Yağmur yağıyor, seller akıyor… Arap kızı camdan bakıyor mu bakmıyor mu haberimiz yok ama akan sellerin her tarafı bastığını biliyoruz.
Yağış öncesi sarı kodlu uyarıların, turuncu kodlu uyarıların bir işe yaramadığını da görüyoruz.
Evler ve dükkânlar suyla doluyor. Bütün eşyaların kullanılamaz hâle gelmesi kaçınılmaz bir sonuç.
Zemin katlar, bodrum katlar tehlikeli.
Kör de bilir, sağır da bilir.
Fakat sanki hiç görmemişiz, hiç duymamışız gibi dere yataklarına bina yapmaktan vazgeçmeye niyetimiz yok.
Zemin ve bodrumu geçelim, son yağışlarda çatı katından selin çağlayan gibi aktığına da şahit olduk.
Dere yatağına bina inşa etmek, tabiat şartlarına meydan okumak anlamına gelir.
Tehlikeli yerlerde siteler, köyler, mahalleler kurmak ne demek?
Hayat üzerine kumar oynamak, Azrail ile bilek güreşine tutuşmak demek düpedüz.
Hiç kimse kendi yatağına başkasının gelip yerleşmesini kabul etmezken, dere niye razı olsun?
Üç yıl, beş yıl idare etse, günün birinde mutlaka taşacaktır.
Derenin taşacağı, kendi yatağına sahip çıkacağı daha baştan belliyken, inatla inşaata girişmek aymazlıktan öte bir şey.
Derenin tam ortasına bina yapanı bile görmüştük hatırlarsanız; iki yanından sular akarken bir vatandaş orta yerde ev inşa etmişti.
Nehir gibi akan sel suyunda yüzenler, o sel suyunda kanalizasyon dahil her türlü pisliğin bulunacağını düşünemiyor mu?
Elektrik akımına kapılıp ölenler, suyun iletkenliğinden habersiz mi?
Belki.
Bu kötü örnekler başkasına ders olabiliyor mu?
Hayır.
Ben daha iyi yüzerim… Buradan geçer giderim düşüncesi, herhâlde insanın ölümü kendine yakıştıramamasından ötürü.
“Ölüm hep başkalarını bulur. Benim daha yapacak işlerim, ileriye dönük büyük planlarım var.”
Madem öyle, al planını başına çal.
İstanbul’da derelerin çoğu kapatılmış, kısıtlanmış. Semtlerin adı bile derelerden geliyor. En ilginçlerinden biri Cendere.
O ismi verenlerin tecrübesine saygı duymak gerekirken önemsememiş, ciddiye almamışız.
Dere değil, Cendere.
Sözlük anlamı şu: Kişiyi zor durumda bırakan, daraltan, ruhsal veya düşünsel olarak sıkıntı veren manevi baskı, sıkıntı.
Bir diğer anlamı ise şöyle: Bir şeyi sıkıştırmaya, ezmeye veya preslemeye yarayan düzenek, mengene.
“Cendere Deresi” diyenler var.
Dilin mantığı tuşa gelmiş adeta.
Caddeler, köyler, mahalleler arasında ismini dereden alan o kadar çok yerleşim var ki, saymak bile mesele.
Büyükdere Caddesi, Dereboyu Caddesi gibi isimler, o derelerin taşacağını düşünmeyenlere ders olur mu? Zor tabii ki.
Yalnız İstanbul’da değil, ülkenin pek çok yerinde bu tür isimlere rastlanıyor. Ve elbette sel baskınlarına.
Sakarya’nın Karasu ilçesindeydi yanlış hatırlamıyorsam sel basan Karanlıkdere Köyü.
Aynı isimli köylere başka yerlerde de rastlıyoruz. Niğde ve Malatya’da varmış.
Pek çok yerde olan Kurudere bile tehlikeli. Bir zaman kuru kalır, sonra sel getirir.
Dönelim İstanbul’a ve bakalım neler var.
Baruthane Deresi, Çavuşpaşa Deresi, Çırpıcı Deresi, Kaşıkçı Deresi, Ihlamur Dere, Fulya Deresi, Kâğıthane Deresi, Alibeyköy Deresi, Göksu Deresi, Küçüksu Deresi, Kurbağalı Dere, Ayamama Deresi…
Bunlar en çok bilinenleri.
İstanbul’da cadde ve sokakların bir kısmı dereler üzerine veya yanı başına kurulmuş durumda.
Bugüne kadar defalarca sel yaşanmasına rağmen, bir ayamama durumu var hakikaten.
Aysaydık, bu kadar yanlış yapılmazdık, bu kadar can ve mal kaybı olmazdı.
Olan oldu, bundan sonra önümüzdeki sellere bakacağız.
Köylerin, sitelerin ve diğer yerleşimlerin yerini değiştirebilir miyiz? Hiç mümkün görünmüyor. Bir sonraki sele kadar idare edeceğiz artık. Ölen ölecek, kalan ise sonraki selleri bekleyecek. Tek afet sel değil elbette.

