Trump, 3 Kasım’daki ABD ara seçimlerine kadar İran’a herhangi bir saldırı düzenlemeyeceklerini açıkladı. Büyük oranda iç politika ile ilgili bir fren bu. Çünkü İran savaşı ve ekonomik sonuçları seçim kampanyasının önemli bir tartışma başlığına dönüştü, kendi seçmeni de savaştan hoşlanmıyor. Ancak bu savaşın bittiği anlamına gelmediği gibi, seçim sonuçları ne olursa olsun rahatlayacak Trump yönetimi, İran’a kıyıcı bir saldırı dalgası başlatabileceğinin de işaretlerini veriyor…
Başkan Trump savaş üzerindeki kontrolünü kaybedeli çok oldu. Washington’un İran savaşına dair alternatif planı olmadığını da herkes gördü. İlla savaşılacaksa elde tek bir seçeneğin kaldığı ortada; ‘ölümüne saldırı’! Tahran da buna geniş bölge cephesi üzerinden karşılık verirse yangın büyük olacak. Kapanlanmış alevlerin eşik altından solumaya çalıştığı görülüyor…
Yemen’de Husi güçlerinin yarattığı etki ortada. İran’ın bölgede hâlâ etkili bir şebekesi var. Emin olun, bölgenin siyasi coğrafyası bile değişebilir. Irak’taki unsurlarının Kuveyt’e hamle ettiğini bir düşünün! Veya körfezdeki olası iç sarsıntıları?
***
Türkiye’nin Yemen’e asker gönderip göndermeyeceğine dair afakî ve yanıtı çoktan belli günlük tartışmaların üzerinde bir durum bu. Küresel etkileri ve riskleri bölge ülkelerinin hatta süper güçlerin dahi kaldıramayacağı komplikasyonlar üretebilir. Bunun iyi anlaşılması gerekiyor…
Amerika, ara seçimlerden sonra gerçekten de savaşı yeniden yükseltmeyi tercih ederse, Çin bu savaşın maliyetini artık göğüsleyemeyeceği sonucuna varabilir! Şimdiye kadar savaşın ezici ve küresel bir enerji krizine dönüşmemesinin tek sebebi,-evet gerçek bu-; Çin’in enerji/petrol talebini güçlü biçimde düşürmesidir. Yoksa çoktan varilini 160-170 dolardan almaya başlamıştık. Bunun kaç ülkeyi anında göçerteceğini biliyor muyuz? Ya da Batı’nın düşman saydığı kaç ülkeyi uçuracağını?
Sadece bölgedeki üretim tesisleri tamamen devre dışı kalır, orta vadede dönüşleri imkânsız hale gelirse coğrafyadaki kaç monarşi buna dayanabilir?
***
Şununla da yüzleşelim; bölge ülkelerinin veya bölgeye komşuların güçleri arabuluculuk çabalarına yetmiyor. Bir düşünün, hem ABD hem İran’a lafını dinletecek kadar etkili kaç ülke var?
2023 Mart’ında İran ve Suudi Arabistan’ı masaya oturtup, imza attıran, anlaşmanın da garantörü olan Çin, ABD’nin jeopolitik rekabet hırsı ve korkuları yüzünden masadan uzaklaştırıldı. Putin daha yeni Tahran’la konuşup, ‘arabuluculuğa hazırız’ dedi ama onun şansı daha da az. Peki.. ABD-İran diplomasisinin geldiği nokta ne, katettiği mesafe ne kadar? Kaldı ki güvenilir mi?
Bölgenin yaşadığı anlık olaylara, gelişmelere bakarak Ortadoğu ve etrafında çözüm bekliyorsak geçmiş olsun. Derinliğini ölçemediğiniz soruna deva bulmak imkânsız. Sizi de dibe çeker. ABD’nin yeni dünya düzenine bakarak planladığı bir Ortadoğu, Batı Asya, Hazar ve ilerisi haritası varsa, dürüst olalım işlemiyor. Burada bir büyük kale oluşturup, cari gerçekleri yüksek surların arkasından göremeyeceğiniz gibi, artık gayet net anlaşılıyor, Çin’i daha geri itemiyorsunuz…
Üstüne, surların içinde saydığınız müttefikleriniz çatır-çatır Çin’le işbirliği yapıyor. (‘Britain and China hail reset in ties as Starmer seeks sophisticated relationship’, Ocak 2026, Reuters ve daha iki gün önce, ‘Chinese and British senior officials discuss enhancing economic, financial ties’, Xinhua.)
***
ABD şu an diplomasiyle ilgilenmiyor. Kötü. Beyaz Saray, bölge ülkelerine İran boğazı açsa bile kuşatmayı kaldırmayacağını da söyledi. Ablukayı nükleer dayatmalarını Tahran’a kabul ettirmek için manivela olarak kullanıyor…
Olan bize oluyor. Amerika’nın bölgedeki müttefiklerinin ve küresel ekonominin canına okunuyor. ABD eskisi gibi enerji fiyatlarını ve piyasayı kontrol edebileceğini sanıyor. Edemiyor. Öyle olsa, ülkesindeki benzin fiyatlarını ederdi. Öyle olsa, Babülmendep ve Riyad’ın kara boru hatlarına saldırılar olduğunda yaşanan dalgalanmaları engellerdi. Daha öncesinde bu saldırıları durdurabilirdi! Amerikan adımlarının hepsi konvansiyonel, hatta taktik. Stratejik adım atamıyor…
Cumhurbaşkanı Erdoğan dün, “Küresel petrol ihracatının yüzde 35’inin geçtiği Hürmüz’deki tıkanıklık onca çabaya rağmen aylardır giderilemedi” derken aslında bu açmazı, açmazın ardındaki nedeni, o mahut kafaları eleştiriyor.
Şu ana kadar savaş, önüne geçilebilir hatta ölçülü şekilde ilerledi. Taraflar açık kapılar bırakmak istedi. Ama üçüncü bir savaş turu kimsenin kontrol edemeyeceği sonuçlar üretir. ‘Büyük oyuncular bunu göremiyor’ demiyoruz. Dediğimiz daha kötü; basit para ve hegemonya hırsları nedeniyle doğru yolları yakıyorlar…
***
Yine Cumhurbaşkanı’nın “odadaki fil” metaforu tam bunu anlatıyor…
“Birileri odadaki fili görmemekte ısrar etse de, mevcut sistemin hakkaniyetli ve sürdürülebilir olmadığını artık herkes biliyor. Uluslararası hukuk neredeyse askıya alınmış durumda. Uluslararası anlaşmalar deyim yerindeyse, hükmünü yitirmiş durumda. Uluslararası mahkemelerin verdiği kararlar aynı şekilde uygulanamaz durumda. İlkeler, normlar, sistemin merkezinde yer alan kurallar, bunların tamamı ayaklar altına alınmış durumda”.
‘Mevcut sistemi’, ‘mevcut düzen’ olarak kabul edin. ‘Sürdürülebilir değilse’, Yemen’de, İran’da, Ukrayna’daki savaşların, İsrail-Filistin’deki soykırımın, ekonomik krizlerin, “eski düzen”in metodları, alet-edevatıyla, ana oyuncularının yöntemleriyle çözülemeyeceğini kabul etmemiz, nihayet, onlara veda etmemiz gerekiyor…

