İslâm, Müslüman toplumlar Osmanlı’nın çöküş sürecine girdiği zamandan bu yana, yani iki asırdır sahipsiz.
DEVLETLERİN ÇÖKÜŞÜ, CEMAATLERİN YÜKSELİŞİ…
İslâm’ın kaderini cemaatler şekillendiriyor. Hem Müslüman sosyolojiyi koruyan ve kurtaranlar hem de Müslümanların izzetini ve haysiyetini koruyup kurtaranlar Müslüman cemaatler ve diğer İslâmî oluşumlar.
Müslüman halklar, Müslüman toplumların emperyalistlerin saldırıları karşısında yok olmalarını önlediler. Entelektüellerden ve entelektüel hareketlerden ziyade sivil toplum kuruluşları, cemaatler, halklar istiklal ve istikbal mücadelesi verdiler emperyalistlere karşı.
Emperyalistleri ve sömürgecileri Müslüman hakların kurdukları cemaatler İslâm dünyasından kovdular.
Müslümanlar, iki asırdır Müslümanlıklarını sürdürebiliyor olmalarını cemaatlere, halk hareketlerine borçlular.
Bu halk hareketleri büyük, köklü ve kalıcı entelektüel hareketlere dönüşmedi, dönüşemedi, dönüşmesi de pek mümkün değildi.
İslâm’ın son iki asırda izzetini, Müslümanların haysiyetini kurtaran hareketlerin başında gelen İhvan hareketi, burada söylediklerimi test edebileceğimiz en önemli hareket.
İhvan, İngilizleri Mısır’dan kovan direnişin öncüsü oldu. Direnişe öncülük eden İhvan, hakiki, uzun soluklu bir diriliş ve varoluş yolculuğuna da öncülük edebildi mi?
Buna kısmen evet diyebiliyoruz.
İhvan, özneleştirici bir aksiyon hareketi olamadı. Nesneleştirici bir reaksiyon hareketi olarak kaldı yalnızca. Reaksiyon’la yola çıkarsanız, yoldan çıkmanız mukadderdir. Çünkü reaksiyonda aks / eksen dolayısıyla özne / dolayısıyla konuş, yön tayin eden, tanımlayan siz değilsiniz.
Reaksiyonda, siz başkalarının ürettiği aksiyonun hem tersinden hem de doğrudan figüranısınız. Üreten değil, tüketensiniz. Konuşan değil, konuşulanı konuşansınız. Tanımlayan değil, tanımlanansınız. Yön veren değil, yön verilen, yönlendirilensiniz.
CEMAATLER VE ENTELEKTÜEL / ÖNCÜ HAREKETLER…
Cemaatler, güçlü entelektüel hareketleri, fikir hareketleri oluşturamadı, oluşturmaları da zordu. Hal böyle olunca devlet yönetmeye kalkışmak, kabilecilik savaşı vermekten başka bir şeyle sonuçlanmayacaktır. Senin adamın, benim adamım, senin kabilen benim kabilem çatışması memleketin enerjisini su gibi harcayacak ve bitirecektir.
Ülkeyi yönetecek çapta, kabilecilik yapmayacak, hakikatten asla taviz vermeyecek kalitede nitelikli öncü insanlar yetiştiremedikleri sürece, cemaatlerin devlete, kurumlarına yerleşmeleri hem cemaatlere hem ülkeye hem de İslâm’a büyük zarar verecektir.
Cemaatler büyük entelektüel, kültürel hareketlere öncülük edecek adamlar yetiştirmekle ve cemiyeti koruyup kollamakla mükelleftir. Eğer bu iki şeyi yapamazlarsa ve yapmayacaklarsa başımıza beladır, İslâm’ın başına da beladır.
Hele de cemaatlerin dünya kadar sermayeye hükmetmeleri, bu devâsâ sermayeyi şaibeli bir şekilde yönetmeleri ve kullanmaları asla kabul edilemez.
Tam dünyanın İslâm’a ekmek kadar su kadar ihtiyaç hissettiği bir zaman diliminde İslâm’ın ve Müslümanların geleceğinin tehlikeye düştüğü bir ölüm-kalım mevsiminde cemaatlerin adam yetiştirecek adamları yetiştirmeleri, ülkenin önünü açacak kültür, sanat ve düşünce hareketlerine öncülük etmeleri ve cemiyetin İslâm’ı yitirmesine engel olacak büyük işlere soyunmaları gerekirken, iktidar peşinde koşturmaları, sermaye peşinde koşturmaları, milyarlarca dolarlara hükmetme çarpıklığına soyunmaları aslâ kabul edilemez.
Cemaatler niçin var, ne yaptılar, ve neler yapmalılar, nasıl bir varoluş ve yol haritası takip etmeliler, gibi temel sorulara bu şekilde özlü bir biçimde cevap verdikten sonra, Türkiye’de cemaatlere yapılan operasyonlara dair birkaç gözlemde bulunarak yazıyı noktalayacağım.
İSLÂM’IN VE MÜSLÜMANLARIN SAHİPSİZ KALMASI VE CEMAATLER
Bu ülkede bu ülkenin varlık sebebini oluşturan, bize bu toprakları vatan yapan İslâm bu ülkenin bütün kurumlarından tasfiye edildi. Eğitim İslâmsızlaştırıldı, kültür İslâmsızlaştırıldı, devletin bütün kurumları İslâm’dan arındırıldı ve laikleştirildi.
Müslümanlar devlet kurumlarından içeri başörtülü giremedi, başörtüsü takamadı neredeyse bir asır bu ülkede.
Bu ülkenin ordusuna “pantolonun namaz kılan adamın pantolonunu andırıyor” denilerek binlerce vatansever genç orduya alınmadı, alınanlar da atıldı. Say say bitmez saf çocuğu masum Anadolu’nun yaşadığı ürpertici çileler, ama bu kadarı kâfi.
Bir toplumun ayağı kaymaya görsün!
O zaman toplum neye uğradığını, neler yaşadığını bile bilemez!
Bu ülkenin en büyük trajedisi: Başına ne geldiğini bilememesi, celladına âşık edilmesi ve dostunu düşman, düşmanını dost bellemesi!
O yüzden sürekli yanlış adımlar atması, sürekli yalpalaması, kendi ayağına kurşun sıkacak büyük hatalar yapması!
ÜLKENİN ALTINI OYAN BARONİK MASONİK ÇETELERE DOKUNULAMADIĞI SÜRECE BU ÜLKE BELİNİ DOĞRULTAMAZ!
Ülkenin altını oyan, ülkenin bürokrasisine, hâriciyesine çöreklenen baronik-masonik şebekelere, dışarıdan Soros tarafından veya Avrupa’dan fonlanan STK’lara, finans şebekelerine de operasyon yapılmazsa bu ülke düzlüğe çıkamaz!
Unutmayalım: Türkiye’nin asıl altını oyan şebekeler, baronik masonik şebekeler, STK’lar, vakıflardır!
Ülkenin ekonomisinin % 80’ine, kültür endüstrisine, sanata, sinemaya, müziğe ülkenin kültürünün altını oyacak, toplumun yapısını çökertecek şekilde yön veren bütün işleri bunlar örgütlüyorlar!
Bunlar, sermayelerini dışarıda, İsviçre bankalarında, Londra’nın City’sinde saklıyorlar! Ülkeye zırnık faydaları yok, öyle bir dertleri de yok!
Türkiye, ülkenin altını oyan baronik-masonik şebekelere operasyon yapamadığı, onların kökünü kurutamadığı sürece bağımsız olduğunu, bağımsız kalacağını iddia etmesin! Bu adamların bir ayağı burada, bir ayağı dışarıda. Dışarıda yaşıyor, burayı hem kaşıyor hem de soyup soğana çeviriyorlar!
Unutmayalım: Bu ülkede İslâm biterse, bu ülke elimizden gider.
Ülke için savaşacak, şehadete koşacak insan bulamazsınız!
İslâm’ı kaybedersek, bu ülkeyi koruyamayız!
Devlet uyuma!
Bu ülkede devlet var mı, milletin devleti var mı?
Varsa uyumaz, gereğini yapar eninde sonunda!
Vesselâm.

