Kabul edelim ki, gerçekten yeni bir dünya kuruluyor.
Yalnız Türkiye değişmiyor, tüm dünya bir değişim geçiriyor.
Değişimse yalnızca kabukta değil, özde de vuku buluyor.
Eski bir söylemdir: İkinci Dünya Savaşı bittiği gün, üçüncü dünya savaşı başlamıştır...
İkinci Dünya Savaşından sonra kurulan yeni dünyanın savaş öncesi dünya ile hiçbir bağlantısı, ortak yanı yoktur. Değişen durum yalnızca sınırlarla kayıtlı değildi. Sınırlar değişmişti, evet. Fakat bundan da önemlisi dünyayı yöneten paradigma değişmişti. Dünyada artık iki süper gücün egemenliğinden söz ediliyordu. Devletlerin birbirine karşı olan tutumları eski söylemle dile getirilebilecek nitelikte değildi. Çünkü dünya, geçmişinin hiçbir döneminde bir cihanşümul soğuk savaş hali yaşamamıştı. Dünya tarihinde ilk kez evrensel bir soğuk savaş hali yaşanıyordu. Dünya fiilen ikiye bölünmüştü, Batı Bloku ve Doğu Bloku... Birinin temsilcisi ABD, ötekinin temsilcisi SSCB olarak ortaya çıkıyordu.
Soğuk savaş dönemi SSCB"nin yıkılmasıyla bitti. SSCB, yerini Rusya Federasyonuna bırakmıştı. Böylece dünya da artık iki kutuplu olmaktan çıkmış, tek kutuplu bir duruma indirgenmişti. Ancak bir kutbun varlığından söz ediliyorsa, bunun karşı kutbunun var olması da gerekirdi. 21. yüzyıla girerken, tek kutupluluk diye adlandırılan bu tuhaf durumun nasıl dengeleneceğine ilişkin tartışmalar yapılıyordu. ABD acaba hâlâ tek kutup olma niteliğini bir başına sürdürebilecek miydi? Karşısına kutup olarak veya müstakilen hangi güç çıkacaktı? Dolayısıyla 21. yüzyılın sahibi kim olacaktı? Tartışmalar bu eksende yürüyordu. Kimileri Avrupa Birliğini, kimileri Japonya"yı öngörüyor, kimileri de 21. yüzyılın sahibinin Hindistan veya Çin olacağını ileri sürüyordu. Ortak kanı şuydu: ABD dünyada tek başına bir güç olarak kalmayacaktı.
Bütün bu çok yakın geçmişi anımsamama yol açan saik geçtiğimiz günlerde, medyada "ABD kepenkleri kapattı" başlıklı ilginç haber oldu. Bir malî çalkantı sonucu ABD"de zorunlu olmayan kamu hizmetlerinde çalışan hizmetlilere ücretsiz izin verilmişti. ABD, elbette bir günde çökecek, çökertilebilecek bir güç değildi. Durum, iktidar partisi ile muhalefet arasındaki bir sürtüşmenin malî alana yansımasından ibaretti... Bu çalkantı bir biçimde atlatılırdı. Atlatıldı da. Fakat önemli sayılabilecek husus şurada: her şeye rağmen, ABD"de de akşam sabah görülen bir çaparızla karşı karşıya bulunmuyorduk. Bu basit vaka, orada da bazı şeylerin değişmekte, dönüşmekte olduğunun habercisi olarak yorumlanabilir.
Aynı günlerde bu ülkede, Türkiye"de de hükümet "Demokrasi Paketi"ni açıkladı. Bu girişim de bir değişimin, dönüşümün habercisi olarak görünüyor.
Ortadoğu"da olup bitenler, Afrika"daki gelişmeler, Avrupa"da yaşananlar dünyanın toptan değişmekte olduğunun ipuçlarını veriyor. Besbelli ki, önümüzdeki yıllarda insanlık tümüyle değişik bir dünyada yaşayacak.
Kuşakların değiştiği, yeni gelen kuşağın kendinden bir önceki kuşakla daha az ortak değeri paylaşacağının ortaya çıkmaya başladığı belli oluyor. Bu yeni duruma ayak uydurabilen kişiler de, ülkeler de yaşamlarını sürdürebilecektir. Fakat hâlâ soğuk savaş döneminin, hatta bazıları açısından daha da öncesinin paradigmasına yapışıp kalanlara hayat hakkı bulmak çok müşkül görünüyor. Yaşasalar bile yaşayan bir ölü olarak yaşayabileceklerdir.
Değişen bir dünyada değişmeden kalmak kendi mezarını kazmaya denk bir manzara arz ediyor. Ne ki, kimileri bilmeden de olsa iştahla o mezarı kazmayı kendine iş edinmiş görünüyor.
Başlıklar :

