Kürt siyasi hareketinin anne yüreği ile imtihanı
00:00, 13/06/2014, Cuma
Yeni Şafak

Gündem
''Çözüm süreci'' özü itibariyle hak ve özgürlük alanının genişletilmesi sürecidir ve bu açıdan ülkemizin tüm sorun alanları için takip edeceğimiz yolun ne olduğuna ışık tutuyor. Zamanın ruhuna ve sosyolojik yönelime denk düşmeyen bir liderliğin, kaba güç politikaları ile insanlara önderlik etmesi mümkün değildir
Hızlı bir gündem içerisinde yol almaya devam ediyoruz. Son birkaç hafta içerisinde çocuklara yönelik şiddet-taciz haberleri, Soma''da yaşanan facia, Okmeydanı olayları ve şimdi Diyarbakır''da çocukları PKK tarafından kaçırılan ailelerin eylemlerini tartıştık. Şüphesiz Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve gerilim düzeyi yüksek siyasi atmosfer değişmeyen gündem maddelerimiz. Bizi meşgul eden her olay dikkatle bakıldığında sosyal-siyasal bir problem alanımıza gönderme yapmaktadır.
Bilindiği gibi Nisan ayında yaşları 14 ile 16 arasında değişen çocukların kaçırıldığının öğrenilmesi üzerine ailelerden biri oturma eylemi başlatmıştı. Ailenin eylemi başarıya ulaşınca diğer aileler de Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi önünde oturma eylemi başlattı. Yaklaşık 10 gündür devam eden eyleme medya şu ana kadar yeterince ilgi göstermemişti. Ancak Başbakan Erdoğan, grup toplantısında konuyu gündeme getirerek, HDP/BDP'' ye ''O çocukları getireceksiniz. Yoksa bizim B Planımız devreye girer'' deyince popülerliği arttı. Erdoğan''ın bu çıkışına HDP Eş Başkanı Sebahat Tuncel''den ''Bizim meselemiz değil'' şeklinde açıklama gelmişti. Kaçırılan çocukların aileleri ile görüşen Demirtaş ise ''Sorunun çözümü için Kandil''le diyaloga geçeceğim'' dedi.
ÇÖZÜM SÜRECİNİN ÖNEMİ
Diyarbakır''da eylem yapan aileler üzerinden Türkiye''nin kadim problem alanlarından birisindeki yaşanan dönüşümü okumak mümkün olabilir mi acaba? Politik aktörlerin sürüklediği sosyal mobilizasyondan, sosyal mobilizasyonun şekillendirdiği politik harekete geçişin öncü belirtileri şeklinde değerlendirilebilir mi son gelişmeler? Dünyanın geldiği bu aşamada, toplumun görünür olması, kendisini ifade etmesi gibi temel noktalarda öncülük etmiş hatta gerektiğinde bedel ödemiş olan kesimler buna rağmen geleceği kontrol etme güçlerini garanti edemiyorlar. Verilen mücadeleyi göstererek toplumdan sadakat beklemek anlamsızlaşmaktadır. Zira toplumun tüm kesimleri aktörlere, figürlere sadakat yerine ilkelere, amaçlara dönük bir sadakatin arayışında yol almaktadırlar. Bu açıdan özellikle ''çözüm süreci''nin, ilgili tarafların arzuları istikametinde değil tüm kesimleri değişime zorlayan bir yapıyı yeşertmektedir.
İnsan hak ve hürriyetlerinin belirleyiciliğinde alınan her mesafe daha üst bir eşiğe sıçramanın zeminini oluşturuyor. Dolayısıyla kontrollü, hesaplı, politik aktörlerin rızaları istikametinde işleyen bir dönüşüm yerine herkesi kuşatan, dönüştüren ve daha üst noktaya çıkartan bir süreç işlemektedir. Kaçırılan çocukların ailelerinin Kürt Siyasi hareketine karşı başlattığı sivil eylemlerde paradoksal bir şekilde Kürt siyasi hareketinin katkısı inkâr edilemez boyuttadır. Ancak bu katkı, atmosferik bağlamı öyle bir noktaya sıçratmaktadır ki, o siyasal hareketlerin desteği ile ''özne''leşenler gerektiğinde kendilerini ortaya çıkartan yapıyı hesaba çekmekten imtina etmezler. İnsanca bir yaşamın kurulması, siyasetin askeri-polit bir büronun vesayetinden çıkarak sivilleşmesi anlamında önemli sayılabilecek bu adımlar, eşzamanlı olarak önümüze dikkat etmemiz gereken başka hususları da çıkartmaktadır.
DEVLET İLE KÜRT HAREKETİ ARASINDA SIKIŞMAK
Birincisi Hükümet''e hatta özellikle devlete dönük verilen mesajdır. Bu mesaj da insanların hak ve özgürlüklerinin, can güvenliklerinin öncelenmesi ve önünün açılmasına dönük yürütülecek kararlı politikalar mutlak anlamda karşılık bulacaktır. İkincisi ise Kürt siyasi hareketine dönük mesajı içermektedir. Kürt siyasi hareketinin gelişen politik açılımları dikkate almaksızın yürüteceği politikaları akamete uğratmaktadır. İnsanların baskı, şiddet kapatılma, çaresizlik gibi koşullar üzerinden geliştirdikleri yandaşlık ve karşıtlıkların zemini aşındıkça eski siyaseti sürdürmek imkânsızlaşmaktadır.
Devletin demokratikleşmesine dönük adımlar atıldıkça, sorunların güvenlik politikalarının angajmanında ele alınmasından vazgeçildikçe ve bölge insanın ekonomik, sosyal ve kültürel dünyasına hitap eden siyaset uygulandıkça bir taraftan tarihimizin kronik bir sorununda iyileşme olacak diğer taraftan devlet dışındaki en büyük politik-askeri güç olan hareket de değişime zorlanacaktır. Nitekim PKK bu değişime defacto olarak zorlanmakta ve hiç şüphesiz Devlet ile Kürt hareketi arasında sıkışan toplum da normalleşmeye doğru yol alacaktır. Bu yol alış, kaçınılmaz bir şekilde mikro iktidarlar tesis etmiş katı homojen yapıları içten zorlamaya başlayacaktır.
ZAMANIN RUHU VE KÜRT HAREKETİ
Makro iktidarın hak ve özgürlük temelindeki dönüşümü, mikro iktidarların söylem evrenlerini zorlamakta, onları hem içten hem de dıştan sivilleşme ve çoğulculaşma baskısı ile karşı karşıya getirecektir. Gidilecek yol, atılacak adımlar bellidir. Temel hak ve hürriyetlerin korunduğu, ekonomik kalkınmanın önemsendiği bir düzlemde toplumun kapatılması, paranteze alınması, ''çelikten bir kütle''ye indirgenip tepeden inmeci muameleye tabi tutulması mümkün olmayacaktır.
Bulunduğumuz zaman kesitinde toplumu baskı, korku politikaları ile stabil hale getirmeyi ummak artık boş bir fantezidir. İnsanları iknaya çalışmaktan başka çaremiz yok. Doğu''da da bu böyle, Batı''da böyle. Dolayısıyla ''çözüm süreci'' özü itibariyle hak ve özgürlük alanının genişletilmesi sürecidir ve bu açıdan ülkemizin tüm sorun alanları için takip edeceğimiz yolun ne olduğuna ışık tutuyor. Zamanın ruhuna ve sosyolojik yönelime denk düşmeyen bir liderliğin, kaba güç politikaları ile insanlara önderlik etmesi mümkün değildir. İnsanları yönlendirme, harekete geçirme, bir söylem etrafında toplama ancak ve ancak talep ve beklentilerin taşıyıcı merkezi olmayı başarma ve hiç şüphesiz onların rızalarını gözetme üzerinden işleyebilir.
Başlıklar :