İyiliği Allah için yap!
04:00, 16/10/2026, Cuma
Yeni Şafak

İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım.
Bir iyiliğin değeri, kaç kişinin onu gördüğüyle değil, hangi niyetle yapıldığıyla ölçülür. Kur’an ve sünnet, Müslüman'ı gösterişten uzak durmaya, ihtiyaç sahibinin onurunu korumaya ve yaptığı iyilikte Allah’ın rızasını gözetmeye çağırıyor.
İnsan yaptığı güzel işlerin bilinmesini, takdir edilmesini ve başkaları tarafından örnek gösterilmeyi isteyebilir. Oysa İslam ahlakında bir davranışın değerini belirleyen yalnızca dışarıdan nasıl göründüğü değil, hangi niyetle yapıldığıdır. Aynı yardım, bir insanın ihtiyacını gidermek amacıyla da insanların beğenisini kazanmak için de yapılabilir. Görünürde aynı olan bu iki davranışın manevi karşılığı ise niyetle şekillenir.
Hz. Peygamber’in “Ameller niyetlere göredir” hadisi, Müslümanın hayatındaki bu temel ölçüyü ortaya koyar. İhlas, yapılan ibadeti ve iyiliği yalnızca Allah’ın rızasını gözeterek gerçekleştirmektir. Bu nedenle insanın kendisine sorması gereken soru, yalnızca “Ne yaptım?” değil, aynı zamanda “Bunu neden yaptım?” olmalıdır.
KUR’AN’IN GÖSTERİŞ UYARISI
Kur’an-ı Kerim, iyilik yaparken gösterişe kapılmamayı açıkça öğütler. Bakara Suresi’nin 264. ayetinde şöyle buyrulur: “Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı hâlde malını gösteriş için harcayan kimse gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan ve maruz kaldığı şiddetli yağmurun kendisini çıplak bıraktığı bir kayanın durumu gibidir. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.”
Bu uyarı, özellikle ihtiyaç sahiplerine yardım ederken dikkat edilmesi gereken önemli bir ölçüdür. Bir insanın sıkıntısını gidermek için uzatılan el, onu mahcup etmemeli; yapılan yardım, karşı tarafın onurunu zedelememelidir. İyiliğin ardından minnet beklemek, yapılanı sürekli hatırlatmak veya ihtiyaç sahibini başkalarının önünde zor durumda bırakmak, yardımın taşıması gereken merhamet duygusuna zarar verir.
KİMSENİN BİLMEDİĞİ İYİLİK
Bakara Suresi’nin 271. ayetinde sadakanın açıktan veya gizlice verilmesi şöyle ele alınır:
“Sadakaları açıktan verirseniz ne güzel! Eğer onları gizleyerek fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızdan bir kısmının bağışlanmasına vesile olur. Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”
Buradaki ölçü, bütün iyiliklerin mutlaka gizlenmesi gerektiği değildir. Önemli olan, davranışın niyeti ve insanlara sağlayacağı faydadır.
Bazen bir öğrencinin eğitim masrafını sessizce karşılamak, bazen borç içindeki bir aileye kimseye duyurmadan destek olmak, bazen de bir insanın derdini dinlemek en kıymetli iyiliklerden biri olabilir. Böyle davranışlar alkışa ihtiyaç duymaz çünkü amaç, iyiliği yapanın görünmesi değil, ihtiyacın giderilmesidir.
İYİLİĞİ GÖRÜNÜR KILMAK MI, KENDİNİ GÖSTERMEK Mİ?
Günümüzde sosyal medya, yardım faaliyetlerinin daha geniş kitlelere ulaşmasını ve başkalarının da iyiliğe teşvik edilmesini sağlayabiliyor. Bu nedenle yapılan her iyiliğin paylaşılmasını yanlış kabul etmek doğru değildir. Ancak paylaşımın amacı, ihtiyaç sahibinin mahremiyetini koruyup korumadığı ve insanları iyiliğe teşvik edip etmediği üzerinde düşünmek gerekir.
Müslüman, yaptığı iyiliği başkalarına örnek olmak için anlatabilir fakat bunu kendi üstünlüğünü göstermek için bir araca dönüştürmemelidir. Çünkü iyilik, insanın ne kadar iyi olduğunu kanıtlama yarışına dönüştüğünde özündeki samimiyeti kaybetme tehlikesiyle karşılaşır.
ALKIŞIN OLMADIĞI YERDE
İyiliğin en samimi hâli, insanın karşılığını insanlardan beklemeden davranabilmesidir. Kimsenin bilmediği bir yardım, karşılık beklemeden tutulan bir el, kimse görmeden yapılan bir ibadet… Bunların her biri, insanın niyetiyle Rabbi arasında kurduğu bağı güçlendirebilir.
Asıl mesele, iyiliğin görünür olup olmaması değil, kalbin neyi gözettiğidir. Çünkü insanın yaptığı iyilik unutulabilir, takdir görmeyebilir fakat Allah rızası için yapılan hiçbir iyilik değersiz değildir.