Galatasaray, derbinin ardından TÜMOSAN Konyaspor deplasmanını da kayıpsız geçti. Ancak Konya'daki karşılaşmayı yalnızca alınan üç puan üzerinden değerlendirmek eksik kalır. Çünkü sarı-kırmızılıların son dönemde değişen oyun görüntüsünün belki de en net örneklerinden birini izledik. 60. dakikada skor 4-0'a geldiğinde Okan Buruk'un beş oyuncusunu birden kenara alabilmesi, maçın hangi noktaya geldiğini anlatmaya yetiyordu. Galatasaray, deplasmanda oyunu erkenden çözmüş, kalan bölümü ise adeta rotasyona ayırmıştı.
Sezonun başlangıcında böyle bir Galatasaray yoktu.
Dünya Kupası'nın ardından oyuncuların fiziksel ve mental olarak yeniden toparlanması gerekiyordu. Yeni transferlerin takıma geç katılması, adaptasyon süreci ve kadronun birbirini tanıması zaman aldı. Şimdi ise o geçiş döneminin geride kalmaya başladığını görüyoruz.
Oyuncular birbirlerinin koşularını daha iyi tanıyor, ön alandaki hareketlilik artıyor ve Galatasaray topu kazandığında rakip kaleye çok daha hızlı gidebiliyor. En önemlisi, hücumdaki bireysel kalite artık bir takım oyununa dönüşmeye başladı.
Eski Galatasaray'ı hatırlatan dörtlü
Konya'da sol tarafta Leao görev yaptı ancak son dönemde şekillenen Barış Alper Yılmaz, Batrakov, Yunus Akgün ve Victor Osimhen hattı bana Okan Buruk'un Galatasaray'daki ilk dönemini hatırlatıyor. O dönem hücum hattının temelini Rashica, Mertens, Kerem Aktürkoğlu ve Icardi oluşturuyordu.
Bu dört oyuncunun en önemli özelliği yalnızca skor üretmeleri değildi. Galatasaray'ın ön alan baskısının başlangıç noktası da onlardı. Rakibi hataya zorlayan, top kazanıldığında doğrudan kaleyi düşünen ve birbirlerinin hareket alanlarını tamamlayan bir yapı ortaya çıkmıştı.
Bugünkü Galatasaray'da da benzer işaretler var.
Barış'ın fizik gücü ve dikine oyunu, Yunus'un bağlantı becerisi, Batrakov'un oyun zekâsı ve Osimhen'in hem savunma arkasına yaptığı koşular hem de ceza sahasındaki etkinliği birbirini tamamlayan özellikler.
Üstelik önemli bir fark var: Bu hücum hattının yaş ortalaması çok daha düşük.
Dolayısıyla Galatasaray yalnızca bugünü kurtaran bir hücum hattı oluşturmuyor. Doğru şekilde geliştirilebilirse birkaç sezon boyunca takımın ana omurgasını oluşturabilecek bir yapıdan söz ediyoruz.
Okan Buruk ideal 11'ine yaklaşıyor
Bence Okan Buruk açısından sezonun en önemli gelişmelerinden biri de ideal 11'in giderek belirginleşmesi.
Sezon başında yeni transferler, sakatlıklar ve oyuncuların fiziksel durumları nedeniyle sürekli değişen bir yapı vardı. Şimdi ise teknik heyetin hangi oyuncudan, hangi bölgede ve nasıl faydalanmak istediği daha net görünüyor.
Singo'nun sakatlıktan dönmesi de bu açıdan önemli. Sağlıklı bir Singo'nun özellikle Şampiyonlar Ligi seviyesinde Galatasaray'a ciddi katkı sağlayacağını düşünüyorum. Fizik gücü, atletizmi ve bire bir savunmadaki kapasitesi, Avrupa maçlarında takımın ihtiyaç duyduğu özellikler arasında. Geçen sezon Liverpool karşısında ortaya koyduğu performans, Singo'nun üst düzey rakiplere karşı Galatasaray'a neler verebileceğinin en somut örneklerinden biriydi.
Okan Buruk'un elindeki kadro artık yalnızca geniş değil, aynı zamanda birbirini tamamlayan oyunculardan oluşmaya başlıyor.
Osimhen için sıradan olmayan bir Konya gecesi
Son olarak Victor Osimhen'e ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Osimhen'in Konya deplasmanında gol atmasını futbol açısından sıra dışı bir gelişme olarak değerlendiremeyiz. Nijeryalı yıldızın Galatasaray formasıyla gol atması artık neredeyse alışılmış bir durum.
Fakat bu kez hikâye golden daha önemliydi. Çocuğu dünyaya gelen Osimhen'e Okan Buruk tarafından ailesiyle kalabileceği söylendi. Teknik heyet kendisine anlayış gösterdi. Buna rağmen Osimhen takımıyla birlikte olmak istedi. Maç günü Konya'ya geldi. Akşam sahaya çıktı ve Galatasaray'ı 1-0 öne geçiren golü attı.
Galatasaray'ın Konyaspor deplasmanı belki sezon sonunda şampiyonluğu belirleyen karşılaşmalardan biri olarak anılmayacak. Fakat Osimhen açısından bakıldığında bu maçın farklı bir anlamı olduğunu düşünüyorum.
Çünkü bir futbolcunun kulübüyle kurduğu bağ sadece attığı gollerle ölçülmez.
Kendisine verilen izni kullanmayıp takım arkadaşlarının yanında olmayı tercih etmesi, sıradan görünen bir deplasmana yetişmek için gösterdiği çaba o ilişkinin seviyesini çok daha iyi anlatır.
Osimhen zaten Galatasaray'ın yıldızıydı. Konya gecesi ise onun bu takımın yalnızca yıldızı olmadığını, giderek hikâyesinin de bir parçası haline geldiğini gösterdi.
Belki yıllar sonra bu maçın skoru unutulacak. Ama Osimhen'in çocuğunun dünyaya geldiği günlerde, kendisine verilen izne rağmen Konya'ya gidip Galatasaray'ı öne geçiren golü atması kolay kolay unutulmayacak.

