacaktı. Belki de Birinci Dünya Savaşı sonrası, bu devletler kurulduğundan bu yana ilk kez görülmemiş bir tehdit ortaya çıkıyordu. ABD bölgeden parça parça çekiliyor, İsrail saldırganlığı yayılıyordu.
MEKKE VE MEDİNE’YE FÜZE ATAMAZSINIZ! BU YENİ BİR KUDÜS SENARYOSUDUR.
“İsrail-İran çatışma ekseni” bir ülkeyi daha parçalanmanın eşiğine getiriyor, İran kontrolündeki Husi silahlı güçleri, İsrail ile savaşırken birden yönlerini Suudi Arabistan’a çeviriyor, doğrudan Mekke ve Medine’ye füze saldırıları yapabiliyordu.
Gelinen konta S. Arabistan’ın güvenliğinin de ötesine taşmış, İsrail kaynaklı bir plan harekete geçirilmiş, “Mekke ve Medine’ye saldırı yapılabileceği” kanaatini oyunlaştırmaya başlamıştı. Bunun bir adım sonrası, işler tam olgunlaştığında Kâbe ve Mescid-i Nebevi’nin kutsallığını tartışmaya açacaklar, oraya da bir “Kudüs senaryosu” uygulayacaklardı.
Bu yolla amaçlarına ulaşamazlarsa, infial uyandırıcı hareketlere girişeceklerdi. İsrail aşırı sağı ve ABD aşırı sağının nihai hedefi buydu. “Savaşı İslam’ın kalbine taşıma” projesinin varış noktası burasıydı.
HUSİLER DAEŞ’E DÖNDÜ. “MEZHEP SAVAŞI” OLARAK PAZARLAYACAKLARDI.
İşin ne kadar vahim olduğu Husi füzelerinin bu şehirlere yönelmesiyle ortaya çıkmıştı. İsrail’le savaşan bir yapı bir anda dolaylı olarak İsrail’in silahlı gücüne dönüşüyordu. Tıpkı DAEŞ ve diğerleri gibi.
Terör örgütlerinin şartları olgunlaştırmasıyla ülkeler işgal edenler, iç savaşlar çıkaranlar, yeni bir deneme yapıyordu. Bu anlamda Husiler’in üslendiği rolle PKK’nın üslendiği rol ya da DAEŞ’in üslendiği rol aynıydı.
Bunun dışında Irak’tan, Sudan’dan, Libya’dan sonra bir ülkeyi daha parçalamak için harekete geçiyorlardı. İran-Suud denklemine yatırım yapıp, mezhep üzerinden bir çatışmayı pazarlıyorlar, S. Arabistan’ı “Iraklaştırma” ya da “Suriyeleştirme” hesabı yapıyorlardı.
ARTIK HİÇBİR ÜLKEDE, DEVLET DIŞI SİLAHLI GÜÇLERE İZİN VERİLEMEZ.
Türkiye, Suriye’de haritanın tamamlanmasıyla büyük bir rahatlama yaşadı. Ama harita Libya’da da, Sudan’da da, Somali’de de tamamlanmalıydı. Bugüne kadar “harita parçalama”ya dönük dışarıdan müdahaleler kapısı kapatılmalı, dışarıdan müdahale kapıları kapatılmalıydı.
S. Arabistan yeni bir “cephe” olmamalıydı. İsrail’in harita parçalama planları ne ise, İran’ınkiler de buna benzerdi.
Terör örgütlerine karşı çok büyük mücadeleler yürüten Türkiye, (PKK ve DAEŞ’le mücadele gibi) şuna inanıyordu:
Coğrafya genelinde hiçbir ülkede, devlet dışında silahlı yapı olmamalı. Yemen’de olmamalı, Suriye’de olmamalı, Sudan’da olmamalı. Hiçbir ülkede, devlet dışı silahlı güçlere izin verilmemeli.
Türkiye’deki “Terörsüz Türkiye” projesi başarılı oldu. Suriye’deki başarılı oldu. Şimdi Irak’ta bir süreç yürütülüyor. Yemen’de de böyle olmalıydı.
ORTAK ASKERİ HAREKAT KARARI ALINDI.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın kurduğu, belki çok yakında başka ülkelerin de katılacağı Mekke İttifakı bu amaçla harekete geçirilmeliydi.
Öyle de oldu. Üç ülke, Yemen’de güç birliğine gitti. Savaşın seyri değişmeye başladı. Yemen tek bir yönetim olacak ve haritada birleşecek, Suudi Arabistan’a yönelik tehditler ortadan kaldırılacak, İsrail-İran çatışma ekseninin “mezhep savaşı” ile pazarlayacağı yeni bir kriz başlamadan önlenecekti.
Pazartesi günü Riyad’da yapılan toplantıda açık açık askeri müdahale kararlaştırıldı. Üç ülke Suudi Arabistan’da ortak savunma kalkanları kurmaya başladı. Asker gönderilecek, hava savunma sistemleri kurulacak, Husiler’le savaşan Yemen güçlerinin eli güçlendirilecekti.
DAHA TOPLANTI BİTMEDEN BABÜLMENDEP EL DEĞİŞTİRDİ
Tam bunlar olurken, aynı gün, Husiler, Babülmendep Boğazı’ndaki gücünü kaybetti ve boğaz Yemen güçlerinin eline geçti. Daha toplantı bitmeden sonuç alınmaya başlamıştı. İşin seyri değişmeye başladı ve böyle de gidecek.
“Bu üç ülke İsrail adına savaşıyor” türü İran eksenli propagandalarının hiçbir önemi yok. Bu coğrafya tam otuz yıl, İsrail ve İran’ın benzer propagandaları ile felç edildi ve artık bu bitmeli.
Tarih her zaman sizi çağırır. İsteseniz de kaçamazsınız. Gazze’de soykırım yaşanırken 1917 Gazze savaşları notlarına baktık. Cephelere, Osmanlı şehitlerine baktık. İngilizlerin Kudüs’ü işgaline sonra da Filistin’i İsrail’e teslim edilişinin acısını yaşadık.
107 YIL SONRA MEDİNE’Yİ YİNE BİZ SAVUNACAĞIZ…
1916-19 arası tam iki yıl, İngiliz işgalcilere karşı Medine’yi savunduk. Fahrettin Paşa’nın şanlı direnişinden bu yana 107 yıl geçti. Ve biz yine Kabe’yi, Medine’yi savunmaya yöneldik. Biz hep savunuruz, koruruz ve bu konuda hep gönüllü olduk.
Kim bilir, Kabe’yi de, Medine’yi de savunmak yine bize düşecek.
Şu an Türkiye ve Pakistan bu amaçla yola düştü. Umarız başka ülkeler de buna katılır ve Suudi Arabistan’ı bile aşan çok daha büyük bir yıkım planı engellenir. Engellenecek de.
YÜZ MİLYARLARCA DOLAR KENDİ SAVUNMAMIZA AKITILMALI.
Mekke İttifakı çerçevesinde Suudi Arabistan’da hava üsleri kuruluyor. Askerleriniz, füzelerimiz, elektronik savaş araçlarımızı bu ülkeye gönderiliyor.
Bu aşamadan sonra S. Arabistan’a yönelik tehditler azalacaktır. Yemen’in bütünleşmesi sağlanacaktır. Husiler’in Yemen yönetimi içinde temsili için kanallar açılacaktır.
S. Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında tam bir askeri üst lapı oluşturulmalı, tam bir askeri teknoloji ortaklığı kurulmalı. Yüz milyarlarca doların ABD ve Avrupa’ya akmasına gerek yok. Bizler üretmeliyiz.
BİR “SÜPER KUŞAK” MÜMKÜN! SADECE; BU İŞ ARTIK İRAN YÖNTEMİYLE OLMAYACAK.
Kimse umutsuz olmasın. Türkiye terörü bitirdi. Suriye bütünleşti. Sudan da Libya da, Somali de bütünleşecek. Bu coğrafyaya dönük bütün dışarıdan müdahale kapıları kapatılacak. Belki de Orta ve Güney Asya’dan Ortadoğu ve Afrika’ya kadar bir “Süper Kuşak” inşa edecek.
Yine umutsuz olmayın. Batı gerilerken, küresel iktidar alanı parçalanırken tarih ve küresel konjonktür bizlere bu fırsatı sunacak.
Bir barış ve refah havzası yeniden inşa edilecek. İsrail’in alanının nasıl daraltılacağını, İsrail ile hareket eden bölgedeki güçlerin nasıl eriyeceğini de göreceğiz.
Sadece, bu iş artık İran yöntemleriyle olmayacak.

