Saraylar ve Müzeler Müdürlüğü"ne bağlı bir köşkü geziyoruz.
Ziyaretçilere bir rehber eşlik ediyor. Rehberin eşlik etmesi ne demektir? Gezmekte olduğunuz mekanın tarihi, mimari yapısı, dönemin kültürü hakkında düzgün cümleler eşliğinde bilgi sunmasıdır öyle değil mi?
Nasibimize düşen rehber de konuşuyor konuşmasına. Ama nasıl dereden tepeden. Grubun içindeki küçük çocukları merkeze alarak söyleyin bakalım çocuklar şu nedir eşliğinde; Cem Yılmaz performansına sahip olduğuna ölümüne inanmış bir eda ile nükteler patlata patlata.
Rehberin saygısız ve lakayt tavrından İstanbul adına rahatsızlık duydum. Çıkışta şikayetimi, şikayet kutusuna attım.
Bir yanlışa yol açmamak için siz buranın resmi rehberi misiniz diye sordum. "Evetttt" dedikten sonra gayet müstehzi bir şekilde beğenemediniz mi yani anlamında bir vücud dili kullandı. Onun o tavrına karşılık net ve dosdoğru bir dil ile "Verdiğiniz rehberlik hizmetini hiç beğenmedim" dedim. Doğrudan, direkt, sesimi yükseltmeden, aşağılayıcı bir dil kullanmadan. Kamusal iletişim dilinin doğrudan olması gerektiğine inanıyorum çünkü. Duygusal olmayan nesnel bir dil.
Rehberimiz "Guruptan sizin dışınızda memnun olmayan biri çıkmış mıdır acaba?" dedi.
Çıkmamıştır büyük ihtimal.
Rehber necip halkımızı eğlendiriyor ve dokuz takla eşliğinde adeta kendi evini gezdirircesine gezdiriyor daha ne olsun!!!
"Halk memnuniyeti" karşısında susmamız gerekiyor bu durumda.
Susacak mıyız ?
Hayır.
Müzede hizmet veren rehberin halk memnuniyetini merkeze alması değil, öncelikli olarak uyması gereken kurallara riayet etmesi esas olmalıdır .
Köşkün içinde gerçekleştirilen "rehberli tur", "Ay ne güzel sobalar var aman da ne büyük halılar bunlar" temalı konuşmalar eşliğinde nihayetlendikten sonra ziyaretçi hanımlardan biri arkadaşına, "Ay bu kadar saray gez sonra git evine ne zor değil mi" diye şikayette bulunacak oldu, rehberİMİZ bu konuşmanın üzerine hemen derdini döktü ortaya: "Ya biz ne yapalım ya biz. Sabahtan akşama kadar buralarda dolaştıktan sonra eve varıp..."
Rehberi ve güvendiği halk memnuniyetini arkada bırakıp zihnimi rüzgara teslim ettim. Mihmandarım kederli bir can sıkıntısı.
Köşkün bahçesinden caddeye doğru yürüyoruz. Ne tarafa gideceğimizi bilemeden. Yanımda liseli yol arkadaşım. Yürüye yürüye varacağımız yere ulaşamayacağımızı anlayınca bir taksi çeviriyoruz. Durağın adı zihnimde kayıtlı. Biraz önceki rehberin ekmek parası ile oynamamak için durağın ismini yazmıyorum. Lakin şu mukayeseyi yapmaktan zihnim vazgeçmiyor: Biraz önceki rehber ne kadar cahil ve kaba ise binmiş olduğumuz taksi şoförü o kadar bilgili. Yanımdaki genç yol arkadaşım restore edilmekte olan bir mekanı gösteriyor ve ne var burada diyor taksi şoförü derhal cevap veriyor. Genç arkadaşım Avrupa ile Anadolu yakasındaki köşkleri zaman zaman birbirine karıştırıyor, şoförümüz gayet nezih bir dil ile düzeltiyor.
Şimdi soru şu:
Kamu personelinin nezaket ve kendini yenileme konusunda her beş yılda bir gözden geçirilmesi gerekmiyor mu?
Başlıklar :

