Ekonomide bazen aynı rakam, farklı zamanlarda farklı ağırlık taşır. Enflasyon gerilerken yerinde duran faiz de böyledir. Kâğıt üzerinde değişmez; fakat şirketin kasasında, tüketicinin bütçesinde, yatırımcının kararında daha ağır hissedilir. Bugün sormamız gereken soru, bu ağırlığı bir miktar hafifletecek alanın oluşup oluşmadığıdır.
Cevabı ararken son iki yılın izini sürdük. Ekim 2024’ten Eylül 2026’ya uzanan 24 ay boyunca enflasyonla politika faizi arasındaki mesafenin nasıl değiştiğine baktık. Ortaya çıkan tablo, faiz indirimi beklentisinin sayısal bir zemini bulunduğunu gösteriyor.
RAKAMLARIN AÇTIĞI ALAN
Bu dönemde politika faizi ile yıllık enflasyon arasındaki fark ortalama 6,21 puan olmuş. Medyan, yani ortanca değer ise 6,04 puan. Bugün yüzde 37 faiz ve yüzde 29,73 enflasyonla aynı mesafe 7,27 puana ulaşmış durumda.
Üstelik mesele yalnızca puan farkından ibaret değil. Bu farkın faizin içindeki payı da büyümüş. Son 24 ayın ortalamasında yüzde 15,19, medyanında yüzde 15,70 olan oran, bugün yüzde 19,65’e çıkıyor. Enflasyon aşağı indikçe, değişmeyen faizin taşıdığı marj genişliyor.
Geçmiş dönemin ortalama ve ortanca puan farkını bugün korusaydık, politika faizi yaklaşık yüzde 35,8–35,9 olurdu. Aynı hesabı oransal makas üzerinden yaptığımızda yüzde 35,1–35,3 aralığına ulaşıyoruz. Başka bir ifadeyle, tarihsel karşılaştırma yaklaşık 100–200 baz puanlık indirim alanına işaret ediyor.
Elbette geçmişin ortalaması bugünün değişmez reçetesi değildir. Bu hesap, geçmişteki marjın bugün de yeterli sıkılığı sağlayacağı varsayımına dayanıyor. Yine de enflasyon görünümünde bozulma olmaması koşuluyla, ölçülü bir indirimi konuşmak için elimizde somut bir dayanak var.
PİYASANIN GÖRÜNMEYEN FRENİ
Ancak piyasadaki sıkışmayı anlamak için faiz tablosundan başımızı kaldırıp ödeme zincirine de bakmalıyız. Fonlarda yaşanan sorunlar, parasına zamanında ulaşamayan insanların ve işletmelerin önüne yeni bir engel koydu.
Bir işletmenin beklediği para gelmediğinde mesele onun kasasında bitmez. Tedarikçisine yapacağı ödeme gecikebilir, vereceği sipariş ertelenebilir. Tasarrufuna erişemeyen bir hane de harcamasını kısabilir. Bir yerde duran para, başka yerlerde de alışverişi ve üretimi yavaşlatabilir.
Böylece yüksek faizin zaten frenlediği talebe ikinci bir fren eklenmiş oluyor. Bu etkinin büyüklüğünü henüz ölçmüş değiliz. Fakat piyasanın hesaplanandan daha derin bir durgunluğa sürüklenmesi ihtimalini görmezden gelemeyiz. Para politikası, son haftalarda oluşan bu ilave sıkışmayı da tartmak zorundadır.
BORSADAN REEL EKONOMİYE
Borsa İstanbul›daki büyük kayıplar da aynı zincirin bir başka halkası. Eriyen tasarruflar ve sarsılan güven, yatırımcının harcama cesaretini azaltırken şirketlerin geleceğe ilişkin kararlarını da etkileyebilir. Faizlerde geri çekilme pozitif bir gündeme geçilmesini destekler.
Ölçülü bir faiz indirimi, paranın maliyetini düşürerek şirketlerin nakit akışına nefes aldırabilir. Buna ek olarak yatırımcının finansal maliyetinin azalması borsa yatırımın cazibesini arttırabilir. Yatırım beklentilerini destekleyen bir iklim, borsadaki kan kaybının sınırlanmasına da katkı sağlayabilir.
Elbette, güvenin yeniden kurulması için denetim ve hesap verme süreçleri kendi mecrasında ilerlemelidir.
Sonuç olarak, bugün rakamların gösterdiği alanla piyasanın hissettiği sıkışma aynı noktada buluşuyor. Fiyat istikrarı hedefini koruyarak, kontrollü bir faiz indirimini ciddi biçimde değerlendirme zamanı gelmiştir. Bu indirimin en az 100 baz puan en yüksek 200 baz puan olması TCMB’nin işaret ettiği sıkı para politkasını korumasına yeterli gözüküyor. Ekim ayı toplantısında faiz indirimi kaçınılmaz.
Ekonominin nabzını tutmak, frenin ne kadar sıkılması gerektiğini bilmek kadar, ne zaman bir miktar gevşetilebileceğini de görebilmektir.

