Dün sabah Uluslararası Teknolojik, Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı tarafından düzenlenen Haliç Buluşmaları kapsamında bir toplantı yapıldı.
Biraz eskilere gittik.
''Bin yıl'' kadar öncesine.
Konu, Sultan Alpaslan''ın Malazgirt zaferine hazırlandığı dönem değil, 28 Şubat dönemiydi.
*
Tam ifade edecek olursak, şu şekilde:
''28 Şubat Postmodern Darbesinin Ekonomik, Sosyal ve Siyasal Sonuçları''
Mehmet Nuri Görenoğlu''nun yönettiği programa Dr. Ömer Bolat ve Gazeteci Yazar Ekrem Kızıltaş konuşmacı olarak katıldı.
Davet mesajında ''Mimarları tarafından bin yıl süreceği iddia edilen 28 Şubat Postmodern Darbesinde nelerin yaşandığı, demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçen bu sürecin nasıl tezgâhlandığı, on binlerce mağduru olan bu pembe darbenin ekonomik, sosyal ve siyasal sonuçlarının neler olduğu gibi pek çok soruya cevap aranacak'' diye belirtilmişti.
Doğrusu daha fazla soruya cevap arandı ve bulundu.
*
Aslında o darbenin mağdurlarının on binlerle değil, milyonlarla ifade edilmesi gerektiği bir defa daha ortaya çıktı.
Zira bütün ülke zarar gördü.
Çok kârlı çıktığını düşünenler de içinde.
Öyle bir zanna sahip olanlar, kendi adına ne kadar fazla avantaj sağladığını, ne kadar yüksek kazançlar elde ettiğini hesap etse de, işin aslı öyle değil.
Onlar derin yanılgıları içinde avunurken, on yıllarca geride bırakılan bir ülkenin vatandaşı olmanın sonuçlarını yaşamak zorundalar.
Davetiye metnini hazırlayan arkadaşlar, nezaket göstermişler.
Adı sanı ister postmodern olsun ister lostmodern, bir darbeye nezaketle bakınca, pembe de görebilirsiniz, toz pembe de.
28 Şubat döneminde nasıl alçakça tavırlar sergilendiği, ne tezgâhlar kurulduğu, bankaların ne şekilde hortumlanarak batırıldığı, halkın hizmetine harcanması gereken milyarlarca liranın kimlerin hesabına aktarıldığı, darbe gerekçesi olarak nasıl ucuz bahanelerin sayıldığı gibi hayati önem taşıyan hususlar, MÜSİAD salonunda üç saati aşan süre içinde ele alındı.
*
Ömer Bolat, o dönemde atılan manşetleri peşpeşe okurken, bir zaman tünelinde yolculuk yaptık.
''Şerefli basınımızın'' o manşetleri, büyük bir planın önemli birer parçasıydı.
Yoksa halkın yanlış yönlendirilmesi, yanlış bilgilendirilmesi nasıl mümkün olacaktı?
Millet olarak uyanık olmak gerektiğini hatırlattı Ömer Bolat.
Bu tür hadiselerin tekrar yaşanmaması için demokrasiye vurgu yaparken, Mesnevi''den tam yerini bulmuş bir hikâye aktardı.
Bir kurbağadan kendisini suyun karşısını geçirmesini isteyen akrep, yolun yarısında dayanamayıp sokunca, ikisi de canından olmaz mı?
Yukarıda ''kimse hariç değil'' diye anlatmaya çalıştığım hususun bir cümleyle özeti.
*
Ekrem Kızıltaş, 28 Şubat öncesi ve sonrasında yakından şahit olduğu hatıraları aktardı ki her biri ibretlik hadiselerdir.
Ülkesine hizmet etmek için çırpınan ve çarçur edilen kaynakların millete yönlendirilmesine gayret eden rahmetli Başbakan Erbakan''ın ne kadar iyi niyetli ve sabırlı davrandığını anlattı.
Fakat netice malûm.
*
Şimdi 28 Şubat aktörlerinin bir kısmı yargıda.
Önemle altını çizelim: Bir kısmı.
Bazıları rahmetli Erbakan''ı ne kadar çok sevdiklerini, ne kadar uyumlu olduklarını ve onun da kendilerini ne kadar çok sevdiğini anlata anlata bitiremiyorlar.
Ve görünüşe bakılırsa, hiç biri suçlu değil.
Esas oğlan ve esas kız dahil bütün aktörler masum.
Yönetmen ise kayıp.
Galiba kabahatin tamamı senaristte.
Allah aşkına bilen varsa söylesin, kimdir o senarist ve nerelerdedir?
Pabucu ister bütün olsun ister yarım, çıksın ortaya oynayalım.
Başlıklar :

