İnanmasalar delirirlerdi
04:00, 06/05/2015, ÇarşambaG: Güncelleme: 14:32, 06/05/2015, Çarşamba
Yeni Şafak

Banda Açe’de geçmişe yolculuk ederken, tsunamide yakınlarını kaybeden insanların yaşadığı acı akıllarda beliriyor. Yıkım hafızalardan silinmese de her şeyini kaybeden halk yine de yüzlerinden gülümsemeyi eksik etmiyor. 2004’teki büyük afet ve sonrasındaki rehabilitasyon süreciyle ilgili bilgi veren Açeli yetkili Syurga, “Bu insanlar Allah’a inanmasalardı delirirdi” diyor.
11 yıl önce depremle gelen tsunami dalgaları, Açe'nin başkenti Banda Açe'de on binlerce kişinin ölümüne yol açarken, birçok aileyi de dağıttı. Aradan geçen zaman zarfında acılar kalplerde yerini korusa da neredeyse her şeyini kaybeden Açeliler ise yüzlerinden gülümsemeyi eksik etmiyor. Biz, aile içi iletişimi güçlü olan Açelilerin tsunamideki kayıpları karşısında ne hissettiklerini düşünürken, Açe hükümetinin İnsan Kaynakları, Planlama ve Gelişim Ajansı Direktörü Mountie
Syurga, “Bu insanlar, Allah'a inanmasalardı delirirdi. Felaketin Allah'tan geldiğine inanıp kabul ediyorlar" diyor.
GİTMEDİLER, UMUTLA BEKLEDİLER
2004'teki büyük yıkım ve sonrasında yaşananlarla ilgili bilgi veren Açeli yetkili, tsunami felaketi sırasında ölü sayısının kayıplarla birlikte yaklaşık 400 bin olduğunu ve afet sonrası ilk üç ayda Türkiye dâhil birçok ülkeden acil yardım ulaştığını vurguluyor. Yapılan ilk iş ise sokaklara saçılan cesetleri toplamak olmuş. Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 70 ülke Açe'ye yardım için kolları sıvamış. BM'den de destek aldıklarını kaydeden Mountie Syurga, ülke tarihinin en büyük felaketi sonrası Açe'de insanların rehabilite olmasının 10 yıla yakın bir zaman aldığını ifade ediyor. Ancak bu sözü aktarırken insanların acılarını unutmadıklarını, sadece sevdiklerini kaybetmelerine rağmen yaşamlarına devam etmeye çalıştıklarını hatırlatmak gerekiyor. Peki bunca acıya rağmen insanlar ülkelerini terk etti mi? Syurga'nın yanıtı, “Gitmediler. Çünkü kayıplarını bulma ümidi taşıyorlardı. Yalnızca kısa süreliğine farklı şehirlere gidip dönenler vardı" şeklinde oluyor.
Annem babam için 1 ay oruç tuttu
İHH'nın Banda Açe'deki İstanbul Yetimhanesi'nden mezun olup aldığı bursla Cakarta'da üniversite hayatına devam eden Siti Anial'in hikayesi yürek burkuyor. Büyük felaketten 2 gün önce ailesiyle 8. yaşgününü kutlamış Siti. Geri kalanı ondan dinleyelim: “Ailemle cuma günü doğum günümü kutlamıştık. Babam müteahhit olarak çalışıyordu. Cumartesi günü işçilere para ve yiyecek vermek için evimizden çok uzaktaki Meulaboh'a gitmişti. 'Pazar günü döneceğim' dedi. O gün tsunami yaşandı. Hâlâ dönmedi. Deprem günü zemin şiddetle sarsıldı. Ailemle birlikte evden çıktık. Garaj yok olmuştu. Ağabeyim arabayı alıp babamın depolarının olduğu Lambaro'ya gitmeye çalıştı. O sırada bisikletli bir adam deniz suyunun geldiğini söyledi. Tsunami olduğunu bilmiyorduk. Hepimiz evin ikinci katına çıktık. Burası insanla doldu. Ancak bir ağabeyim başka bir yöne gitti."
İnsanların ve savrulan nesnelerin çıkardığı korkunç bir sesle irkildiklerini anlatan Siti, şöyle devam ediyor: “Sular her şeyi önüne katmıştı. İnsanlar yardım istiyordu. Dışarıda ne olduğunu göremiyordum. Arabayla giden ağabeyim kanlar içinde geldi. Annem kanı durdurmak için elbisesini yırttı. Durum biraz daha sakinleşince hepimiz evden çıktık. Hemen her yerde insan cesedi vardı. Sonra yüzen gemiyi gördük. Annem, 'Bu ne? Dev bir bina mı?' diye sordu. Hepimiz, yaşlı kadınlar da dahil halatla gemiye tırmandık. Tsunaminin geri gelmeyeceğinden emin olana kadar orada kaldık. Aşağı indiğimizde yerde çok ceset vardı, biri bebekti."
HAYATTA OLMASINI UMDUK
Nereye gideceklerini bilmeden yürümüş Siti, ailesinin geri kalanıyla birlikte. Genç kızın yaşam mücadelesinden aktardıkları ise şöyle: “Annem babamı bulma umuduyla 1 ay boyunca oruç tuttu. Gerçekten evimize döneceğine inanıyordu. Biz de ölmemiş olmasını umuyorduk."
Sevdiklerini götüren deniz
11 yıl önce cesetlerle birlikte çekilen denizden geriye uçsuz bucaksız bir dinginlik kalmış. İnsanlar sevdiklerini yutan denizin çevrelediği sahilde dinleniyor. Dev dalgaların yükseldiği sahilde şimdi çocuklar oyun oynuyor, Açeliler denize giriyor. Bizse yıllar öncesiyle şuan ki manzarayı gözümüzün önünde canlandırmaya çalışıyoruz. Ne deniz eski deniz, ne de acılar üstü hemen örtülecek kadar katlanılabilir. Yine de hayat devam ediyor. Her şeye rağmen gülümseyebiliyorlar bunca kaybı yaşayan onlar değilmiş gibi.
MEKKE KAPISI AÇE
Açe, Asya kıtasının güneydoğusunda, Hint Adaları olarak bilinen adalar ve yarımadaların bulunduğu bir coğrafyada, dünyanın üçüncü büyük adası konumundaki Sumatra Adası'nın kuzey ucunda yer alıyor. Endonezya'ya bağlı özel otonom bölge olan Açe eyaletinde, 5 milyona yakın nüfusun yüzde 97,6'sı Müslüman, yüzde 1,7'si Hristiyan, geri kalanlar ise Hindular
ve Budistlerden oluşuyor. Uranyum,
petrol, doğalgaz, kauçuk, kahve, çikolata, palmiye yağı, çeltik, gıda ve boya sanayisinde kullanılan çeşitli baharatlar ve deniz ürünleriyle zengin bir eyalet Açe. Ancak endüstri gelişmemiş, hayat pahalı.
SÖMÜRGECİLERE KARŞI MÜCADELE
Açe (Aceh) eyaletinin her bir harfi bir millete karşılık geliyor. “A" Arapları, “c" Çinlileri, “e" Avrupalıları, “h" ise Hintleri temsil ediyor. Başka bir yazılış şekli olan “Atjeh" ise Arap, Türk, Japon, Avrupalı ve Hint anlamına geliyor. Bu bağlantının, tarihsel, dini ve ticari ilişkilerin geliştiği ülkelerden geldiği belirtiliyor. Avrupalılar “sömürgecilik" dönemini anımsatırken, Araplar ve Çinliler Açe'deki ticari hayatın şekillenmesinde rol almış. Çinliler başkentin bazı bölgelerinde yaşamaya devam ediyor dini gelenekleriyle birlikte. İslam'ın hem Endonezya'ya hem de Güneydoğu Asya'da yayılmasına öncülük etmesinden dolayı “Mekke Kapısı" unvanıyla da anılıyor Açe. İslam'ı özümseyen Açeliler, ülkenin geri kalanının bu dinle tanışması ve sömürgecilere rağmen ayakta kalmak için uzun yıllar mücadele vermiş.








