Dört gün sonra İstanbul''un beş yüz altmışıncı fetih yıldönümünü kutlayacağız.
Mehter meydanı inletecek, kösler vuracak, ziller şangırdayacak.
1453''ten bugüne 560 yıl.
Bir insan için çok uzun, binlerce yıllık tarihe sahip bir millet içinse kısa bir zaman.
Dün değilse bile önceki gün sayılır.
Anadolu''ya gelişimiz üç aşağı beş yukarı bin sene oldu.
Sultan Alparslan''ın 1071 Malazgirt zaferini kesin tarih olarak görmek mümkün ama daha öncesinde münferiden gelip yerleşenlere dair bulgular mevcut.
Onu göz ardı edemeyiz.
*
Geçen zaman içinde bu topraklarda neler yaşadık!
Huzurla keder, savaşla barış, üzüntüyle sevinç, doğumla ölüm hepsini gördük.
İnşallah daha da göreceğiz.
Şimdi bir soru:
Hâkimiyet nasıl bir şeydir?
Böyle sorunca, net şekilde anlaşılmayabilir.
Biraz açıp örnekleyelim.
Mesela bir kişi kendi evinde istediği koltuğa oturabilir, istediği bardağı kullanabilir mi?
Yoksa yakın veya uzak komşularından biri, ''Bu ev her ne kadar senin olsa da, bütün eşyalarının sahibi sen olsan da şuraya oturamazsın, şu bardağı kullanamazsın'' gibi kısıtlama getirebilir mi?
Saçma mı?
Evet, bence saçma. Hem de fazlasıyla.
Fakat kazın ayağı gerçekte nasıl?
*
İstanbul''un fethinden sonra cami yapılan Ayasofya, kaç yıldır müzeye dönüşmüş durumda.
Hani bu evin sahibi bizdik?
Hani bu topraklar bizimdi?
Şimdi tekrar sorayım:
Hâkimiyet nasıl bir şeydir?
Birazcık hâkimiyetten söz etmek mümkün müdür?
Hâkimiyetin kısmi olanı bir işe yarar mı?
''Birazcık hamileyim'' sözü nasıl tuhaf ve abes hatta imkânsız ise, ''Birazcık hâkimiyetimiz var'' ifadesi de aynıdır.
Hâkimiyetin ya vardır, ya yoktur.
Mustafa Kemal Atatürk''ün ''Hâkimiyet, bilakayduşart milletindir'' sözünü hatırlayalım.
Ve gerçekten hâkimiyet kayıtsız şartsız milletinse, soralım millete.
''Ayasofya''nın müze olması mı normaldir, cami olması mı?''
*
Ayasofya''nın tekrar cami olması bağımsızlığımızın göstergesi olacaktır şüphesiz.
Bu maksatla bir araya gelen bazı kişiler internette arz-ı endam eylemiş ve ayasofyacamiiolsun.com adresinden mesajlar göndermeye koyulmuşlar.
Diyorlar ki: ''Bu ülkeyi bize vatan yapan cihan padişahı Fatih''in emanetinin bugün kilitli ve zincire vurulmuş olması bizleri derinden yaralamaktadır. Ayasofya''nın en kısa sürede cami olarak ibadete açılmasını istiyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Akdamar kilisesinde, Sümela manastırı ve Tarsus''taki tarihi kiliselerde ibadet yapılmasına izin veren yasal düzenlemeler yaparken müslümanların Ayasofya''da ibadetine izin verilmemesi bir insan hakkı ihlali değil midir?''
*
Bu mesajı görünce, vallahi ümidim kırıldı.
Zira niyet her ne kadar halis olsa da cümleler bozuk; başı Şam''da, sonu Bağdat''ta.
Dahası, açılan adres hatalı.
Doğrusu ''ayasofyacamiolsun'' şeklindedir. (Bir fazla i''den ne çıkar demeyin, neler çıkar!)
Aradaki farkı anlamayana ve okuma yazmayı askerdeyken Ali Okulu''nda öğrenenler gibi davranıp kendi dilini yeterince bilmeyen ve sahip çıkamayanların, Ayasofya''ya sahip çıkmaları mümkün değildir.
O eserden bahsederken ''Ayasofya Camii'' demek doğrudur, ''Ayasofya camii olsun'' demek yanlıştır.
Hacı, ''Ayasofya cami olsun'' demeyi öğrendiğin gün gel, beraber mücadelesini verelim.
Ola ki kazanırız. (İnşallah)
Yoksa bir asır daha böyle gider.
Başlıklar :

