Sakarya''dayız; Sakarya Nehri üzerinde 1495 tarihli II. Bayezid Köprüsü bir sahneye dönüştürülmüş.
Otuzuncu vefat yıl dönümünde Necip Fazıl''ı anmak için burada toplandık.
Tarihî köprünün altından Sakarya bir başka akıyor bu akşam.
Akan suyun sesine şiirler ekleniyor.
Üstadın kendi sesinden Sakarya şiirini dinliyoruz.
''İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya; Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya...''
***
Alifuatpaşa''nın Parla Tepesi üzerinde nazlı nazlı salınan bayrak, projektörle aydınlatılınca, hilal ve yıldız bize oradan göz kırpıyor.
Tepe, rüzgâr, bayrak ve ışık.
Ve şiirin sultanından okunan şiirler...
Az sonra tepenin arka tarafından daha güçlü bir ışık yükselmez mi?
Ay doğuyor, dolunay.
Yavaş yavaş yükseliyor.
Parla Tepesi parladı işte.
***
Cihat Zafer ve Süeda Çil, üstadın şiirlerini okuyorlar.
Aramızdan ayrılışının otuzuncu yılında otuz şiirle, arada anlatılan anekdotlarla ve konuşmalarla Necip Fazıl''ı anıyoruz.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan''ın sesinden İstanbul şiiri yankılanıyor.
''Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar; Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar...''
Okuduğu bir şiir yüzünden hapse gönderilen bir İstanbul Belediye Başkanı, bugün ülkenin Başbakanı.
Necip Fazıl ise hapisle, mahkemeyle ömrünü geçirmiş bir şair.
Bu akşam burada bütünleşmişler.
***
Yıl 1952. Necip Fazıl, sonradan beratla sonuçlanacak bir ithamla cezaevinde. Herkesten çok incinmeye müsait olan ruh hali, uyumasına izin vermiyor. Ayrıntıları Cinnet Müstatili adlı kitabında anlatılan o günlerde huzuru tümüyle bozulmuştur. Böyle uykusuz, yorgun, kaygılı bir günün sabahında mahkemesi vardır.
Hâkim huzuruna çıkartılıyor. Kendisine söz verildiğinde, belagatlı üslubu ile konuşmaya başlayınca, hâkim, sözünü kesiyor ve ''Rol yapmayın Necip Fazıl Bey, diyor, kısa kesin!''
Necip Fazıl, uykusuzluğunu, yorgunluğunu, kaygılarını dile getirmeden ve fakat onların hepsini birden kastederek cevap veriyor: ''Rol yapıyorum hâkim bey, ayakta duruyorum.''
Rasim Özdöneren bu hatırayı anlattıktan sonra şunu ekler:
''Fakat acaba o hâkim, Necip Fazıl''ın ne demek istediğini anlamış mıdır, bilemiyoruz.''
Bence anlamış olmalı.
***
Kısakürek soyadı ile ilgili olarak Hüseyin Yorulmaz''a kulak verelim.
Yavuz Sultan Selim, Doğu seferinin ardından Maraş''ı aldıktan sonra bir caminin açılış merasiminde bir kürek lâzım olmuş.
Padişah hemen yakında bulunan kısa boylu bir adamı öne doğru itip ''Alın size kısa kürek!'' demiş.
O günden sonra bu kişinin sülâlesinden gelenlerin lakabı ''Kısakürekler'' olmuş.
Soyadı kanunundan sonra da o ismi almışlar.
***
Programın açılışını yapan Sakarya Valisi Mustafa Büyük, Üstad Necip Fazıl''ın yalnızca büyük bir şair değil, aynı zamanda büyük bir dava ve mücadele adamı olduğunu ifade etti.
''Hayatı boyunca inandığı davası için, bir neslin oluşması için, kendi ifadesi ile ''ciğerlerinden kan çekerek'' bunu gerçekleştirir. Bunu göze almak her faninin harcı değildir. İşte bundan sonradır ki, ismi Mimar Sinanların, Itri ve Dede Efendilerin, Fuzuli ve Şeyh Galiplerin hizasına yazılır'' dedi.
***
Gerçekten de bugün nereye giderseniz gidin, öğrenciler ve öğretmenler Necip Fazıl''ın şiirlerini okumaktadır.
Valiler ve belediye başkanları onun eserlerine -ezberlemişçesine- hâkimdirler.
Büyük Doğu neslinden olduğunu söyleyen rektörlerle, dekanlarla karşılaşırsınız.
Bakanlar, milletvekilleri için de durum aynıdır.
''Üstat'' denildiğinde kimsenin aklına ondan başkası gelmez.
Necip Fazıl, modern şiirin olduğu kadar, mütefekkirlerin de öncüsüdür.
Masum Anadolu''nun mahcup ve saf çocuklarını ayağa kaldırmış, özgüven aşılamış, başlarını dik tutmayı ve ileri bakmayı öğretmiştir.
Maya tutmuştur, çekile çilenin bedeli tahsil edilmiştir, vatan ona minnettardır.
Başlıklar :

