60''ların Ankara''sı... Gecekondu semti Altındağ''da bir kahvehaneden yükselen saz sezi, küçük bir çocuğun dikkatini çeker.
Dışarıya hoparlör koymuşlar, çalınan saz ve söylenen türküleri gelen geçen ve etraftaki herkes duyabiliyor.
Kahvehanenin içi tıklım tıklım.
Küçük çocuk kalabalığı yara yara, kucağında sazla türkü söyleyen adamın yanına kadar gider.
Sandalyeye oturmuş, takım elbise ve büyük yakalı gömlek giymiş adama hayranlıkla bakar.
Nasıl da kendinden geçerek çalıp söylemektedir.
O küçük çocuğun adı Savaş''tır, soyadı Barkçin.
Kalabalığın ortasındaki adam ise Neşet Ertaş.
*
''İşte Neşet Ertaş''ı ilk gördüğüm, ilk dinlediğim an budur'' der Savaş Barkçin, ''O günden beri Neşet Ertaş benim kalbimde yüksek bir makama sahip oldu.''
Hepimiz için aynı durum söz konusu.
Neşet Usta ile ismi bir anılan meşhur Leyla''yı da görmüş, tanımıştır zira aynı mahallede oturmaktadırlar.
Çocuklarıyla sokakta oyunlar oynamışlardır.
Savaş Barkçin bu hatıraları yeni çıkan kitabında anlatıyor.
Ölümünün birinci yıl dönümünde Neşet Ertaş için Avea tarafından düzenlenen geceyi sunarken de bu hatırasıyla başladı söze.
''Gönül Dağı, Neşet Ertaş''ın Gönül Dünyası'' ismiyle hazırlanan albüm ve kitaptaki önsözünde olduğu gibi.
*
Avea yöneticisi Erkan Akdemir, açış konuşmasında hemşehrisi olmaktan kıvanç duyduğu Neşet Ertaş''ı türkülerle anacağımızı söyledi ve sahneyi Cengiz Özkan, İsmail Altunsaray ile Feryal Öney''e bıraktı.
Neşet Ertaş türküleriyle muhteşem bir gece yaşadık.
Türkülerin kardeş olduğunu, türkü dinleyenleri de kardeş yaptığını bir defa daha gördük.
İnsanın er veya geç göçtüğünü fakat eserlerin kalıcı olduğunu da.
*
O türkülere kulak verdiğimizde neler gördüğümüzü, yazarımızdan okuyalım.
Çoğu kere sonunu unutup, hep ayakta kalacağımızı sandığımız dünyanın yalanlığını anlatıyor bize.
Sonsuz sanıp aldandığımız dünya...
Bilir misiniz, ''dünya'' kelimesinin kökeni ''alçak, değersiz'' anlamındadır.
Dünya sağlam görünür, ama kişi ölünce yıkılır...
Dünya güzeldir, ama çirkinliğin de meydanıdır...
Dünya değerlidir, ama mutsuz insan için değil...
Dünya aşkın da, mutluluğun da mekânıdır...
Kavuşmanın da, ayrılmanın da...
Kısacası dünya geçer ama aşk kalır.
Mevlânâ şöyle der: ''Hislerine kapılıp da bir saman çöpünü, yâni fâni bir güzeli kendine yakın bir dost seçme. Çünkü, ondaki sevgi ve yakınlık duygusu iğretidir. Sen kalıcı dostu ara.''
*
Dünyanın geçiciliği, gönlün ve aşkın kalıcılığı da Neşet''in pek çok türküsünde dile gelir. Bir örnek verelim:
Ne söyleyim şu dünyanın haline
Dağlar ayrı ayrı, çöl ayrı ayrı
Şu insanlar bölüşmüşler dünyayı
Hudut ayrı ayrı, yol ayrı ayrı
*
İnsanlık kastına silah yapılmış
Belli insanlık kötülüğe katılmış
Tetikler çekilmiş, atom atılmış
Tetik ayrı ayrı, el ayrı ayrı
*
''Dünya malı dünyada kalır'' deriz. Neşet Usta da kendi irfanını konuşturur:
''Dünya malı ile gönül eğlenmez / Gönülden bilecek yâr olmayınca...''
Dünya malına metelik vermemiştir. Hatta ''Şu türkü sizin mi?'' diye soranlara bile şu nazik cevabı verir: ''Biri sahip çıkmazsa benimdir!''
*
Yoksula, garibe yardıma hep devam etmiş Neşet Usta... Şöyle der: ''Biz şimdi Allah''ın sofrasındayız. Allah memnun olmamız için bütün nimetleri bize vermiştir. Öyleyse bu sofradakileri eşit paylaşmalıyız.''
Saatlerce çalıp-söylediği düğünlerden çıkınca kazandığı bütün parayı yol kenarındaki gariplere verdiği söylenir. Bu kendisine söylenince mahcup olur ve şöyle cevap verir: ''Siz bir insanın bu kadar mutlu olduğunu hiç gördünüz mü?''
*
Milleti şucu bucu diye ayırmayı hayatı boyunca çok yanlış bulmuştur Neşet Usta. Ve şöyle söyler bu hususta:
''Ayıran kendini ayırır.''
Gönlü dünyanın bütün dağları kadar yüce ve denizleri gibi engin olan Neşet Ertaş göçtü gitti fakat Gönül Dağı başta olmak üzere bütün eserleri kaldı bize esaslı birer miras olarak.
Başlıklar :

