Müslüman dünya kendi doğal liderlerini seçme hakkını elde etmedikleri sürece "Filistin meselesi"nin çözümü de mümkün olmayacaktır. Mevcut despot rejimler ise iktidarlarını başkalarının hesabına Müslüman halkları kontrol altında tutmalarına borçlular. Bu arızî durum değişmedikçe bu bölgede ne kalıcı ve adil bir nizam kurulur, ne de herhangi bir sorun çözülebilir. Bin yıldır bu bölgede nizamı tesis eden Selçuklu-Osmanlı yönetim mirasının 1918"de tasfiyesinden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Toparlanmak şöyle dursun parçalanmalar daha acı veren şekillerde yoğunluk kazanıyor. Irak ve Suriye"de yaşananlar bu parçalanmaların mahiyetine dair bir fikir verebilir. Dünya kamuoyunun nazarında ise durum şudur: Müslümanlar birbirini boğazlıyor. Ve İsrail Filistinlileri öldürmeye devam ediyor.
"Arap Birliği"nin 22 üyesi var, toplam nüfusu 350 milyonu buluyor. İçlerinde Suud-i Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Katar gibi petrol ve gaz zengini ülkeler de var. "İslam İşbirliği Teşkilatı"nın 57 üyesi var ve nüfusu 1.5 milyarı geçiyor. Her iki dev teşkilat mazlum Filistinlilerin derdine deva olamıyor. Üstüne üstlük uzun yıllar Arap milliyetçiliğinin bayraktarlığını yapan Mısır, İsrail"in güvenliğine sağladığı katkı için ABD"den her yıl 1.5 milyar dolar yardım alıyor. Enver Sedat"ın İsrail"le yaptığı onur kırıcı "Camp David" Anlaşması"ndan bu yana devam eden yardımın 1.3 milyar doları askerî, 200 milyon doları ekonomik destek, 7 milyon doları ise güvenlik yardım programı kapsamında. Halkın özgür oylarıyla seçilmiş bir hükümetin sürdüremeyeceği bu onur kırıcı misyonu, daha önce General Sedat ve General Mübarek gibi şimdi de darbeci General Sisi sadakatla sürdürecektir. Sisi"nin sadakati sağlanmış olmasa darbe yapmasına izin verirler miydi?
İktidarlarını ABD"nin sayesinde sürdüren Körfez rejimlerinin göstermelik beyanatlar ve girişimler dışında İsrail"e karşı gerçek bir tutum almaları çok zor. Irak, Suriye ve Lübnan"ın durumu ise ortada. ABD"nin İsrail"le olan ilişkisi diğer devletlerle ilişkilerin üzerinde. Barack Obama dahil, her seçilen ABD Başkanı bu ilişkiyi bilhassa vurgulama ihtiyacı duyuyor. Seçildikten sonra yaptığı konuşmada Obama ABD"nin dış politikasında İslam dünyasıyla köprüler kurmayı hedeflediğini ilan etmişti. Ankara"da ve Kahire"de yaptığı konuşmalarda ABD"nin İslam dünyasındaki kötü imajını silmeye çalışacağını vaat etmişti. Obama şimdi ikinci döneminde ama Amerika"nın imajında ciddi bir değişiklik olmadığı gibi Filistin meselesinde de beklentilere cevap veremedi. Amerika cephesinde değişen bir şey yok.
İsrail Gazze"de dünyanın gözü önünde Filistinleri katlediyor. Halkı Müslüman devletlerden-her zaman olduğu gibi- sadece "kınama" mesajları geliyor. İslam dünyasında ciddi bir "liderlik" problemi olduğu bir kez daha tescil ediliyor. Adına "uluslararası toplum" denilen ve aslında bir kaç büyük devletin çıkarları arasındaki dengelere bağımlı olan bir camianın Filistin meselesine çözüm bulmasını beklemek zavallılık. Böyle bir şey şimdiye kadar olmadı, bundan sonra da olacağı yok. "Uluslararası camia"nın en somut görünümü "Birleşmiş Milletler" ve onun da ipleri Güvenlik Konseyi"nin veto hakkına sahip 5 daimi üyesinin elinde. BM"nin İsrail aleyhine aldığı kararlar uygulansaydı Filistin meselesi bir sükunete çoktan kavuşurdu. Tavşana kaç, tazıya tut demekten öteye geçmeyen bir BM sistemi var. İslam dünyası ekonomik ve siyasi birliğini inşa edemediği sürece bu zillet devam eder.
Başlıklar :

