“Karşılaşma trafiği” ve güzellik bilinci

Fatma Barbarosoğlu
Fatma BarbarosoğluYeni Şafak Gazete Yazarı
04:00, 09/10/2026, Cuma • Yeni Şafak Haber Merkezi
“Karşılaşma trafiği” ve güzellik bilinci

I-

Metinleri özetlemek ile metinlerden kavramlar çıkararak metinlerin arasında yürümek aynı şey değildir. Fakat ne yazık ki pek çok sempoz-yumda, panelde, anmak için yapılan toplantılarda yazarların metinlerini özetleyen tebliğler hazırlanıyor ve gün boyu süren sempozyumun neredeyse üç ayrı oturumunda aynı metin özetleniyor. Fakat ne programı düzenleyenler ne de özeti tebliğ olarak sunanlar bunda hiç sakınca görmüyor. Yanlış anlaşılmasın konu hakkında konuşmak için özet gereklidir elbet ama özetten yola çıkarak bir kavramlaştırma, bir değerlendirme olması şarttır.

Özet deyince yapay zekaya yaptırılan özetleri kastettiğimi düşünmeyin lütfen. Bu ayrıca üzerinde durulması gereken bir konu. Bahsettiğim sahneler yapay zekâ çağından değil. Fakat ne yazık ki yapay zekâ çağında da öğrencilere roman özeti vererek okuma alışkanlığı kazandırılmaya çalışılıyor. Zaten sorun bu alışkanlık bahsinde başlıyor. Alışkanlık makbul bir şey değildir. Okuma zevki ve okuma idraki kazandıracak eylemler üzerinde durmamız gerekiyor.

İki hafta önce Suat Derviş’in Kendine Tapan Kadın romanını karşılaşmalar üzerinden okuyacağımı söyleyince değerli okuyucularım neden bunu özellikle belirtme ihtiyacı duyduğumu sordu. Ki aralarında mesleğine aşkla bağlı öğretmenler de var.

Metnin içinde yol almak için bir kavram eşliğinde gezinmenin dikkati yoğunlaştırıcı bir özelliği olduğuna inanıyorum.

Dikkati yoğunlaştırmak için öğrencilerinizi magazin üzerinden konuya dahil edebilirsiniz ve bu hiçbir zaman hedefinden dönmez deyince “Nasıl?” soruları akın etti.

Ve nihayet dün bir okuyucum bunu kastediyorsunuz diyerek bendenize bir link gönderdi. Gönderilen haberi açtım, Paris moda haftasına dair bir haber.

Paris Moda Haftası’nda bir zamanlar Necmettin Erbakan’ın taktığı kravatların markası olarak muhafazakarların da gündemine giren marka (adını yazmayacağım) düzenlediği defileyi bir kütüphanede yapmaya karar veriyor. Kütüphane ve defile. Okuyucumun haberi yorumlamamı isteme sebebi belli ki defilenin kütüphanede yapılması.

Esasında bana gönderilen haberin merkezinde kütüphane yok. Haberin merkezinde moda haftasına davetli olarak katılan Hande Erçel’in elindeki kitaplar var. Şöyle deniliyor haberde:

“... İlkbahar/Yaz 2027 defilesine katılan ünlü oyuncu, mavi-beyaz çizgili gömlek, ekose etek ve topuklu ayakkabılarından oluşan kombiniyle objektiflere yansıdı. Ancak Erçel’in görünümünde moda detaylarının önüne geçen başka bir ayrıntı vardı. Oyuncunun kucağında taşıdığı kitaplar kısa sürede sosyal medyada merak konusu oldu.”

Meraklar giderildi ve kitapların Orhan Pamuk’un İstanbul ve Masumiyet Müzesi kitapları olduğu sosyal medyada bolca paylaşıldı.

Defileyi düzenleyenler davetlilerden kitaplarla gelmelerini istemiş çünkü defilenin adı Antibiblioteca. Defileye/etkinliğe “Antibiblioteca adının verilme sebebi şöyle izah ediliyor:

“Defile, ünlü yazar Umberto Eco ve Nassim Nicholas Taleb’in kullandığı “Antibiblioteca” (Anti-kütüphane) kavramından ilham almıştır. Bu kavram kütüphane karşıtlığı değil; aksine henüz okunmamış kitapları, keşfedilmemiş fikirleri ve insanın bitmeyen öğrenme potansiyelini simgeler.”

Davetlilerin getirdiği kitaplar Halk Kütüphanesine bağışlanacakmış.

Ne acıdır ki birkaç ay önce nadide kitapların Yapay Zeka’ya yüklenmek için toplanıp sonra da imha edildiği haberi “Kitabını al gel” defilesi kadar haberleştirilmedi Bir avuç kalmış gerçek okuyucular kendi aralarında haberi ağıt yakarak paylaştı, o kadar.

Şimdi haberi görmek ile habere maruz kalmak arasındaki fark üzerinde duralım.

Bu defile bir kütüphanede yapılmamış olsaydı iflas etmenin eşiğinde ne vakittir eğleşen markanın şovu diğer markalar arasında öne çıkmayacaktı...

Defilelerde önemi olan sunulan kıyafetler değil, bir zihniyeti temsil eden şovlardır. Şovlar normalin sınırlarını zorlama işlevi görür. Defileler ilk ortaya çıktığında mankenler “canlı askı”lar olarak nitelendirilmişti. Günümüzün şovlarının en önemli özelliği mankenlerin “cansız, donuk, itici ve ifadesiz bir yüz ile” sunum yapmaları.

Üzerinde durulması gereken nokta şu: Bir taraftan canlı mankenler “itici” bir temsil ile podyumda arzı endam ederken diğer taraftan ekran üzerinden yapay zekâ ile yapılan sunumlar gerçek hayatta hiçbir kadının ulaşamayacağı bir cazibe merkezi olarak doğal, sevimli ve çok çekici olarak ortaya konuyor. Yapay Zekâ evreninde her şey “kusursuz” ve “mükemmel”. Yaşı kaç olursa olsun bu evrene maruz kalan genç ya da fakir her kadın, kendini olduğundan daha fakir, daha çirkin ve yaşlı hissediyor. Diğer taraftan şovlar, kıyafet sunumu adı altında esasen güzelliği, estetiği, beğeninin merkezini değiştirip dönüştürüyor. Dünya giderek çirkinleşiyor/çirkinleştiriliyor. Sanki bir el itina ile incelikli, işçilikli dünyamızı makinelerin seveceği, ışıltısını yitirmiş, donuk bir sahneye dönüştürüyor.

II-

Güzellik nedir? Güzellik bir “karşılama” ve “karşılaşma” mıdır?

Suat Derviş, Kendine Tapan Kadın romanını tefrika ederken karşılaşmaları romanın merkezine yerleştiriyor. Romanı bugüne getiren de esasında “karşılaşmalar” bahsinin işlevsellik ile tekinsizliği bir arada harmanlayan yapısı.

Roman boyunca yazara hareket imkânı sunan karşılaşmalar şöyle ilerliyor:

* Sârâ annesinin temizliğe gittiği Şişli’deki evde kendi yaşındaki kızlarla karşılaşıyor.

* Sârâ sokakta okuldan arkadaşı Pakize ile karşılaşıyor ve onun muhitine giriyor.

* Pakize’nin daveti ile gittiği Adalar’da Demir ile karşılaşıyor

* Demir ile nişanlı iken gittiği lokantada zengin, yaşlı ve çirkin et tüccarı ile karşılaşıp Demir’i terk ederek, yaşlı adamla şaşalı bir düğün ile evleniyor.

 Et tüccarı ile evlendikten sonra yalıda yaşamak yerine otelde kalarak bir giydiğini bir daha giymeyerek kendine özenen bakışlarla karşılaşmak istiyor ve bir asalak olarak yaşayan Şair Fahir ile karşılaşıyor. Fahir onu ve kocasını “ötekilerle” karşılaştırma görevini üstlenmiş oluyor.

* Sârâ, kendisi gibi narsist olan Vahdet ile Fahir aracılığı ile tanışıyor.

* Fahir, Sârâ’yı ikna ederek yalıda davet verdiriyor ve Sârâ orada kendi evinde nasıl bir yabancı olduğu gerçeği ile karşılaşıyor. Herkes çok doğal bir şekilde birbiriyle konuşup eğlenirken, açık büfede her türlü yiyeceğin doya doya tadına bakarken Sârâ hiç kimse ile konuşamıyor çünkü hem sesini kullanma becerisinden ve görgüsünden mahrum hem de insanlarla sosyalleşebilmesine vesile olacak tek bir cümlesi yok. Çünkü hayatı boyunca sadece eline aldığı aynada dışını gördü. İçinden mahrum olduğunu, muhtevası olmayan bir ambalaj olduğunu ilk defa o akşam kimse kendisine bakmaz iken gördü.

“Otelde kendisini oldukça uzaktan seyreden meraklılar karşısında bir film afişi gibi cansız ve buutsuz bir resimdi. Halbuki şimdi, evinde, misafir kabul eden, canlı bir kadındı. Oradayken cemiyet hayatını uzaktan seyreden bir müşahit gibiydi. Şimdi kendisi de bu hayatın içine karışmış bir aktördü.”

“Haftalardan beri ‘herkesi hasetten çatlatmak’ için en güzel bir fırsat olarak düşündüğü bu geceden en ufak bir zevk bile duymuyordu. Herkesten şık ve herkesten güzel olmasına rağmen tarif edilmez bir küçüklük duygusu birdenbire kendisini sarmıştı.”

“Çok güzel olduğu için kendisini daima herkesten değerli zannederdi ve eğer günün birinde zengin olursa bu değerinin anlaşılacağını düşünürdü.” (s.324-326)

Eleştirmenler arasında Sârâ’nın annesinin temizliğe gittiği Şişli’deki evde sınıf bilinci kazandığını söyleyenler var. Sârâ’nın bu karşılaşmadan sınıf bilincine erişip erişmediğini söylemek çok kolay değil. Ama yazarın (Suat Derviş) “sonradan görme” zenginlere karşı oldukça gelişmiş bir sınıf bilincine ve gözleme sahip olduğunu söylemek mümkün. Nitekim bu, Halide Edib’in romanlarında ve Yeşilçam filmlerinin “hacı ağa” tiplemelerinde de sıkça karşılaştığımız bir tema.

Sârâ’nın annesi, kızını temizliğe gittiği eve götürmese de Sârâ güzelliğinin farkında olacaktı muhtemelen.

Sorun şu: Güzelliğin farkında olmak ile güzelliğini merkeze almak arasındaki mesafeyi bugünün gençlerine yeterince anlatabilecek felsefi donanıma sahip miyiz? Bu donanım ile evlatlarımızla, öğrencilerimizle konuşabiliyor muyuz?

Ne okul ne de aileler “karşılaşma” trafiğini çocuklar ve gençler adına yönetebilecek yordama, estetik bilince ve etik donanıma sahip.

Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026