Dün, Bölgesel 4’lü Türkiye-Mısır-Pakistan-S.Arabistan ile Avrupa 3’lüsü İngiltere-Almanya-Fransa İstanbul’da bir araya geldi. Bu satırlar yazılırken adı geçen 7 ülkenin dışişleri bakanları (sonra İtalya da katıldı) henüz bir sonuç bildirisi veya basın açıklaması yapmamıştı. Ama konumuz zaten orada konuşulanlar değil, konuşulmayanlar…
***
Çin, ABD ve Rusya liderlerinin ‘süper zirve’de bir araya gelme girişimleri üzerinden yapılan ‘Yalta’ göndermeleri aşırı indirgemeci. Benzerliği biraz ‘görsel’ saymak lazım. Çünkü, ‘Yeni Yalta’ metaforunu kullandığınızda, ‘eski alet çantanızdan’ bir ‘tesviyeruhu’ yani ‘su terazisi’ çıkarmış olursunuz. Oysa, ‘bu güçler neden ve nasıl bir araya geliyorlar’ merakında sizi ilk karşılayan, ‘çok kutuplu düzene’ ait saiklerdir. Hasılı, artık anlaşalım/alışalım, ‘eski alet çantamız’ yoktur. ‘Tarih yoktur’ anlayanlar var, zinhar! ‘Batı egemenliği sona eriyor’ diye kabaca kestirip-atılan tarifin açılımı, “yeni çağ” diyebileceğimiz dönüşüme isabet ediyor. O da, ‘yeni alet çantası’ istiyor…
Dış politika felsefesinden diplomasi pratiğine geçtiğimizde bu zirveyi nasıl tartmalıyız? Ukrayna ve İran savaşlarının, parselizasyon pazarlıklarıyla bitirileceği, taraflara da söz hakkı verilmeyeceği söyleniyor. Mümkündür. Geçtiğimiz hafta gerçekleştirilen Avrupa zirvesinin ardından Alman Şansölyesi, Kiev’e yeni destek için karar alınmadığını söyledi. Mesajdır.
Amerikan politikasının hakim kısmında Ukrayna ve destekçilerinin, yani Batı Avrupa’nın artık ortak değil, başa dert görüldüğü dönemdeyiz. Bu da Ukrayna’ya güç ve gaz veren ülkelerin etkisini zamanla yitireceğini gösteriyor. Hatta kasım seçiminin sonuçları ne olursa olsun, 2028’de kim ABD’nin başına gelirse gelsin, Rusofobik, ‘Kremlin beyaz bayrak çekmeden olmaz’cıların mini etki gruplarına küçüleceğini gösteriyor…
Üçlü süper zirve için adreslenen ‘APEC-Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği’ toplantısı ile yine Trump-Putin-Xi’nin katılacağı söylenen ABD’deki G20 zirvesi bu gerçeği mühürleyebilir…
***
Kaldı ki, hep birlikte izliyoruz işte; Fransa’daki öğrenci protestoları hem kıtasal kaynamalar yaratıyor hem yayılıyor. Macron kontrolü kaybetti. Brüksel’de öğrenci gösterileri, Portekiz’de “orta sınıf”ın konut/kira itirazları, İtalya’da polisle çatışmalara varan direnişler, Yunanistan’da hayat zorluğu protestoları, Arnavutluk’ta yine öğrenci hareketleri aldı-yürüdü…
Amerika’nın önceliğini İsrail soykırımının finansına vermesi gibi, Avrupa elitinin vatandaş vergilerini Ukrayna savaşına aktarması, savunma sanayi inşasına girişmesi, zaten ağır ekonomik şartlar altındaki halkların hükümetlerine duyduğu güveni tüketmiş görünüyor…
Avrupalı seçmenlerin, AB’ye dair şüpheleri ile Rusya’yla yeniden enerjik, ekonomik ilişkiler kurma eğilimi artıyor. Zaten bu yüzden, ABD ve diğer büyük oyuncuların Avrupa ile Rusya’yı bu sefer kendi şartları altında buluşturma gayretleri bir alt dalga olarak yükseliyor…
Tabii biz bugüne kadar Kanada, Hollanda vb bir yana, İngiltere, Almanya, Fransa’yı yarı süper güç olarak gördüğümüzden, onların da aslında ve artık birer “orta boy ülke” oldukları gerçeğini atlıyoruz. Bunun nedeni, işte o eski alet çantasına bağımlılığımız…
Yeni dünya düzeninin, “orta boy ülkelerin önüne büyük fırsatlar getireceği” kabulündeki “orta boylar” onlar değil. Eski düzen konjonktürü ve küresel ekonomik bağlamı yüzünden boyları sündürülüyordu. O lunapark aynalarına on yıllarımızı gömdük. Bu yüzden yeni bir “orta boy ülkeler” tarifine, tasnifine ihtiyaç vardır.
‘Hangileridir gerçek orta boylar’ derseniz, kerteriz noktasını Türkiye’den alabilirsiniz. Tabii “yeni çağı” iyi anlayıp, iyi yönetmek kaydıyla…
***
Önceki Amerikan iktidarlarının tersine Trump yönetimi Avrupa’da yeni liderlerin seçilmesini teşvik ediyor. En azından engel olmuyor. Halk hareketlerine de itiraz etmiyor. Bir yıl içinde üst üste yaşanacak seçimlerin ardından yeni Avrupa ve hatta AB ortaya çıkabilir. Bu da Avrupa merkezli ‘orta güçlerin’ rütbesini, kenar/sınır devletler statüsüne indirebilir…
İyi örneklerden biri, Türkiye’nin son Libya başarısına AB liderliklerinden gelen ağır eleştirilerdir. ‘Gidici’ elitlerin sesleri onlar. Ya da şöyle söyleyelim, kadük ve köhne Avrupa ‘orta boylarının’, yeni jeopolitik gerçeklere yaslanan ‘gerçek’ orta boya, boylarının yetmeyeceği kadar yükselmesidir. Yine “eski alet çantası”dır. AB kapısında hiç gelmeyecek sırasını bekleyen Türkiye’ye yükselme alışkanlığı yani. Oysa ne Ankara ne de Türk halkı AB terbiyesizliklerini kâle almıyor artık…
***
Ukrayna ve İran savaşlarının gidişatı ile üç süperin ilişkilerinden gelişecek dünya sonuçlarını eşitlemeyelim. İlki, gidişatın kademesidir. Ama Washington’un Moskova ve Pekin’le masaya oturma kabulü, Rusya ve Çin olmadan dünyayı tek başına yönetemeyeceğinin ilanıdır…
Avrupa’nın o masada istenmemesi, yer bulamaması da odur. ABD ve Rusya’nın Avrupa’ya nasıl baktığı buz gibi ortada. Avrupa da bunu anlamış görünüyor. Çin’in yerleşik bir kararı yok ama Fransa ve Almanya’nın otomotiv sektöründe Pekin’i durduracak anlaşmalar imzalaması türünden ısırgan örnekleri de görüyorlar…
Avrupa ortaboylarının bölgemiz politikaları da aynı gerçeğin tezahürüdür. Arabistan’a ABD burun kıvırırken İngiltere’nin uçak kaldırması odur. Kanada’nın Türkiye ile ‘stratejik ortaklık’ kurması odur. İşte, ‘R4-E3’ buluşmasının arkasındaki Türk bakışı budur; Avrupa’nın düşük ortaboyları ile bölgede azalan ABD gerçeğini, kendini merkeze alarak Orta Yol ve Mekke İttifakı üzerinden Doğu’ya bağlamak…
Üç süper masası bazı konularda bu yaklaşımı zorlayacak, bazı konularda kolaylaştıracak.

