Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim: Olmaz! Stockholm’ü ilk gördüğümde yanımdaki arkadaşa dönüp: “Bu ülke bitmiş!” dediğimi hatırlıyorum. Buradaki bitmiş, tükenmiş manasına değil, olmuş anlamında. Öylesine bitmiş ki yeni bir yol, köprü, metro, bina yapmasan, tek bir yere bir tek çivi çakmasan, hiçbir yeni yatırım yapmasan, savunma sanayi ile uğraşmasan, yeni bir yasa çıkarmasan, hülâsâ hiçbir şey yapmasan da bu ülke böylece var olmaya devam eder. Buradan bakınca bitmişlik güzel. Ama bu bitenler ve başlayamayanlar sebebiyle heyecan, dinamizm, gerilim, insan, ruh ve mana da bitmiş. İşte bu acı.

Bir ülkenin tarihî tecrübesi, hikayesi, coğrafî özellikleri, jeopolitiği, sosyolojisi, iddiası gibi pek çok sebep o ülkenin kaderini belirliyor. Belki de bütün bu diğer sebeplerin coğrafyanın çocuğu olduğundan hareketle İbni Haldun’a hak verip sözümüzü daha kısa söyleyebiliriz: Coğrafya gerçekten kaderdir.

Türkiye’ye baktığımız vakit; bitmeyen, yeni başlayan, ısrarla devam eden, nasıl biteceği meçhul, gelmesi muhtemel pek çok meseleyle karşı karşıya kaldığımızı görüyoruz. Doğumuzda savaş biter mülteci meselesi başlar, güneyimizde terör biter kuzeyimizde savaş başlar, içimizde darbeye hevesliler tarihimiz boyunca hiç eksik olmaz, iki rahat nefes aldık deriz deprem olur nefessiz kalırız, say sayabildiğin kadar. İstesek de istemesek de iftihar etsek de yerinsek de Osmanlı evladıyız. Tarihin gördüğü en büyük İmparatorluklardan birisinin dahası İslam medeniyetinin en güzel yorumlarından birisinin varisiyiz. Bundan dolayı uğraşanımız, karıştırmaya çalışanımız, ayağa kalkmayalım diye başımıza çorap örenimiz eksik olmaz. Buradan bakınca bu bitmeyişler zor. Ama bütün bu meseleler yüzünden dinamizmimizin, heyecanımızın, ruh ve manamızın da diri kaldığını düşününce bu ahvâl güzel.

Gündem açısından bu kadar münbit bir ülkenin evlatları olarak ister istemez bazı mevzularımızı ihmal ediyor, dahası unutuyoruz. Bunlardan ikisini bu yazıda hatırlatmak isterim, belki bir faydamız dokunur.

Programlar vesilesi ile ülkemizin doğu ve güney doğusuna sık sık seyahat etme imkânı buluyorum. Sürûr ve iftiharla gözlemlediğim tablo şudur: Ülkemizin batısını imrendirecek kadar güzel yollar, köprüler, tüneller, viyadükler; binaları, parkları, ticareti, imkanları, huzuru ile muazzam güzel şehirler. Eskisiyle kıyas kabul etmeyecek kadar şahane her şey. Eskinin içini siz doldurun. Zira yirmi sene evvelki haliyle kıyaslamıyorum doğu ve güneydoğuyu bir önceki gidişimle kıyaslıyor ve yine hamd ederek şaşırıyorum gelinen noktaya.

Dün akşam Batman Kitap Fuarı dönüşü uçakta aklıma bir soru takıldı: Zorunlu bölge hizmeti ya da halk içinde meşhur olmuş tabiriyle ‘Şark görevi’ hâlâ devam ediyor mu? Mâlum, vaktiyle doğu ve güneydoğudaki yaşam şartlarının zorluğu sebebiyle 657’ye tâbi devlet memurlarının oraları tercih etmemesi yüzünden bir zorunlu çalışma yükümlülüğü getirilmiş. Polis, öğretmen ve genel memurlar için bu hizmetin süresi değişiyor, 2 yıldan başlayıp 7 yıla kadar devam ediyor. Maaş, lojman, kıdem vs gibi imkanlar da batıya kıyasla buralarda çok daha iyi. Dün gidilmek istenmeyen yerlerdi doğu ve güneydoğu, bugün cazibe merkezi haline geldi ama ‘şark görevi’ hâlen câri. İlginç değil mi? Bu meselenin yeniden ele alınıp, bugünün şartlarına göre yeniden değerlendirilmesi gerekmez mi? Bazı yerlerde bu uygulamanın devamı hâlen gerekiyorsa hiç olmazsa şark hizmetine dahil olan iller yeniden belirlense ve kapsamı daraltılsa iyi olmaz mı?

Dün ayrımcılık olmasın oraya da hizmet gitsin diye ihtiyaçtan ve haklı olarak ortaya konan şark görevinin bugün devam ediyor oluşu bu şartlar altında bir tür ayrımcılık gibi geliyor bana. Madem bu ülkenin her karışı bizim, her yeri nazarımızda bir; kaldıralım bu garâbeti! Hazır bazı şeyleri değiştirmeye başlamışken 12 Eylül darbesinin anayasamıza ve sosyal hayatımıza zorla sokuşturduğu ve eğreti duran, kabullenemediğimiz, halkta hiçbir karşılığı olmayan, Atatürkçülerin bile Evren’den değil Atatürk’ten kaldığını zannederek sahiplendiği ama aslında bir türlü benimseyemediği envâî lüzumsuzluğu da bi zahmet ortadan kaldıralım. Hatta böylesi bir yola çıkmışken 1999 Depreminin yaralarını sarmak için geçici olarak getirilen ama ne hikmetse hala devam eden araçlardaki ÖTV meselesini de gündeme alalım. O vergi kaleminden elde edilen gelir bizim için çok önemliyse ‘alternatif olarak ne yapılabilir’e birazcık kafa yoralım. Beş yıl içinde üç çocuğu daha olana ÖTV yüzde sıfır kampanyasını teklif ederek destek olabilirim bu kafa yorma işine.

Tamam Türkiye İsveç olmaz, zaten olmasın da ama bazı unuttuğumuz mevzuları ele alalım da güzel yurdum bu kadar da Türkiye kalmasın yahu!

Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026