Türkiye’de herkesin her şeye vakıf olduğu, bir şeyler bilmese bile bir şeylerden haberdar olduğu bir iklim var. Kahvehanede, çay ocağında, okeye dönerken, camii çıkışında, hatta hatta tv programlarında dahi. Mesela ekonomi kötü diyen de var, ücretler yetersiz diyen de, üstelik gençler sabırsız diyen de. Halbuki cillop gibi bir ekonomi, on numara beş yıldız ekonomi yönetimi, dünya standartlarının üzerinde bir refah iklimi, iş olduğu halde burun kıvıran yüz binlerce de gencimiz var.
Bunların yanında bir de fırsat bulduğu anda sessiz sedasız bavulunu toplayıp gidenlerimiz var. Zenginin malı züğürdün çenesini yorar misali, gidenlerin derdi de kalanları geriyor. TÜİK’in Yükseköğretim Beyin Göçü İstatistikleri derdinizi seveyim cinsinden. Türkiye’de yükseköğretim mezunlarının beyin göçü oranı 2025 yılında %2,2’ye yükselmiş. 2015 yılında bu oran %1,6’ydı. On yılda yaklaşık %37’lik bir artıştan söz ediyoruz yani. İlk bakışta %2,2 küçük görünebilse de mesele kaç kişinin gittiğinden çok, kimlerin gittiğinde anlam kazanıyor. Çünkü Türkiye’den ayrılanlar uluslararası işgücü piyasasında karşılığı olan becerilere sahip gençler olarak dikkat çekiyor.
EN BAŞARILILAR NEDEN GİDİYOR?
Devlet üniversitesi mezunlarında beyin göçü oranı %1,9 iken vakıf üniversitesi mezunlarında %4,4. Asıl çarpıcı sonuç ise tam burslu öğrencilerde. Vakıf üniversitelerinden tam burslu mezun olanların %8,6’sı göç ediyor. Ücretli okuyanlarda bu oran yalnızca %3,7. Demem o ki üniversite sınavında yüksek başarı göstererek burs kazanan gençler, ücret ödeyerek okuyanlara göre yaklaşık 2,3 kat daha yüksek oranda göç ediyor. Dolayısıyla konuyu sürekli ekonomik imkanlara sahip olma güdüsü ile açıklamak tek başına yeterli görünmüyor. Akademik başarı, uluslararası fırsatlara erişim ve becerilerin başka ülkelerde değerlendirilebilmesi de belirleyici rol oynuyor. Türkiye’nin yetiştirmek için kaynak ayırdığı başarılı gençlerin önemli bir kısmı, emeğinin karşılığını başka ülkelerde arıyor. Biz üniversiteye girişte en başarılı öğrencileri seçerek gururlanıyoruz, başka ülkeler ise mezuniyet sonrasında aynı gururu taşıyor. Yarısı bizden kampanyası ile gençlerimizin önünü açıyoruz anlayacağınız.
BEYİNLER GİDİYOR, DİNOZORLAR KALIYOR
Kim bu göç edenler, hangi bölümleri okuyorlar sorusunun yanıtı eğilimin yönünü biraz daha netleştiriyor. Moleküler biyoloji ve genetik mezunlarında beyin göçü %13,1, işletme mühendisliğinde %13, matematik mühendisliğinde %11, elektronik mühendisliğinde %10,9. Bilişim ve iletişim teknolojileri alanında ise oran %7. Yapay zekânın, biyoteknolojinin, dijitalleşmenin ve yüksek katma değerli üretimin geleceğini şekillendiren mesleklerden söz ediyoruz aslında. Türkiye bir taraftan teknolojik dönüşüm, dijital ekonomi ve yüksek teknoloji ihracatı hedefleri açıklarken diğer taraftan bu hedefleri gerçekleştirecek insan kaynağını yurt dışına havale ediyor. Üstelik havale masrafı da bizden.
Mesele ücret farkı olsa o farkı hadi bi şekilde kapatalım. Ama nitelikli araştırmacılara rekabetçi imkânlar sunmak, üniversite-sanayi iş birliğini güçlendirmek, liyakati esas almak ve yurt dışındaki yetişmiş insanlarla kalıcı bilimsel bağlar kurmak gerekiyor. Tabii liyakat derken damadı, kardeşi, teyze oğlunu, dayısının, baldızının, eniştesinin, dünürünün, damadının kızını falan kastetmiyorum.
Hangi yeni mezun araştırma görevlisi olup bilgisayar dilendiği gelirse pasta kestiği bir kampüste yoksulluk sınırının altında akademik bir kariyer planlasın ki. Hangi mezun, yıllanmış akademik dinozorların egolarını tatmin etmekle, idari görevlerini bilimsel liderlikten çok güç gösterisine dönüştüren bölüm başkanlarının, dekanların gölgesinde bilim üretmeyi hayal etsin? Gençler yapay zekâyla geleceği inşa etmeye çalışırken biz hâlâ hocanın odasına kaç kere selam verileceğini tartışıyoruz.
DÜNYANIN İSTİHDAM İHRAÇ MERKEZİ
Biz memleket olarak bir şeylerin merkezi olmaya bayılıyoruz. Finansın, ticaretin, lojistiğin, teknolojinin, üretimin merkezi olacağız derken merkez ilan etmediğimiz pek bir şey kalmadı. Her şeyin merkezi olmaya talip olup yetiştirdiği insan kaynağını başka merkezlere kaptıran başka kaç ülke vardır, bilmiyorum. Ama görünen o ki farkında olmadan dünyanın nitelikli istihdam ihraç merkezlerinden biri olmaya da adayız.
TÜİK verilerine göre yurt dışına göç eden yükseköğretim mezunlarının %22’si Almanya’yı, %16,9’u ABD’yi, %10,5’i Birleşik Krallık’ı, %8,3’ü Hollanda’yı ve %5,2’si Kanada’yı tercih ediyor. Yani göç eden her 100 mezunumuzdan yaklaşık 63’ü yalnızca beş ülkeye gidiyor. Almanya’nın dijital dönüşümüne bilgisayar mühendisi, ABD’nin teknoloji ekosistemine elektronik mühendisi, Hollanda’nın yazılım ve teknoloji sektörüne yetişmiş insan kaynağı gönderiyoruz.
Peki çözüm ne? Gençlere gitmeyin demek mi? Elbette hayır. Pasaportlara el koyacak halimiz yok. İnsanların eğitim almak, çalışmak ve dünyayı tanımak için başka ülkelere gitmesi başlı başına sorun değil. Sorun, gitmenin bir tercihten çıkıp gelecek kurabilmenin neredeyse zorunlu koşulu olarak görülmesinde. Yani gençler dünyayı görmek yerine kendi geleceklerini görebilmek için gidiyorsa ortada düşünmemiz gereken ciddi bir mesele yok mu sizce de?
O yüzden sorduğumuz soruyu değiştirme zamanı. Biz, yetiştirdiğimiz gençlere neden kalmaya değer bir gelecek sunamıyoruz? Ben bilmem, beyin bilir ama görünen o ki beyin, bildiğini de alıp gidiyor.
Bizde aklın kıymet görmediği yerde, aklı olan durmaz.

