15 Temmuz sonrası Türkiye’nin enerji vizyonu

04:00, 14/07/2026, SalıG: Güncelleme: 06:16, 14/07/2026, Salı
Yeni Şafak
15 Temmuz sonrası Türkiye’nin enerji vizyonu
Fotoğraf: Arşiv

Doç. Dr. Merve Suna Özel Özcan - Kırıkkale Üniversitesi

15 Temmuz 2016 darbe girişimi, Türkiye’de ve Türk siyasal hayatında yalnızca bir iç güvenlik krizi değil, Ankara’nın dış politikasında güven kodlarını yeniden yazan bir kırılma noktasıdır. Bu kırılmanın en somut, yansımalarından biri enerji alanında ortaya çıkmıştır. Darbe girişiminden önce büyük ölçüde ithalata dayalı olan, enerji tedarik güvenliğini uzun vadede sağlamaya çalışan ve enerjiyi dış politikanın türev bir alanı olarak konumlandıran Türkiye, 2016 sonrasında bu denklemi tersine çevirmiştir.

Politikalarının temel önceliği, ekonomik büyümeyi desteklemek ve kesintisiz enerji arzını garanti altına almaktır. Ancak Türkiye, özellikle 15 Temmuz sonrasında bu klasik yaklaşımın bir adım ötesine geçerek Afro-Avrasya jeopolitiği içerisinde kendisini yalnızca enerji tüketen ya da enerji geçişine aracılık eden bir ülke olarak değil, enerji merkezi olma iddiası taşıyan ve enerji alanındaki arama-geliştirme faaliyetlerini destekleyen bir aktör olarak konumlandırmaya başlamıştır. Elbette bu yaklaşımın arka planında yalnızca ekonomik çıkarlar değil, bölgemizde yaşanan çatışma ve savaşların küresel etkilerini en aza indirme, enerji krizlerinin insani sonuçlarını azaltma ve küresel ölçekte barışı koruma arayışı da bulunmaktadır.

ENERJİ KORİDORUNDAN OYUN KURUCU AKTÖRE

Darbe girişimi sonrasında devlet kapasitesinin güçlendirilmesi, kritik altyapıların korunması ve dış müdahalelere karşı daha dirençli bir yapı oluşturulması öncelik kazanırken, enerji güvenliği de ulusal güvenliğin ayrılmaz bir parçası olarak görülmeye başlandı. Bu açıdan da Türkiye’nin hedefi, yalnızca enerji ithal eden ve enerji geçişine aracılık eden bir ülke konumunda kalmak değil. Çünkü burada en önemli konu enerji üretimi, enerjinin depolanması, ticareti ve güvenliği ekseninde söz sahibi olan bölgesel bir güç hâline gelmektir. 15 Temmuz öncesinde Türkiye’ye biçilen enerji rolünde “enerji koridoru” yaklaşımı varken, artık “enerji merkezi” vizyonuna geçilmiştir. Enerji merkezi modeli ile enerjinin depolandığı bir merkez olmanın yanı sıra Türkiye’nin yeni enerji politikası, dış politikada hareket alanı oluşturan, Afro-Avrasya bağlantısallığını güçlendiren ve Türkiye’yi jeoekonomik rekabetin merkezine taşıyan daha kapsamlı bir stratejik yönelimi temsil etmektedir.

Burada jeopolitik, teknoloji ve enerjinin iç içe geçtiği yeni bir alan oluşmuştur. Türkiye’nin enerji politikasında öne çıkan en önemli başlıklardan biri, enerji güvenliğinin kara merkezli bir mesele olmaktan çıkıp deniz jeopolitiği, teknoloji kapasitesi ve altyapı güvenliğiyle birleşmesidir. Bu noktada Türkiye, yalnızca enerji kaynaklarına erişmeyi değil; araştırma-geliştirme, üretim, depolama ve ticaret kapasitesini aynı stratejik çerçeve içerisinde geliştirmeyi hedeflemektedir. Böylece Türkiye, kriz dönemlerinde yalnızca enerji tüketen bir ülke olmaktan çıkarak enerji güvenliğini yöneten ve bölgesel denklemi şekillendiren bir aktör hâline gelmektedir. Çünkü günümüzde enerji güvenliği, sadece kaynağa sahip olmakla değil; kaynağı arayabilmek, çıkarabilmek, işleyebilmek, depolayabilmek ve bölgesel piyasalara yönlendirebilmekle mümkündür.

JEOEKONOMİK DÖNÜŞÜM

Aslında Türkiye’nin enerji politikasında yaşanan dönüşüm yalnızca ulusal bir strateji değişikliği değildir. Küresel sistemin Afro-Avrasya eksenli ve giderek çok merkezli bir enerji düzenine evrilmesi, Türkiye’nin de bu yeni jeopolitik mimari içinde kendisini yeniden konumlandırmasını zorunlu kılmıştır. Bu nedenle 15 Temmuz sonrasında geliştirilen enerji politikaları yalnızca arz güvenliğini sağlamayı değil, Türkiye’nin yeni uluslararası sistemdeki jeoekonomik rolünü yeniden tanımlamayı da amaçlamaktadır. Bu dönüşümün sahadaki en belirgin yansımaları ise Doğu Akdeniz, Afrika ve Karadeniz gibi üç kritik jeopolitik alanda görülmektedir. İlk olarak burada Mavi Vatan doktrini, Türkiye’nin enerji politikasının denizlerdeki stratejik uzantısı olarak okunmalıdır. Çünkü Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon rekabeti yalnızca doğal gaz rezervleri meselesi değildir; aynı zamanda kıta sahanlığı, münhasır ekonomik bölge, deniz yetki alanları ve egemenlik hakları meselesidir. Türkiye bu nedenle Fatih, Yavuz, Kanuni ve Abdülhamid Han sondaj gemileriyle sahada varlık göstermiş; Libya ile 2019’da imzaladığı deniz yetki alanları mutabakatıyla Doğu Akdeniz’de dışlanmaya çalışılan enerji denklemine hukuki ve jeopolitik bir cevap vermiştir.

Bu bağlamda Türkiye’nin enerji politikasında dikkat çeken ikinci jeopolitik alan Afrika’dır. Özellikle Somali örneği, Türkiye’nin enerji diplomasisinin Doğu Akdeniz ile sınırlı kalmadığını, Afrika Boynuzu’na ve Hint Okyanusu hattına doğru genişlediğini göstermektedir. Türkiye’nin 2024’te Somali ile imzaladığı hidrokarbon anlaşmaları ve Oruç Reis sismik araştırma gemisini Somali açıklarına göndermesi, Ankara’nın enerji arama kapasitesini artık kıta dışı sahalara taşıdığını ortaya koymaktadır. Üçüncü jeopolitik alan ise Karadeniz hattıdır. Hürmüz Boğazı merkezli krizler, küresel enerji güvenliğinin yalnızca üretim kapasitesine değil, enerji geçiş güzergâhlarının güvenliğine de bağlı olduğunu göstermektedir. Basra Körfezi ve Hürmüz hattında yaşanan her gerilim enerji piyasalarında kırılganlığı artırırken, Türkiye’nin Karadeniz, Kafkasya ve Avrupa bağlantılı enerji konumunu daha görünür hâle getirmektedir. Türkiye açısından yalnızca Sakarya Gaz Sahası üzerinden yerli üretimin artırıldığı bir alan değildir ki bu durum aynı zamanda Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında enerji arz güvenliği, deniz güvenliği ve bölgesel bağlantısallığın kesiştiği stratejik bir merkez hattına dönüşmüştür.

GÜVENLİK ANLAYIŞI YENİDEN ŞEKİLLENDİ

Nitekim Türkiye’nin güvenlik anlayışı yalnızca askerî tehditlere karşı değil; ekonomik güvenlik, enerji güvenliği, kritik altyapıların korunması ve tedarik zincirlerinin sürdürülebilirliği ekseninde yeniden şekillenmiştir. Bugün enerji güvenliği yalnızca petrol ve doğal gaz üretimiyle açıklanamaz. Sismik araştırma teknolojileri, derin deniz sondaj kapasitesi, uydu görüntüleme sistemleri, yapay zekâ destekli rezerv analizleri ve kritik altyapıların dijital güvenliği yeni enerji jeopolitiğinin ayrılmaz parçaları hâline gelmiştir. Önümüzdeki dönemde enerji merkezleri yalnızca kaynakların bulunduğu yerler değil; krizleri yöneten, bağlantısallığı sağlayan ve alternatif güzergâhlar üretebilen ülkeler olacaktır. Türkiye’nin geliştirdiği yeni enerji vizyonu da tam olarak bu dönüşümün bir ürünüdür.

Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026