Herkesin yakından takip ettiği üzere devem eden dezenflasyon programının uygulamadaki sac ayaklarından birisi de krediye erişim konusundaki kısıtlar. Özellikle ticari krediler tarafında uygulamada olan makroihtiyati tedbirlere ek olarak Türkiye’deki bankacılılık anlayışının da etkisi ile reel sektörün krediye erişiminin önünde görünen ve görünmeyen kısıtlar oluşuyor. Hâl böyle olunca sermaye piyasalarına erişme yetkinliği olan şirketlerin sukuk ve bonolar (ÖST) marifetiyle finansmana erişme oranını ve hacmini artırmaya çalıştığını görüyoruz. Gerçekten de yakın döneme kadar son derece yaygın kullanılan sukuk ve bonolar konusunda fon krizi öncesinde başlayan yavaşlamanın fon krizi sonrasında ciddi şekilde durma ihtimali oluştuğunu gözlemliyorum.
Sukuk ve bonolar ağırlıklı olarak yatırım şirketleri ve genellikle bunlara bağlı portföy yönetim şirketleri ile sigorta şirketlerinin tercih ettiği enstrümanlar olarak biliniyor. Elbette bireysel yatırımcılar da aracı kurum kullanarak bu ihraçlara katılabiliyor. Burada ağırlıklı olarak 180 günlük vadelerle mevduat faizlerinin bir miktar üstünde getiri vaad ediliyor. Öte yandan reel sektör de banka faizlerinin oldukça altında oranlar ile finansmana erişmiş oluyor.
Elbette uygulamada farklı konular da var. Her şey ilk etapta görüldüğü kadar güllük gülistanlık değil. Öncelikle borçlanacak şirketin belirli sermaye piyasası yükümlülüklerini yerine getirmesi gerekiyor. Ardından SPK söz konusu şirket için borçlanma tavanını belirliyor. Her bir borçlanma işlemi için de ayrıca tertip onayına ihtiyaç duyuluyor. Uygulamada karşılaşılan bir diğer işlem de bir önceki borçlanmanın itfası ile yeni borçlanmanın ihracının aynı günlere denk getirilmesi. Yani aslında bir önceki borcu ödemek için yeni bir borçlanma yapılıyor. Elbette bir önceki borcun faizi ödenerek. Buna sermaye piyasalarında “roll etmek” yani “borcu çevirmek” deniliyor.
Reel sektör tarafında uzunca bir süre bu “roll etme” işlemlerinde sorun olmadı. Hatta borç verenler faizlerini alıp yeni borç verme konusunda oldukça istekli davrandılar. Piyasa aktörleri “yakında ihraç yok mu?” diye birbirlerine telefon açıyorlardı. Ancak son dönemde piyasalardaki sıkışma ve şirketlerin nakit akışlarındaki sorunlar belirginleştikçe “roll etmek” giderek daha zor hale geldi. Borçlarının ödeyemeyen şirketler ise temerrüde düşmeye başladı. Sukuk veya bono ile borç alanların borçlarını ödeme günü geldiğini itfa edememelerine “temerrüt” diyoruz. Son aylarda bu kavramı çok sık duymaya başladık. Görünen o ki yakın dönemde daha fazla duyma riskimiz var.
Bu riski minimize etmek için de piyasaların ihtiyaç duyduğu likiditeyi sağlamak gün geçtikçe daha önemli hale geliyor. Zira nakit akışı bozulan ve yeni finansmana erişemeyen şirketlerin temerrüt riski daha fazla oluyor. Çünkü yaşanan fon krizi nedeni ile yeni ihraca çıkacak sukuk ve bonolara talep bulmak eskisine göre artık çok daha zor hale gelmiş durumda.
Bu bakımdan geçtiğimiz günlerde KOBİ’ler için genişletilen kredi kısıtlarının bir benzerinin ticari kredilerin geneli için de uygulamaya alınmasının gerekli olduğunu düşünüyorum. Elbette buna faiz indiriminin de eşlik etmesi gerekiyor. Zira yaşanan fon krizinin bulaşıcılık riskini en aza indirmek için piyasadaki finansmana erişimin rahatlatılması gerekiyor.

