Çamlıca Tepesi''ne çıkın. Oradan İstanbul''a bir bakın. Hava ister bulutlu ister güneşli olsun farketmez.
İstanbul''un üzerinde gri-kahverengi bir bulut göreceksiniz. Bir karabasan gibi şehrin tamamını kaplamıştır.
Nedir bu?
Bu otoların çıkardığı, sanayinin saldığı gazlar ile tozlardan oluşan bir buluttur. Ve biz işte bunu soluyoruz. Sade biz değil dünyanın bütün sanayileşmiş, kalabalıklaşmış, sokaklarını otomobiller kaplamış şehirleri böyledir.
Biz bu şehirde ağır ağır boğuluyoruz. Havadan, sudan, gıdadan, binalardan, trafikten, gürültüden, güvensizlikten, koşuşturmadan, stresten bitkin düşüyoruz.
Kime sorsan İstanbul''dan kaçmak istiyor (Boğaz''da oturanlar hariç). Ama örümceğin ağına takılmış bir kere, kurtulamaz.
İstanbul''u sekiz yıldır yöneten Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Kadir Topbaş şöyle demiş:
''Şehrin en önemli sorunlarının başında önlenemeyen göç var''. (Sayın Topbaş bu altmış-yetmiş yıldır sürüyor. Sizden öncekiler çözmeliydi. Yazık. Size kangren olmuş bir miras bıraktılar).
Topbaş 2050 yılında şehrin nüfusunun 20 milyona çıkacağını söylüyor. Sokaktaki adam sayımın doğru-dürüst yapılmadığını, nüfusun şimdiden o rakama dayandığına inanıyor. Başkan devam ediyor: ''Göç İstanbul''a baskı yapıyor. Tarım alanları bitti. Su havzaları baskı altında. Nüfus iyi yönlendirilemezse büyük bir faciayla karşı karşıya kalabiliriz. Bu durumun en büyük sebeplerinden birisi plansızlık. Bu hasta tablonun önemli bir sebebi ülkenin her yerine adil bir şekilde dağıtılmış bir sanayileşme hareketinin eksikliğidir. İstanbul''a göçü önlemek için yeni cazibe merkezlerinin kurulması gerekiyor. İstanbul''un geleceğini belirlemek için çevre düzeni planını yaptık. Emek yoğun bir sanayi kenti olmaktan çıkartılarak, nitelikli sanayi, turizm, finans, fuarcılık, kongre ve yönetim merkezine dönüştürme çalışmalarını başlattık. Metropollere olan göçün yeni ''cazibe merkezleri'' kurarak durdurulabileceğini biliyoruz. Ülkemizde 3 milyon hektar arazi halen ekilemiyor. Bu ekilemeyen arazilere sahip vatandaşlarımız ise bir başka ile göç etmenin sıkıntılarını yaşıyor. Verilecek teknik ve mali desteklerle, ekilemeyen araziler tarıma açılmış olur. Bunu ''Tersine Göç'' projesiyle gerçekleştiriyoruz. Bizim desteğimizle 1996''da başlayan projeyle 60 bine yakın vatandaşımız topraklarına döndü. İstanbul''un merkezine olan baskıyı ekolojik dengeyi gözeten projelerle önlemek istedik. Bunun için ''Organik Tarım Projesi''ni hayata geçirdik.'' (Radikal, 1 Kasım 2012)
Sayın Başkan bütün bunları 3. Köprü ile yeni Havaalanı''nı hesaba katarak söylemeliydiniz. Bu iki proje İstanbul''u boğma yolunda atılan adımlardır. Bunlar şikayetçi olduğunuz nüfusu iyice arttıracak.
Oysa, buyurduğunuz gibi köylüyü köyünde tutmak, üç milyon hektar boş duran araziyi işlemek bu meselenin can damarıdır. Tarıma son zamanlarda yatırım yapılıyor, ama devede kulak. Tıpkı sizin 60 bin kişiyi geri döndürdüğünüz gibi.
Burada ''faciayı önlemek'' için radikal tedbirler alınmalıdır. Bir ara Sayın Başbakan ''İstanbul''a vize koyalım'' dedi, kıyamet koptu. Oysa çok yerinde bir önlem idi. Osmanlı döneminde de uygulanmıştır. Osmanlı döneminde her kişi elini kolunu sallayarak gidip bir mahallede dükkân açamaz, oraya yerleşemezdi. Osmanlı''da her şey ''ihtiyaca binaen'' gerçekleşirdi.
Sayın Kadir Topbaş elinden geleni yapıyor. Rahmetli Haşim İşcan bir altgeçit yaptı, adı anılıyor. Kadir Bey öyle yüzlerce eser verdi. İstanbul''u feraha çıkarmak için canla başla çalıştı. Ama bütün bunlar ''göçü önlemez''.
Göç yeniden tarıma ''iade-i itibar'' edilerek önlenebilir. Bunun için büyük çiftliklerin kurulması da gerekmez. Zaten Anadolu coğrafyası buna elvermez. Organik tarıma yatırım dünyanın geleceğidir. Üç milyon hektar toprak boş yatıyor.
Hazine sandığının üzerinde oturuyoruz, haberimiz yok. Eski siyasîler sürekli ''Sanayi hamlesi''nden bahsederdi. Bu ne dünyaya ne bize bir şey kazandırmaz.
Topyekun bir ''tarım seferberliği'' başlatılmalıdır. Bu sadece göçü önlemez ülkenin geleceğini garanti altına alır.
Unutmayın bir kilo çelik ile bir kilo organik çilek karşılaştırılırsa çilek ağır basar. Üstelik çevreyi de kirletmez.
Sorunu kaynağından çözmemiz gerekir Sayın Başkan. Onun adı: Tarım seferberliği.
Yoksa İstanbul''a göç durmaz. Kangren olmuş meselelerin hiçbiri çözülmez.
Köylü mahsulünün para ettiğini görünce yerinden oynamaz. Kimse vatanını terketmek istemez.
Ancak yoksulluk elverirse o başka. Onun çaresini de sizler ve hükumet bulacak.
Sanayiden tarıma dönelim İstanbul''u ve diğer büyük şehirleri kurtaralım.
Başlıklar :

