Sayın Erdoğan"ı bundan 15 yıl mukaddem, Pınarhisar Cezaevi"ne uğurlayanların arasında Ahmet Kaya da vardı.
Bir "belgeselde" buna yer verilince, Ece adlı bir kadın yazar, "Yuh!" demişti, "Ahmet Kaya"yı da mı kullanıyorsunuz?.."
Çok geçmeden de naçar tornistan etmişti: "Ahmet Kaya o konuşmayı Başbakan için yapmış. Bilmiyordum. Şaşırdım."
Şayet...
Söz konusu konuşmayla Erdoğan"a destek veren Ahmet Kaya olmasaydı elbette şaşırmakla yetinmeyecek (mutat olduğu üzre) "yandaş, yalaka, kendini kömüre makarnaya satan adam" diye saydıracaktı
Zira bu tiplerin üç aşağı beş yukarı tavırları bellidir.
Evet, "tip" diyorum; çünkü, bir "karakter" olamayacak kadar derinliksiz, yüzeysel insan evladıdırlar.
Birbirlerinden de pek farkları yoktur.
Bengalli o bacımız Amberin Zaman da Ahmet Kaya"nın Erdoğan"ı desteklemesine kuvvetle muhtemel taaccüp etmiştir.
Gelgelelim, Ahmet Kaya"nın isminden korkmasaydı, ("Müslüman toplumdan başka ne beklenirdi" dediğine göre) "Müslüman sanatçıdan da başka ne beklenirdi" diyebilirdi.
Bu tipler şaşırsın, şapşallaşsın diye bir tane de ben örnek vermek isterim:
Erdoğan cezaevinin yolunu tuttuğunda Nihat Genç de Leman dergisinde müthiş bir "uğurlar olsun" yazısı döşenmişti.
Mesela, sayende arkandan dökebileceğimiz bir kova suyumuz var diyordu.
Erdoğan, İstanbul"a suyu, (solunabilecek) havayı, hatta (çöp dağlarından temizlemekle) yolu getiren adamdı
26 Mart 1999"du.
Gidiyordu.
Uğurlayan kalabalığın arasında sıradan gönüldaşları olarak ben ve eşim de vardık.
Ağlıyorduk!
O bizim yıllar yılı aşağılanmamızın, yalnızlığımızın, yoksunluğumuzun hülasası gibiydi.
Ve, o bizim geri dönen sevincimiz umudumuz olacaktı.
Biliyorduk.
"Muhtar bile olamaz" dedikleri halde biliyorduk.
O vakitler de Rahmi Koç gibiler, "Tayyip"in 1 milyar doları var" diye erkenden düğmeye basmışlardı.
Biz, yani, "eski Türkiye"nin zencileri", Erdoğan"ın yanında durmakla vesayet rejimine karşı direniyorduk.
Kılıçdaroğlu aşkıyla masanın üzerine çıkıp oynayanlar, Mustafa Sarıgül ve Kemal Kılıçdaroğlu isimlerinden "Mustafa Kemal" terkibi üretenler bize "yandaş" diye bühtan ediyorlardı.
Hiçbir bakanla bakanlıkla hiçbir zaman işim olamadı. Başbakanlığın yolunu dahi bilmem.
Bizim davamız kendimizi göstermek davası değildir.
Bu dünyanın malı mülkü şanı şöhreti neyi varsa hepsi sizin olsun; bana, Türkçe bilmediği için öğretmenine tuvalet ihtiyacını söyleyemeyip altını ıslatan o Kürt kız çocuğunun anadilde eğitim özgürlüğünü kazanması yeter.
Gezi gericileri (bir başka ifadeyle, "BBC ve CNN direnişçileri") bunu anlamaz.
Anlasalardı, Gezi"ye aşk ve şevkle anten olan Alman medyasının Hamburg olaylarına karartma uygulamasını zerre miskali sorgularlardı.
Anlasalardı...
"Taksim"den matine-suare canlı yayın yapan CNN, Ferguson"a neden sağır" diye sorarlardı.
Hadi şuncacık şeyi sorgulayacak kafa yok diyelim, yürek de mi yok?
Malumunuz, Pueblo Kızılderilileri, "Normal hiçbir kimse kafasıyla düşünmez. Biz yüreklerimizle düşünürüz!.." derler.
Yazık ki yazık, maklube yiye yiye birçoğunun yürekleri de paslandı.
O kadar ki, "Sözcü kafalı" oldular.
"Mustafa Keser"in askerleriyiz" diyerek yola çıtılar; gittiler, Emin Çölaşan"a asker yazıldılar.
Başlıklar :

