Barışan Türkiye'nin savaşan medyası
00:00, 23/05/2013, Perşembe
Yeni Şafak
Barışan Türkiye'nin savaşan medyası
Devlet, yıllarca 'sıfırdan bir toplum' inşa etmeye çalıştı. Medya, bu toplumsal mühendisliğe katalizör olabilmek için elinden geleni yaptı. Şimdi toplum, 'sıfırdan bir devlet' inşa etmeye çalışıyor. Söyler misiniz, harcında erdemli ve vicdanlı insanların alın teri olan bu inşaatı durdurmaya hangi medyanın gücü yetebilir?
Uzun süren savaşların, toplumun psikolojik ve sosyal dokusunu tahrif etmesi kaçınılmazdır.
Savaşın baş göstermesiyle birlikte Türkiye'de yaşam biçimleri, tutumlar ve alışkanlıklar sarsıldı. Savaş uzadıkça, hayatı yeniden şekillendirdi, kendi şartlarını, normallerini, statükosunu ve endüstrisini yarattı. Savaşın kirli rantına talip olan siyasetçi, akademisyen ve spekülatörler türedi.
Gündemini savaşın dengeleri üzerinden belirleyen bir medya üredi. Haberler, egemen zihniyetin belirlediği sınırlar çerçevesinde, bir 'savaşçı titizliği'nde servis edildi.
'Üç-beş çapulcu' 'azim ve kararlılıkla mücadele' 'son terörist etkisiz hale getirilinceye kadar' 'leş-ler' 'hain-ler' 'terörist avı' 'bıçak kemiğe dayandı' 'inlerine bomba yağdı' 'son terörist etkisiz hale getirilinceye kadar azim ve kararlılıkla mücadele' gibi söylemler, toplumun hafızasına, kolay silinemeyecek türden söylemler olarak kazındı.
ANA AKIM MEDYA
Genel olarak savaş koşullarının, söylemleri standartlaştıran ve dili ketumlaştıran bir tarafının olduğunu söylemek mümkün. Ancak bu koşulların özel olarak Türkiye'de Kemalist paradigmanın devamı için araçsallaştırıldığını da belirtmek gerekir. 'Ana Akım/Merkez' şeklinde tarifi yapılan medya, tam da bu işleve tekabül eder. Toplumu Kemalist paradigmanın sınırları içerisinde tutmaya çalışır, bu sınırların dışına çıkan veya bu sınırlara çıkan herkesi aforoz eder, kamuoyu önünde -adeta suç işlemişcesine- pazara çıkartır. Resmi ideolojiye 'ideolojik endoktrinasyon fabrika' işlevi görür.
Geç kalmış barış, -az da olsa- kaçırılmış fırsatlar, endişe ve korkular, önyargılar, psikolojik bariyerler, bölünme korkusu, tehdit algısı, Kürt algısı … Bütün bunlar söz konusu medya marifetiyle bu ülkenin omuzlarına yüklenen, toplumun ruh dünyasını kamburlaştıran ağır yüklerdir.
Kan ve gözyaşının düştüğü topraklara ancak 30 yıl sonra düşebilen barış, toplumun büyük çoğunluğunda ihtiyat ve ihtimam yaratmasına karşın, Kemalizm mümessillerinde panik, onun şürekâsı medyada şaşkınlık yaratmış durumda.
Görüşmeler başladığından beri hiçbir gencin ölmemesi bile -suni- kaygıları olan kesimi ikna etmeye yetmemiş görünüyor. 'Malum medya'nın yıllarca yaptığı sistematik propaganda, bu kesim üzerinde bir karabasan gibi duruyor. Ne var ki medyanın fendi, artık 'barış iradesi'ni yenemiyor.
TAHRİK MEDYASI
Kürt coğrafyasının gerçeklerine yıllarca uygulanan ambargonun kalkacağına dair ilk işaretler, Newroz'da haber kanallarının ardı ardına canlı yayına geçmesiyle belirdi. 21 Mart 2013 Newroz'uyla birlikte bölgenin kültürel/siyasal yönelimleri, simgeleri ve ritüelleri ulusal basında ve dolaysıyla Türkiye kamuoyunda bütün şeffaflığıyla yer bulmaya başladı. Açılan bu yeni pencere, aynı medyanın topluma açtığı eski pencereleri tersyüz etti.
Vesayetin, kamusal ayrıcalığın ve statükonun açıkça savunulamadığı bir iklimde, Ertuğrul Özkök ve türevlerinin marjinalleşmesi kaçınılmaz bir sonuç olarak karşımızda duruyor. Silahların gömülmesinin ardından oluşacak demokratik iklimde 'tahrik medyası'nın yaşayabilmesi olanaksız gözüküyor.
Kaderin cilvesi olsa gerek,
Devlet, yıllarca 'sıfırdan bir toplum' inşa etmeye çalıştı. Medya, bu toplumsal mühendisliğe katalizör olabilmek için elinden geleni yaptı.
Şimdi toplum, 'sıfırdan bir devlet' inşa etmeye çalışıyor.
Söyler misiniz, harcında erdemli ve vicdanlı insanların alın teri olan bu inşaatı durdurmaya hangi medyanın gücü yetebilir?
Başlıklar :