Dile kolay: Yeni Şafak’ta köşe yazarı olarak tam 10’uncu yılımı doldurdum. İlk yazım 15 Ekim 2016 Cumartesi günü yayınlanmıştı. Ele aldığım konu, Fas’taki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin politik serencâmıydı, yazı yayınlandığında da Nahda Hareketi lideri Râşid Gannûşî ile röportaj yapmak üzere Tunus’taydım. O günkü heyecanımı herhalde hayatım boyunca unutamam.
O tarihten günümüze, cumartesi ve çarşamba günleri, sizinle burada sürekli buluştuk. Bunun tek bir istisnası, 8 Şubat 2023 Çarşamba oldu. Gazetemizin bütün sayfaları Maraş ve çevresindeki depreme ayrılmıştı, ben de dâhil kimsenin bir şey yazabilecek mecali yoktu o gün. Onun dışında seyahatler, hastalıklar, yoğunluklar demeden, köşemi hiç boş bırakmadım. Sütunumu bana emanet edilmiş bir imkân olarak gördüm. Bu imkânı da aynı şuurla değerlendirmeye çalıştım.
On yılın muhasebesi sadedinde, gazete yazarlığıyla alakalı olarak bana çok sorulan bazı soruları cevaplamak istiyorum bugün:
Yazacağınız konuları nasıl seçiyorsunuz?
Çalıştığım ve yıllardır yoğunlaştığım saha İslâm coğrafyası olunca, konularımı da tamamıyla bu sahadan seçiyorum. Ülke gündemi, iç siyaset veya diğer mevzular hakkında yazan kıymetli yazarlarımız zaten var. Ben başından beri kendi ilgi alanlarıma odaklanmış durumdayım. Malzeme zaten çok bol. Konularımı seçerken de Türkiye’de yaşayan ve Türkçe okuyup-yazan insanları ilgilendireceğini düşündüğüm ve bilmelerinde fayda mülahaza ettiğim noktalara değinmeye çalışıyorum.
Bir yazıyı ne kadar sürede yazıyorsunuz?
Uzun zamandır yazıyla iştigal ettiğim ve işimde belli bir disiplin kazandığım için, köşe yazımı hazırlamak uzun sürmüyor. Bir de, zaten yazılarımın çoğu bazen günler boyunca gittiğim her yerde bana eşlik ediyor, konular zihnimde dönüp dolaşıyor, bazen yazmayı planladığım bir konu mecburen başka tarihe erteleniyor ve olgunlaşıyor. Gündemi takip ederken “Bu yazılır” diye not alıp aklımdan yazmaya başladığım çoktur. Bilgisayarımın başına oturduğumda, genellikle cümleler birbiri ardına eklenip hızlıca ekrana dökülüyor bu sebeple.
Okur-yazar ilişkisi sizin için ne anlam ifade ediyor?
Ben okur-yazar ilişkisinin güçlü ve manevî bir irtibat olduğunu düşünüyorum. Okurum hasbelkader bana güvenip hüsnüzan ederek yazdıklarıma kıymet veriyorsa, benim de ona malzemenin en iyisini ve en durusunu sunmam gerekir, kanaatindeyim. Köşe yazılarımı yazarken şu soruları kendime muhakkak sorarım: “Ben olsam bu yazıyı keyifle ve ilgiyle okur muydum?”, “Bu yazı, okurun zihninde yeni bir pencere açtı mı?”, “Yazdığım şey, okuyana bir şey kattı mı?”, “Okurun vaktini aldım, acaba buna gerçekten değdi mi?” Ben mesela bir okur olarak, bana bir şey katmayan, bilgi vermeyen ve farklı bir noktaya işaret etmeyen metinlerden keyif alamıyorum.
Bazı yazılarınız farklı bağlamlarda tartışıldı, polemiklere konu oldu. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?
Ben fıtraten polemik ve tartışma seven biri değilim. Yazılarımı yazarken de illâ birilerine sataşmak veya bulaşmak gibi amaçlarım yok. Ancak sürpriz polemiklerin içine sürüklendiğim çok oldu. Bunlardan bazısı muhataplarımın parçacı / seçici yaklaşımlardan kaynaklandı. Bazı yazılarım bağlamlarından koparıldı. Bazı yazılar, hiç öyle amaçlamadığım halde, güncel bir polemikle aynı zamana denk düştü. Bazısında ise benim belki merâmımı yeterince net ifade etmemem etkili oldu. Her tartışmadan ayrı bir ders çıkardığımı söyleyebilirim.
Yeni Şafak’ta yazıyor olmanın sizdeki karşılığı ne?
Her şeyden evvel, yurt içinde ve dışında dikkatle takip edilen -birçok sebeple satır satır okunan- bir gazetede yazmak, çok ciddi bir sorumluluk. Yeni Şafak’ta yazıyor olmak, yazılanlara ayrıca kulak kabartılmasına yol açıyor. Hatta Yeni Şafak’ta çıkan her bir köşe yazısının, sadece yazarının şahsî düşüncesini ifade etmediği yönünde yaygın bir kabul bile mevcut. Şimdiye kadar benim hiçbir yazıma herhangi bir müdahale olmamasına ve yazılarımı bir yerlerden yönlendirmelerle yazmamama rağmen, birçok makalemin “Hmm, demek ki…” şeklinde yorumlanması, tümüyle Yeni Şafak’ın Türkiye şartlarında kapladığı hacmi gösteriyor. Bu açıdan, Yeni Şafak kürsüsünden insanlara hitap edebilme şansını büyük bir nasip olarak görüyorum doğrusu.

