Soma''da sosyal politika ikilemi
00:00, 09/06/2014, Pazartesi
Yeni Şafak

Gündem
Yıllardır birçok konuda zaman kaybettiğimiz gibi sosyal politikalar alanında da gelişmiş ülkelere göre çok geri bir konumdayız. Son on yılda gelişen ve değişen bir Türkiye''yle beraber sosyal politikalara verilen önemin artmasına rağmen Soma faciası gösterdi ki, sosyal politikalar alanında yapılması gerekenlerin başında bile değiliz. Türkiye''de sosyal politika tarihinde ilk düzenlemenin tarihi 1865. Dilaver Paşa Nizamnamesi olarak bilinen düzenleme, Ereğli Kömür Havzası''nda kömür çıkarılmasının kurallara göre işlemesine yönelik ve bu işte çalışanların haklarını korumak amacını taşımaktaydı. Ne yazık ki, bir yüzyılı devirdiğimiz noktada, Soma faciasını yaşıyorsak ilk durduğumuz yerle şimdiki yerin arasında çok bir mesafe olmadığı tüm gerçekliğiyle karşımızda duruyor.
Maden işçilerinin çalışma koşulları, tarihte ilk olarak sosyal politika kavramının ortaya çıkışının başlıca sebebiydi. Sermayenin üretim gücü üzerindeki baskısını ve gücünü sınırlandırmakla güçlenen sosyal politika, günümüzde ekonomik hakları da kapsayan daha geniş bir içerikle kullanılmaktadır. Her bireyin, sosyal, siyasal ve ekonomik haklarını hiçbir engellemeye maruz kalmadan kullanabilmesini ve bireylere yönelik her alanda eşitsizliğin ortadan kaldırılmasını taahhüt eden sosyal politika kavramının ne yazık ki Türkiye için söylemde kaldığını da kabul etmek gerek.
KURALCI VE HAK TEMELLİ SOSYAL POLİTİKALAR
Zira, 2014 yılında işçilerin çalışma şartlarını düzenleyemeyen, kuralların yalnızca kağıt üzerinde yazıldığı, teftiş, denetim ve kontrol mekanizmasının kar maksimizasyonuna kurban edildiği ve 301 can kaybıyla sonuçlanan bir facia yaşanabiliyorsa bu durum, hala daha sosyal politika kavramının ilk çıkış noktasında olduğumuzun ilanıdır. Soma faciasından her bir kesimin çıkaracağı dersler farklı, ancak tüm bu derslerin temelinde bireyi merkeze alan, hak temelli bir sosyal politika anlayışının eksikliği var. Sosyal politikaları dağıtılan kömür-makarnayla sınırlandırarak tanımlamamız, gidecek yolun uzunluğunu ve değişmesi gereken kalıpların sertliğini gösteren en iyi kanıtlardan biri.
Rasyonel, kuralcı ve hak temelli sosyal politikalar Yeni Türkiye''nin yönünü belirleyecektir.
Soma''da yaşadıklarımız, 2000''li yıllarda başlayan ekonomik ve soysal dönüşümün bazı alanları teğet geçtiğini, ekonomik ilerlemenin iş güvenliği, çalışma şartları ve denetleme-düzenleme gibi konularda çok da yol gösterici olmadığını gösteriyor bize. Ekonomi yönetiminde gösterilen kararlı duruşa ve kurallara eksiksiz riayet edişe finans sektörü dışındaki sektörlerde dikkat edilmediğini çok acı bir tecrübeyle öğreniyoruz. Çalışma şartlarının kabul edilemezliğini, yüksek riskli bir iş karşılığında alınan ücretin diğer ülkelerle kıyaslanmasını, gelir eşitsizliğinin ne derecede olduğunu, kural tanımazlığımızı, denetim ve kontrol mekanizmasının lakaytlığını, ihmal ve kusur karşısındaki sessizliğimizi sorguluyoruz. Ve aslında hala daha Eski Türkiye''nin kaderci ve aldırmaz tavrıyla Yeni Türkiye arasındaki eşik noktasında gelgitlerle ip üstünde kalmaya çalışıyoruz. Bu noktada yönümüzü belirleyecek olan rasyonel, kuralcı ve hak temelli sosyal politikaların yol göstereceği bir sistem oluşturmak. Ancak, insan onuruna yaraşır çalışma şartları sağlayamadıktan sonra hak temelli sosyal politikalar kavramı sadece romantik bir söylem olarak kalmaya mahkumdur.
Hak temelli, rasyonel ve kuralların hakim olduğu sosyal politika, yalnızca dağıtılan ayni ve nakdi yardımlarla anılan sosyal yardım uygulamalarından çok daha fazlasını gerektiriyor. İlk olarak yapılacak iş, sosyal politikaların gerçek anlamıyla bireylerde karşılığını bulmasını sağlamak. Yardım etmeden önce, yardıma gereksinim duyulmayacak ortamın inşa edilmesidir sosyal politikaların ilk görevi. Soma faciası sırasında ve sonrasında yaşananlar bu gerekliliğin kısa sürede gerçekleşmesini zorunlu kılıyor. Bunun için de ekonomik ve siyasal süreçte yaşanan dönüşümün çok daha radikalinin sosyal hayatta uygulanması elzem. Geldiğimiz nokta, tehlike oluşturan kuralsızlığın, ihmal ve kusur karşısındaki vurdumduymazlığın, hiçbir şey olmazcılığın arkasına saklanmanın, tevekkülle yorumlanmış tembelliğin, felaket yaşandığında da dayanışma adı altında bulunan günübirlik sözde çözümlerin kökten değişmesinin zamanıdır.
YENİ BİR SOSYAL POLİTİKA İHTİYACI
Soma faciasının bıraktığı izleri takip edersek, devletin denetleme ve gerektiğinde müdahil olma sorumluluğunun zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Kişinin iş, aile, eğitim ve sosyal hayattaki konumuna göre talep ettiği siyasal, sosyal ve medeni haklarının garantörü konumunda olan devlet, aynı zamanda bu hakların engellenmesi durumunda müdahalede bulunmalıdır. Yaşanan Soma felaketi sonrasında hazırlanan ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı''nın başlıca aktörlerden biri olarak yer aldığı yasa tasarısı, Yeni Türkiye''ye doğru atılan bir adım daha olarak kabul edilebilir. Bu da Yeni Türkiye''nin devlet yönetiminde sosyal politikalar alanında da değişimi arzuladığını gösteriyor. Yalnız burada devletin sorumluluğunun yanı sıra, kişinin zihniyet dönüşümü olmaksızın Yeni Türkiye''nin gerçekleşemeyeceği de aşikar.
Çünkü kabul etmek gerekir ki, Eski Türkiye''nin yalnızca siyasete değil sosyal hayatımıza da yansıyan birçok hastalıklı özelliği çok derinlere işlemiş. Bu hastalıklı durum, hem bireysel hem de kurumsal yaşamda boşvermişlik, kuralsızlık, denetimsizlik ve lakaytlık olarak hayat buluyor. Bireyi önemseyen ve bireyi merkeze alan bir sosyal politika anlayışını benimsiyorsak, devletin sorumluluğunu bireyin kuralcılığıyla birleştirmemiz gerek. Aksi takdirde, felaket sonrası gelen sosyal yardımlarla bir sosyal politika işleyişi inşa edeceğiz.
Başlıklar :