Araştırmacı gazeteci bilinen Uğur Dündar kişisi, evvelce Ahbap’larına tam gaz destek verip överken, pislikler ortaya dökülünce ağız değiştirdi.
“Para toplama yetkisi verilmeseydi ne suç ne de suçlu olurdu.”
Alkış!
Ne muhteşem bir değerlendirme!
Gören duyan hayrete düştü.
*
Bu bakış açısıyla, dünya kökten değişir.
Yine de lütfetmiş, ortada bir suç ve suçlu olduğuna itiraz etmemiş.
*
Bir kişiye silah ruhsatı verilmesi “Git kafana göre adam vur” demek midir?
Sürücü belgesi verilince “Kırmızıda geç, aşırı hız yap, öndeki araçlara makas at, trafiği tehlikeye sok, kaza yap” demeye mi gelir?
Öyle bir durumda ruhsat ve sürücü belgesi verenler mi sorumludur?
Karıştırmacı gazeteciliğe geçmiş herhâlde.
*
O görüşün izinden ilerlersek…
Para toplama yetkisi verilmeseydi, o takım nasıl büyük bir gürültü koparırdı?
Her biri ayrı bir şey yumurtlardı.
Gezi’de olduğu gibi ne saçmalıklar duyardık kim bilir!
- Depremzedelere yardım etmek isteyen iyi niyetli bir derneğe nasıl para toplama izni verilmez?
- Bu halka ihanettir, zulümdür.
- Deprem bölgesinde halk perişan.
- Devlet yok Ahbap var, onun da yardım etmesi engelleniyor.
- Üç güne kadar para toplama izni verilmezse, hükümet düşer.
- Avrupa Birliği, Türkiye’ye sert yaptırımlar uygular.
- Avrupa Parlamentosu ceza keser.
- NATO dağılır.
- Birleşmiş Milletler sarsılır.
- ABD küser.
- Üçüncü dünya savaşı çıkar.
- Kıyamet kopar.
*
Saçma gelmesin.
Gezi zamanı daha saçma maddeler sıraladıklarını görmüştük. Unuttuk mu?
Hepsi en gür sesiyle itiraz edecekti.
Çünkü siyahlar giyen müzisyen “ülkenin en güvenilir kişisi” seçilmiş. Daha ne olsun?
O da toplanan yardım paralarını iç etmiş.
Gitmiş kumarda harcamış.
990 milyon lira nasıl bir paradır? Bin değil, milyondan bahsediyoruz. Sıfırlarından tren katarı olur. İki kuruş daha eklense milyar olacak.
Adamın sicili bozukmuş, dolandırıcılıktan ve sahtecilikten hapis yatmış; kime ne?
*
Haluk Levent’i ve derneğini devletten büyük göstermeye çalışanların maksadı Haluk Levent’in maksadından çok daha önde.
Az daha Ankara’nın ortasındaki Kızılay Meydanının adı değişecek, Haluk Levent Meydanı olacaktı.
Kızılay’a yüklenmenin vaktiydi zira.
Abartılı gelmesin. Adamı Hatay’a belediye başkanı yapmak istemediler mi?
Dahası Cumhurbaşkanı adayı olması gündeme gelmedi mi?
Çünkü adam İzmir Marşını çok güzel söylüyor.
“İzmir’in dağlarında çiçekler açar…”
Sanki başka dağlarda çiçekler küsmüş, açmaktan vazgeçmişler.
*
Bütün bu saçmalıklar Erdoğan düşmanlığından.
Muhalif olmayı düşmanlığa çevirdiler.
Gitsin de isterse memleket batsın!
Yeter ki gitsin!
Onlar bu kafayla yol aldıkça, Erdoğan’ın yeri sağlamlaşıyor.
Görüyorlar aslında.
Gördükçe daha fazla sapıtıyorlar.
Ayarları bozuluyor, zıvanadan çıkıyorlar.
Çapsızlık, zavallılık, çaresizlik, üçü bir arada.
*
“Haluk’un vedaı” bu defa farklı.
Benzerlikler az.
Yine de birkaç mısra ile anmaktan zarar gelmez.
“İşte bir yol ki hep çakıl ve diken;
Geçeceksin yarın bu yoldan sen...
Geçeceksin, ayakların yorgun,
Ellerin serha serha, bağrın hûn…”

